|
Bugün okuduğum
gazetelerde iki olay dikkatimi çekti...
1) Sanem Altan'ın
Vatan'da Röportajları yayınlanmaya başlanmış... (Uzun süredir devam
ediyormuş da ben yeni farkettim)
2) Gazeteci Orhan Karaveli
“Ali
Kemal ; Belki Bir Günah Keçisi” isimli kitabını
yazmış...
Birbiri ile ilişkili gördüğüm iki olay
konusundaki Düşüncelerimi yazma ihtiyacını
hissettim...
ÇAĞDAŞ
AŞİRET:
Altan ailesinin 6 ferdi 4 ayrı gazetede
yazıyor.
Dede Çetin Altan Milliyet’te, Mehmet Altan Star’da,
Ahmet Altan Taraf’da, Torun Sanem Altan’da Vatan’da… Mehmet Altan ve
Ahmet Altan çalıştıkları gazetelerin Başyazarı..
Ahmet Altan
ayrıca Genel Yayın Müdürlüğünü de yürütüyor. Ahmet Altan’ın
kızı Sanem Altan NTV’de Spor Programı da yapıyor. Sanem Altan’ın
Kocası İbrahim Seten de Vatan’ın Spor Müdürü…
Ahmet Altan’ın
Oğlu Kerem Altan’da Spor yazarı. Bir ara Vatan’da yazıyordu.
Altan ailesinin Spor yazıcılığında parlamasında, Ahmet
Altan’ın eşinin amcası Spor Yazarı Necati Bilgiç’in ve onun oğlu
Gürcan Bilgiç’in payı var mıdır? Bilinmez…
Mehmet
Altan’ın oğlu Ömer Altan da Leman da karikatürist…
Çetin
Altan’ın eski eşi Mine G. Kırıkkanat’da Vatan yazarı…
Şimdiki
eşi Solmaz Kamuran da Romancıdır…
Hepsinin ortak özelliği,
yabancı dille eğitim yapan okullardan mezun olmaları, çok iyi derecede
yabancı dil bilmeleri, uzun yıllar yurt dışında
yaşamalarıdır…
Bu çağdaş aşiret, Medya'da daha
uzun yıllar hakimiyetini sürdürecek gibi
görünüyor...
Not: Altan ailesi, yazılarında sık sık
Şarklılıktan yakınırlar... Genç yaştaki çocuklarına "köşeler" bulmak,
"köşeler" vermek, ŞARKLILIK değil midir? Hatırlarsınız,
İstiklal Savaşından sonra halk tarafından linç edilen, Damat Ferit’in
içişleri bakanı Ali Kemal’i, Gazeteciler Cemiyeti 2005
yılında Basın Şehidi İlan etmişti…
Bu kez de Gazeteci
Orhan Karaveli “Ali Kemal ; Belki Bir Günah Keçisi” isimli kitabını
yazmış..
Kitaba göre, Ali Kemal; sportmen, maceraperest,
romantik, şık ve çok dil bilen bir entelektüel bir kişilikmiş.…
Ali Kemal; Hayatının yarısını yurtdışında geçirmiş. Paris,
Halep, Mısır, Cenevre, Londra ve Viyana’da yaşamış. İçişleri Bakanlığı
yapmış ve Sorbonne’da edebiyat dersleri vermiş. Kadın hakları
savunucusuymuş.
“Ben Türk halkını tanımamışım, ondaki
yaşama duygusunun bu kadar güçlü olduğunu fark etmemiştim”
demiş ve yanlış yaptığını kabul etmiş…
Yaşasaymış, Türkiye Cumhuriyetine olumlu katkıları olurmuş…
Yahya Kemal de onun hain olduğuna inanmazmış.. Ali Kemal'in
öldürülmesi linç değilmiş de Nurettin Paşa’nın
komplosuymuş..
Kültürlü olmak, yabancı dilleri iyi
konuşmak, iyi eğitim almak, o insanın "Vatan Haini" olmayacağının
göstergesi değildir.
Hatta tam tersi, yabancı dil
bilmeyen bir kişinin Vatan Haini olması çok zordur. Hain olmak için
yabancı ile irtibat, ittifak ve işbirliği şart…
Yabancı
dil bilmeyen birisi, irtibatı direkt olarak kuramaz. Yabancı dil
bilmeyen birisin hainliğinden ziyade gafilliğinden bahsedilebilir.
Hainler dün de iyi eğitim almış, yabancı dil bilen, yurt dışında
uzun süre kalmış kişilerdi…
Bugün de…
Ali Kemal’le,
bugünkü Ali Kemal’lerin söylemlerindeki ve yaşamlarındaki benzerlikler
o kadar çok ki…
Şu cümlelerin sahibine “Vatan Haini”
denir mi denmez mi?
Üstelik O kişi İstanbul’un işgal
yıllarındaki İçişleri Bakanıysa ve Milli Mücadelecilere kan
kusturmuşsa…
“Kuyucu Murat Paşa, Celâlîlere nasıl muamele
etmişse, Kuvayı Milliye’ye de öyle muamele edilmelidir.
