|
Domuz gribi korkusu var. Şu kriz döneminde belli
kesimler de kamunun kaynaklarını ve halkın parasını sömürme
arayışına girdi. Şimdilik 500 milyon TL’lik aşı ithâl edildi. Bu
aşı kampanyasının Sağlık Bakanlığı’na mâliyeti şimdilik 1 milyar
TL. Bakanlık bütçesinin yüzde 10’u aşı kampanyalarında
harcanacak.
Dezenfektasyon, koruyucu maske, bağışıklık
sistemlerini güçlendirmek için yapılan harcamalar yepyeni ve kârlı
bir pazar ortaya çıkarıyor. Bu konuda halkın kafası karıştı. Saf ve bâkir bir
Anadolu çocuğu olarak benim de kafam karıştı. Ben işin tıp yönüyle
değil, ekonomik yönüyle ilgileniyorum. Geliniz görünüz ki,
ekonomik yönü tetikleyen de gribin tıp yönü. Dr. Sualp
Tansan, “Bu konuyu en iyi Ankara Üniversitesi Halk
Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Recep
Akdur bilir” dedi. Prof. Dr. Recep Akdur’un
domuz gribi konusunda bugüne kadar yaptığı açıklamaları,
yazdıklarını internetten okudum. Sonra Prof. Dr. Recep
Akdur’u aradım. Ayşe Hanım
Teyze’min merakını giderebilmem için bana
anlattıklarını özetliyorum: - Doktor Bey, “Ayşe
Teyze’nize söyleyiniz ki“ dedi, “normâl grip
mikrobu, domuz gribi mikrobundan 7-10 kat daha
öldürücüdür”. - Domuz gribi, domuzdan insana bulaştığında
öldürücüdür. Fakat şimdilerde ortalıkta dolaşan mikrop, insandan
insana bulaşan mikroptur. Gerçek anlamda “domuz gribi
virüsü” değildir, gücü zayıftır. Günümüzde görülen domuz gribi
hafif seyreden bir hastalıktır. Kuş gribi, İspanyol gribi,
mevsimsel grip gibi öldürücü değildir. - Gripten korunmak için hijyen şartlarına dikkat
etmek, gıdaya
dikkat etmek, sağlığa dikkat etmek, vücudu güçlü tutmak
önemlidir. - Grip olmaları hâlinde büyük sarsıntı geçirecek
kişiler (risk grubundakiler) normâl grip aşısı olurlarsa iyi
yaparlar. Bu aşı eczânelerde 18-20 TL’ye satılmaktadır. - Bağışıklık sistemini güçlendirici ilâçlar
konusunda da dikkatli olmak gerekir. Bunların da satışı insanlar
korkutularak yapılıyor. - Grip mikrobu (virüsü) insan vücudu dışında
2-4 saat yaşayabilir. Bu nedenle okulları dezenfekte etmek, bir
hafta kapamak gibi abartılı tedbirlerin domuz gribiyle ilgisi
yoktur. - Okulları kapatmak gribi sona erdiremez. Önemli
olan gribe yakalanan çocukların okula gönderilmemesi, okula
gönderilenlerin ise sınıfa alınmamasıdır. Prof. Akdur uyarıyor:
“Bu gribin ölümcüllüğü artacak. Ondan dolayı aşı gerekli”
diyorlar. Böyle bir şeyin olabilmesi için bilinen virüsün
değişikliğe uğraması gerekir. O zaman da ithâl edilen ve eski
virüse göre hazırlanan aşı zâten işe yaramayacak. Domuz gribi
bahânesiyle aşı pazarlaması yapılıyor. Fırsat bu fırsat, herkes
halka bir şeyler satmaya çalışıyor. Bu aşılar milyonlara
yapıldığında zararları, beklenen faydadan çok fazla
olabilir”. Öğrendiklerimi Ayşe Hanım
Teyze’me aktardım. Başını salladı. “Her zaman olduğu
gibi kurtlar piyasaya çıkmış durumda. Koyun can derdinde, kasap
mal derdinde” dedi
|
***
Önce bir hatırlatma yapayım: http://www.keremdoksat.com/2009/05/01/aids-kus-gribi-ve-simdi-de-domuz-gribi/
makaleme bir göz atıverin, 1 Mayıs 2009’da klâvyeye almışım.
Hâlbuki bu domuz gribi tam bir Deniz Feneri, yeni bir gündem ve
birileri de fena hâlde köşeleri dönüyor. Bir yandan da sürekli olarak
gündem değişiyor, açılım saçılım hemencecik unutuluyor!
