Genelkurmay’dan Naklen Yayın!.. Meyyal UYGUR
Savcı, ihbar mektubunun 12 gün önce geldiğini açıklama gereği duyuyor. “Bunun Kürt açılımının geri tepmesiyle alakası yok” demeye getiriyor? Doğru, 12 gün önce “Kürt açılımının” tepeceği belli değildi, ama ne tesadüf tam da o günlerde başka bir şeyler oldu. Gazeteci Cüneyt Ülsever, Genelkurmay’ın “FG” konusunda ABD ile pazarlığa oturduğunu iddia etti ve de Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı’nda büyük bir operasyon gerçekleşti!..Operasyon…Mektup…Kürt açılımının tepmesi…Ve ıslak imza!.. Olamaz mı? escitalopram i alkohol nguoiviendong.net escitalopram i alkoholclaritin mazilo speeddatingmixers.co.uk claritin mazilobuscopan link buscopan plusdiscount card prescription racindirt.com prescription drugs discount cards
1 Temmuz’da “Bir kağıtla işgal hazırlıkları”nı anlatırken, “O kağıt parçasının aslını dahi imal edebilirler” demiştim…Hakikaten ancak Pentagon-CIA destekli Holivud filmlerinde görebileceğimiz olaylara tanık oluyoruz.
“TSK’yla Mücadele Birimi” Taraf Gazetesi, artık aklın ve bilimin sınırlarını zorlayarak, Genelkurmay’da yaşanan tartışma ve hazırlıkları naklen yayınlamaya başladı. O kadar ki, toplantıya katılanların ruh ve yüz hallerini bile görüyor. Islak imzayla ilgili olarak Vatan ve Akşam Gazetelerinde yer alan soruları Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşaviri Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu’nun hazırlayıp, bir gazeteye telefonla doğrudan, diğerine dolaylı yoldan ilettiğini tespit ediyor. Çubuklu’nun, askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasını öngören yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi üyeleriyle görüştüğünü de biliyor…Hatta hatta, o belge ortaya çıksa da, çıkmasa da Karargâh’ta oluşan, “Orgeneral Başbuğ’un ya emekli e-di-lecek ya emekli e-di-lecek” kanaatine ulaştığı gibi, Başbakan Erdoğan’ın aklından geçenleri okuyor. Erdoğan, Başbuğ’la görüşmesinde “1. Ordu Komutanı Iğsız’ın açığa alınmasını isteyecek”miş. Bu son iki husus duyum mudur, kayıtlı servisi midir, yoksa Başbakan’a yapması gerekenlere ilişkin tebligat mıdır, yakında anlarız!..
Madem kalemi olan yazıyor, o halde biz de -kesinlikle Tuğgeneral Çubuklu veya Karargâh’tan birilerinden doğrudan veya dolaylı gelmemiştir- bir senaryo yazıp, bazı sorular yöneltelim:
Emperyalizm bizden ne istiyor? Kıbrıs, Ermenistan ve Güneydoğu’yu? Artık Taraf’ın gülü olan Yasemin Çongar, Milliyet’te “Vaşington Yıldızı” iken (Milliyet’e galiba yeni bir Vaşington yıldızı kondurulacak), bizimkilerin ABD’ye, “Yapmak istiyoruz, ama milliyetçiler ve TSK engel” dediğini defalarca yazdı. Şimdi bu iki somut veriden hareketle senaryomuzu kurgulayalım.
-Önce yurt içindeki imkanlarla tüm direnç noktalarının telefonları dinlemeye alınır. Yumuşak karınlar tespit edilir, yani fizibilite çalışması yapılır.
-Direncin devasa boyutta olacağı anlaşılınca, yurtdışından sadece bazı devletlerin istihbarat birimlerinde kullanılmak üzere üretilen milyonlarca dolar değerinde iki yeni makine gelir, “hediye” babından “emin ellere” teslim edilir. “Özel ve merkezi” bir yere konuşlanan bu makineler öyle marifetlidir ki, aynı anda binlerce kişi dinlenebildiği gibi, konuşmalar anında ister bilgisayara kaydedilir, ister dökümü yapılır. Bunlar günü gününe ilgili mercilere intikal ettirilir. Makinenin programını yapan “hediye” sahibinin de her şeyi anında izleme imkanına sahip olduğunu söylemeye her halde gerek yok.
-Yığınak tamamlandıktan sonra, düğmeye basılır, operasyonlar başlar. Gözaltılar, tutuklamalar olur. Bir taşla iki kuş misali, o sırada operasyondan kurtulanlar paranoyak yapılır. İnsanlar telefonla konuşmaktan, birbiriyle görüşmekten korkar hale gelir. Kimi kişiler, özellikle bazı hedef kurumlar, cep telefonlarını dışarıda bıraktırmak gibi tedbirlerle, izlenmekten kurtulmaya çalışır.