Maiyetindekilerin yakında, zorba yamağı Cafer Tayyar şaklabanını,
elini kolunu bağlayıp Hükümete teslim etmesi beklenir. Saltanata bağlı
halim selim Anadolu halkı da Mustafa Kemâl şakisine haddini
bildirecek.”
(20 Nisan 1920, Peyamı
Sabah)
"Teşkilât-ı Milliye sergerdeleri, bu mahlûklar
kadar başları ezilmek ister yılanlar tasavvur edilemez. Düşmanlar
onlardan bin kere iyidir."
(23.4.1920- Peyam-ı
Sabah)
“Padişahımızdan adalet bekleriz. Bu canilerin
cezası çabuk ve şiddetli verilmelidir.”
(29 Nisan
1920, Peyamı Sabah)
“Harice karşı hukukumuzu müdafaa
ve varlığımızı muhafaza için en birinci vazifemiz, ne emel
beslediklerini hepimizin bildiği bu muzır neşriyattan, bu haşerattan,
Kuvayı Milliye'den Anadolu'yu temizlemektir.”
(6.5.1920- Peyam-ı Sabah)
“Hükümet
önce, Anadolu’nun henüz istilaya uğramayan yerlerini Mustafa
Kemâl’lerden, Ali Fuat’lardan, o ipsiz sapsız, akılsız, fikirsiz
zorbalardan, canilerden temizlemelidir.”
(5
Ağustos 1920, Peyamı Sabah)
“Ankara’nın, bu hoppaların
derdiyle yine fırsatı kaçırdık. Bu idrakte, bu irfanda, bu kıratta
adamlar böyle bir hükümeti değil, ufak bir aşireti bile yönetemezler.”
(13 Şubat 1921, Peyamı Sabah)
“Hiddet
ve şiddet, şarlatanlık ve şaklabanlık para etmez. Ankara’yı büyük
devletlere kabul ettirebilmek için ordularımızı Viyana kapılarına
kadar sevk etmek icap etmez mi? Savaş olmazsa Ankara kahramanları
yaşayamazlar, küflenirler, sönerler. Savaştan vazgeçmek lâzımdır.”
(23 Kasım 1921, Peyamı
Sabah)
“Teşkilatı Esasiye Kanunu’na dair Ankara’da
cereyan eden görüşmeleri hayretle, üzüntüyle, hatta dehşetle okuyoruz.
Zavallı Anadolu ne ellere düştü. Yunan’a ve başka düşmana hacet yok.
Bu kuru kafalar yeterli. Onlar, Yunan’ı Afyon’a kadar getirmekten
başka bir iş yapmadı.”
(11 Aralık 1921, Peyamı
Sabah)
“Ankara’nın direnme siyaseti, bizi götüre
götüre bir berzaha düşürdü. Millet için bıçak kemiğe dayandı.
Müttefiklerin yeni bir kararlarına karşı gelmek yerine yakınlık
göstermek lazımdır.”
(1 Temmuz 1922, Peyamı
Sabah)
“Büyük Millet Meclisi, millî hakimiyeti temsil
edemez. Millî hakimiyeti ancak Hilafet ve Saltanat temsil edebilir.
Ankara’daki şımarık herifler, artık durunuz. Haddinizi biliniz.
Şarlatanlık elverdi. Hokkabazlık yeter!”
(18 Ağustos
1922, Peyamı Sabah)
Şimdi bir Moda var… Cumhuriyete,
Türk Milletine, Türklüğe, Atatürk’e saldırmak… Atatürk’ün karşıtlarını
aklamak, dolayısıyla Atatürk’ü suçlamak…
Ne demiş eskiler,
“İnsaf dinin yarısıdır”.
Ali Kemal’in
eşini Türkiye Cumhuriyeti Berlin Büyükelçiliğine memur olarak alan,
Ali Kemal’in oğlu Zeki Kunaralp’i Hariciyeye memur olarak göreve
başlatıp, Büyükelçi olarak atayan, Ali Kemal’in torunu Sinan
Kunaralp’i Büyükelçi olarak çalıştıran bu devlet değil
midir?
Dünyanın hangi ülkesinde, O devletin kurucularına
küfreden, onların öldürülmesini isteyen birisinin eşine çocuklarına,
kamu kuruluşunda iş verilir, büyükelçiliğe yükseltilir?
Bu olay
tek de değildir...
150'liklerin (Vatana İhanet Ettikleri için
Sürülenler) affedilmesi...
Onlardan Refii Cevat Ulunay'a
Türkiye'nin en büyük gazetelerinden birisinde (Milliyet'de)köşe
yazarlığı verilmesi, Maliye Nazırı Cavit Bey'in, Şeyh Sait'in, Derviş
Mehmet'in torunlarının Türk Devletinde önemli mevkilere gelmesi başka
ülkelerde kolay kolay görülemeyecek şeylerdir.
Ve örnekleri
yüzlerce binlerce çoğaltmak mümkündür.
Bu; Türk'ün,
Türk Devletinin hoşgörüsüdür. Suçun Şahsiliği kavramını
özümsemesidir...
Türk'e saldırmayı alışkanlık
edinenler, olaylara bir de bu yönüyle bakmayı deneyemezler
mi?
|