Sevgili dostum Dâhiliye Uzmanı Dr. Gündüz
Tezmen konuyu hülâsa etmiş ama biraz fazla ihtiyatlıca: http://www.saglicaklakal.com/KoseYazisi.asp?i=04CE3878-5D53-4BAC-AB64-4247635AAD41.
Aşı Guillain Barre sendromu
gibi çok tehlikeli yan etkilere hâiz, çünkü içerisine “adjuvan”
katılmış.
Bu, şu demek: Öldürülmüş veya çok zayıf düşürülmüş
virüsten yapılan saf aşıların mâliyeti çok yüksek; diyelim ki 1000
virüsten 10.000 kişilik aşı imâl ediyorsunuz. Ama bu adjuvanı,
yâni virüsün antikor yaratıcı etkisini arttıran katkı maddesini
eklerseniz, çok ekonomikleşiyor ve 1000 virüsten 1.000.000 kişilik aşı
imâl edebiliyorsunuz. Bunun karşılığında da bahsettiğim
riskleri göze alıyorsunuz.
Ekonomik deyince bakın aklıma ne geldi…
1915 ilâ 1926
arasında bütün dünyayı mahveden, artık pek nâdir rastlanan
Encephalitis Lethargica veya ilk târif eden nörologun
ismiyle (Constantin von Economo) von
Economo Hastalığı değil bu mübârek. Bir beyin iltihabıydı ve
aşırı uykuluk veya uyanılamayan bir uyku, katatoni benzeri
nöropsikiyatrik tezahürlerle karakterizeydi. Yüksek ateş, boğaz ağrısı,
baş ağrısı, çift görme, psikiyatrik âraz, letarji (aşırı bitkinlik) ve
komaya yol açıyordu. Göz kaymaları, Parkinson hastalığı benzeri bulgular
ve psikoz da mutattı. Bu hastalığın neden ve nasıl geliştiği, tam sebebi
hâlâ tartışmalıdır.
Neyse, dönelim biz domuz gribi aşısı muhabbetine:
Almanya’daki elitler için saf aşı imâli gündeme gelince
ortalık karışmıştı hatırlarsınız. Bizim
yeşillere de özel mamûl çoktan gelmiştir, hiç şüpheniz
olmasın!
Zâten Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi
Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, virüsle ilgili önemli
ve düşündürücü bir açıklamada bulundu ve dedi ki
“mevsimsel grip döneminde değiliz, şu anda görülen
grip vak’alarının hepsi domuz gribi” .
Vay anasını sayın okuyucular…
Tekrar yazıyorum: Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi ve
Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet
Ceyhan,
“mevsimsel grip dönemi henüz
başlamadı. O yüzden şu andaki grip vak’alarının tamamı domuz
gribi”
dedi. Bu nedenle domuz gribi şüphesiyle
numûne alınmasının gereksiz olduğunu ifade eden Ceyhan, grip
belirtileri gösteren herkese domuz gribi gözüyle bakıldığını ve doktoru
gerek görüyorsa ilâç alıp evlerinde istirahat etmeleri gerektiğini
söyledi.
Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre
Türkiye’de 958 kişi domuz gribine yakalandı ve bu virüse bağlı
sâdece bir ölüm yaşandı. Türkiye’de hızla yayılan domuz
gribinde “bilinenden bin-iki bin daha fazla domuz gribi vak’amız
var” diyen Prof. Dr. Mehmet Ceyhan
şunları söyledi:
“Ölüm olması insanları sarstı. Bu kadar
vak’a içinde ölüm olması anormâl değil. Diğer ülkelerde ölüm oranları
çok daha fazla! Önümüzdeki süreçte başka ölümler de yaşanacak; bu
süreçte zatürree olanların domuz gribi kaynaklı olduğunun düşünülmesi
lâzım. Domuz gribinde en fazla ölüm nedeni zatürree; hem hekimlerin hem
insanların bu durumu gözetmeleri gerekiyor”.
Öte yandan İtalya’dan ithâl edilen 490 bin doz domuz gribi aşısı
Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi’nde bir haftadır
inceleniyor.
Alınan numûnelerin denetlenme aşamasının sonuna
gelindi. Prof. Dr. Mehmet Ceyhan “aşılar
kullanılmamak üzere merkezlere gönderildi. Sonuçların olumlu çıkması
hâlinde kullanılmaya başlanacak. 490 bin dozluk aşının 120 bini hacı
adaylarına, geri kalanı da sağlık personeline yapılacak. Bu hafta
sonunda 384 bin dozluk yeni parti aşı geliyor. Ondan sonra da 1.5 milyon
doz aşı gelecek. Onlar da 3 yaş altı çocuklara ve riskli gruplara
yapılacak. Daha sonra gelen aşılar okullardaki öğrencilere yapılacak. Bu
da 1 ayı bulur kasım sonu gibi aşılama başlar” dedi.