-Bu furyadan sonra beklenen “siyasi açılımlar”ın ilk adımları atılır. Fakat hala “korkmayanlar”, tırsık tırsık da olsa “kabullenmemiz mümkün değildir” diyenler, dahası tüm bu operasyonlar sırasında hukukun ırzına geçilmesini sorgulayıp, milletin “kafasını bulandıran” “şer odakları” bulunduğu görülür.
-Sıra üçüncü makineye gelir. Bu makine lazerlidir, yine “emin ellere” hediye edilir. Artık “muhalifler” telefon konuşmaları değil, “ortam”la kuşatılır. Bu makine de en az ilk makineler kadar iş yapar. Sadece “hedeftekiler” değil, topyekûn millet delirme noktasına gelir!..
-Dikenler epey azalınca, bir daha “açılım” gazına basılır, ama o ne; Bu gaz, delirme noktasındaki millete adeta doping etkisi yapar, gözler açılır…
-Derken 4. “ıslak makine” piyasaya çıkar!..Senaryo böyle devam eder gider!..
Şimdi bu senaryonun son bölümünü ülkemizdeki gelişmelere uyarlayalım. Teknoloji sınır tanımıyor, her şey mümkün falan demeyeceğim. Zaten herkes bunu konuşup, tartışıyor. Takıldığım noktalar başka.
-“Kağıt parçası”nı hazırladığı söylenen Albay Dursun Çiçek, neden tutuklandı, neden 1 günde serbest bırakıldı? O sürede kaç kağıda imza attı? Son “ıslak imza”, Çiçek’in önceki imzalarına mı, tutuklandığı sürede attığı imzalara mı benziyor? Hani imzasını değiştirdiği söylenmişti ya!..
-“Sayın Savcım” diye başlayan ihbar mektubunu okumuşsunuzdur. Maşallah “He-man” gibi biri her şeyi görmüş, her yerde bulunmuş. Böyle bir şey mümkün mü? Zor. Bir kişinin tanıklığından ziyade, BBG kamerası gibi her geri kontrol altında tutan bazı makine kayıtlarının, mektuba montajlandığı izlenimini vermiyor mu?
-Savcı, ihbar mektubunun 12 gün önce geldiğini açıklama gereği duyuyor. “Bunun Kürt açılımının geri tepmesiyle alakası yok” demeye getiriyor? Doğru, 12 gün önce “Kürt açılımının” tepeceği belli değildi, ama ne tesadüf tam da o günlerde başka bir şeyler oldu. Gazeteci Cüneyt Ülsever, Genelkurmay’ın “FG” konusunda ABD ile pazarlığa oturduğunu iddia etti ve de Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı’nda büyük bir operasyon gerçekleşti!..Operasyon…Mektup…Kürt açılımının tepmesi…Ve ıslak imza!.. Olamaz mı?
-CHP Lideri Baykal’ın dikkat çektiği önemli bir nokta; Son mektupla “kağıt parçasına” monte edilen bazı komutanların, o “kağıt parçası”nın hazırlandığı ve imha edildiği” söylenen dönemlerde, karargahta değil, başka görevlerde bulunurken, nasıl bu işe organize ettikleri hususu…Fırsattan istifade “milli” bilinen son birkaç ismin de hedefe oturtulması mı? Mesela TBMM’ye Türk Bayrağı’nın sokulmamasını “atlayan” Zaman Gazetesi’nin, “1. Ordu Komutanı Orgeneral Hasan Iğsız’n Malatya’daki misyoner cinayetleri soruşturmasında adı geçen askeri personel ile ilgili ihbarları soruşturmadığını” şıp diye hatırlaması, Haçlıları keyiflendirecek çok şık bir “jest” değil mi?
-“He-man” ihbarcımızın gönderdiği yeni “andıçlar”a gelince. Neymiş; Asker 22 Temmuz seçimlerinin analizini yaptırmış. Yahu ben yıllardır, CIA, Pentagon, bilumum istihbarat örgütü destekli bunun 10 misli onlarca analizi ve senaryoyu okumaktan, sizlere aktarmaktan yoruldum. Ne yani, T.C.’ni koruma ve kollama görevi olan TSK bu tür analizler yapmayacak, olası senaryolar üzerinde çalışmayacak da, pişti mi oynayacaktı? Yapmazsa ayıptır, görevini ihmaldir!..Yok, suçmuş? Madem öyle, en önce mesela şu Dışişleri Bakanlığımızın desteğiyle Türkiye’nin nasıl bölünüp, parçalanacağının senaryolarını yazan David L. Phillips’in yakasına yapışıp, “Sen nasıl böyle andıçlar hazırlarsın, suç ortakların kim?” diye niye sormazlar?.
İçler acısı bir haldeyiz. Herkes başıma demokrat kesilmiş, “TSK bunu yapamaz, böyle bir olaya demokrasilerde yer yok” diyor. Ben de diyorum ki, kusura bakmayın, “demokrasi” diye diye uluslararası faşizmin tesis edildiği, hukukun Habur’da tecavüze uğrayıp, bir kenara atıldığı yerde her şey olur. Siz bir yandan herkese susturucu takılıp, Anayasa ayaklar altına alınır, öte yandan TSK üzerinden demokrasi ve hukuk dersi verilmesini hazmediyor musunuz? Demem o ki, Türkiye dağ başına dönmüş, gücü gücüne yetene, akıl almaz komplolar, soygunlar yapılıyor, ama BBG evine dönmüş TSK’dan “evliyalık” bekleniyor!..Her şeyimiz tamam, fıstıkî yeşilimiz eksik öyle mi? Gidin işinize Allah aşkına!..
Evet;
-“Islak imza”nın “Kürt ve Kürdistan açılımı”yla (Davutoğlu’nun Erbil ziyaretinin tarihi ıslak imzadan sonra kesinleşti…Bundan önce halimiz, İngiltere Dışişleri Bakanı Miliband’ın, ‘Iraklı Kürt’le konuştum. Başbakan Erdoğan’ın Türkiye’deki Kürtler için cesur ve büyük şeyler yaptığı konusunda görüş birliğindeyiz” ve Barzani’nin yeni Başbakanı Berhem Salih’in, ‘Bağdat’ta Türk Başbakanı Erdoğan ile bir araya geldim. Bölgesel işbirliği için etkileyici vizyon. Irak Kürdistanı’nın Türkiye ile ilişkileri çok uzun bir yol kat etti’ şeklindeki notlarıyla Twitter’lara düştü),
-Tüm “uyum çabalarına” rağmen sırf bundan sonraki Genelkurmay Başkanlarını hizaya getirmek için bile olsa, İlker Başbuğ’un emekli edilmek istenmesiyle,
-TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesinin değiştirilmesi ve vicdani reddin kabul ettirilmesiyle,
-Anayasa Mahkemesi’nin, askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasını öngören kanunu iptal etmemesini sağlamayla (İçerdeki işbirlikçiler yetmiyor, Aydın Doğan gazetelerinde istihdam edilen eski Türkiye-AB Karma Parlamento Eşbaşkanı Lagendijk Efendi hemen aradan fırlayıp, ‘darbeci askerler mutlaka sivil mahkemelerde yargılansın’ diye Anayasa Mahkemesi’ne yol gösterdi),
-Kıbrıs’ta, “Türkiye’nin garantörlüğünün güncelleştirilmesi, Rum kesimiyle doğrudan masaya oturulması ve Rumlara bir liman açmaya hazırlanması” gibi yeni “açılımlar” için arazi temizliği yapılmasıyla,
-Baskın seçime bir yığınak daha yapılmasıyla yakından alakası var.
Ama tüm bunlardan önce bir şeyle daha alakası var. Avrupa’daki PKK’lılar, Cumhuriyet Bayramı’ndan bir gün önce gelip, bayramı bize zehir edecekti. Gelemediler, onların yerine “ıslak imza” geldi. Böyle bir günde gümbür gümbür konuşması beklenen Genelkurmay, “ıslak imza”nın hesabını vermek üzere karargâha hapsedildi, Cumhuriyet Bayramı mesajının tonunu da hep birlikte gördük!..Bu bile önemli bir merhale değil mi?
TSK, Süleymaniye Çuvalı ile Irak’ın kuzeyinden atılmıştı. Şimdi Türkiye’den atılmasının hazırlıkları yapılıyor, eyvallah…Genelkurmay Karargâhı’nın önündeki sancağa ABD bayrağını çekmelerine ramak kalmış, yine de uğraşıyorlar, eyvallah…İyi ama niye?
Çünkü içeride TSK hala, birilerinin uyanıkken bile kabusu…
Çünkü Eser Karakaş adlı havarinin, görevi bitip, Ankara’dan ayrılan, “Ulusalcıların pek sevmediği bir Amerikalı diplomat”tan aktardığına göre, ABD’nin, “Türkiye’de devletten güçlü bir hükümete ihtiyacı var”!..
Yeni kurbanlar vererek, bu “asimetrik psikolojik harekat”tan kurtulmanın imkan ve ihtimali kalmadığına göre, yapılacak şey bellidir; İstifayı da göze alarak, Türkiye’nin nasıl kuşatıldığını tüm açıklığıyla millete anlatmak…Milleti göreve çağırmak…
Bu millet gereğini mutlaka yapacak, eninde sonunda herkesin “hakkını teslim” edecektir. Görelim bakalım, Türk Milleti için nasıl bir susturucu icat edecekler!...
Uyanık olalım, bir olalım, diri olalım. Değilse şu acı gerçeği bir kenara not edelim; Belki ki de bu, kutlamamıza izin verdikleri son Cumhuriyet Bayramımızdı!..