Zâten bir alay akciğer hastasının arasında çalışan bir kişi de
zatürreeden dolayı vefat etti. Bu, normâl mevsimsel griptekinden çok
daha küçük bir rakam!
Eh, peki, ben buradan pek muhterem Sağlık Bakanlığı Bilim
Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ceyhan’a sormak istiyorum
hem bir tıbbiyeci hem de akademisyen olarak:
Bu aşıları
niçin ve neden ithâl edip millete yapacaksınız?
Ben yaptırmayacağım, he de risk grubunda olmama rağmen.
Anlaşıldığı üzere, domuz gribi değil, domuz
garibiyiz.
***
Bu domuzluk tam da ıslak imzalı yeni belgeye denk
düştü.
Lûtfen http://www.signaturemachine.com/ adresine bir
uğrayın.
Şaşırdınız mI?
Nedense ben hiiiiç şaşırmadım!
Aynı mekânın http://www.signaturemachine.com/products/products.html
kısmındaki Ghostwriter (hayâlet yazıcı/yazar) markalı makinelerden
istediğinizi satın alıverin (ben en çok Ghostwriter MAX T Series
modelini beğendim, pek estetik). Sonra da azıcık kafayı
kullanıp onun bunun şunun, meselâ Devletlû’nun
imzasının bir örneğini bulun.
Sonra da “ben her hücreme kadar Atatürkçüyüm ve Ergenekon
safsatasına da artık destek vermiyorum; Deniz Feneri’nden de elimi
çektim” diye yazıp, altına ıslak imzayı basın! Gönderin Adlî
Tıb’ba veya istediğiniz makama. “İmza ıslaktır” diye babalar gibi
belgeyi de alın.
Sonra da…
Tabii ki şaka yapıyorum, sakın yapmayın çünkü imza taklidi
ağır cezalık
suçtur (eğer hâlâ kaldırılmadıysa).
Şimdi iddia etsem ki “Kurmay Albay Dursun
Çiçek’in ıslak imzası işte bu makineler
kullanılarak Emniyet Müdürlüğü tarafından imâl edildi”…
Buna bilimsel olarak cevap aramak hakkım, hakkımız var mı yok mu?
***
Bakın habere: (http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Israile_bir_sok_daha&tarih=27.10.2009&Newsid=267430&Categoryid=30).
İnsan Hakları Kuruluşu Uluslararası Af Örgütü
İsrail’i Filistinliler’in temiz ve güvenli su kaynaklarına
asgarî düzeyde ulaşmasına engel olmakla suçladı. Örgüt, işgâl
altındaki Batı Şeria’da İsrail’in su kısıtlamalarıyla Filistinliler’e
karşı ayrımcılık yaptığını kaydetti.
Gazze’de ise İsrail’in ablukasının su ve kanalizasyon sistemini kriz
noktasına getirdiği vurgulandı. Rapordaki bilgilerde maddî hatalar
olduğunu savunan İsrail ise, Filistinliler’in 1990’lı yıllarda imzalanan
Oslo Barış Anlaşması’nda öngörülenden daha fazla su aldığını iddia etti
ve Filistinliler’i su kaynaklarını kötü yönetmekle suçladı.
Af Örgütü, 112 sayfalık raporda Filistinliler’in günlük
su tüketiminin kişi başına ortalama 70 litre olduğu belirtildi.
İsrailliler’in ise günde 300 litre su tükettiği kaydedildi.
Raporda, bâzı Filistinlilerin ise sâdece insanî kriz durumlarında
tavsiye edilen miktar olan günde 20 litre su aldığı belirtildi.
Raporda İsrail’in Batı Şeria’daki Filistinlilerin kuyu
kazmasını engellediği, su depolarını tahrip ettiği ve su tankerlerine el
koyduğu kaydedildi. Raporda bu sırada Yahudi yerleşimcilerinse
yüzme havuzları ve yeşil bahçelerin keyfini çıkardığı iddia edildi.
Gazze’deyse İsrail’in kötü durumdaki su sistemi için gereken inşaat
malzemelerinin girişine izin vermediği vurgulandı.
Çalışmada, Filistin toprakları ve İsrail’in başlıca yeraltı
su kaynağı olan Akfer Dağı’ndaki suyun yüzde 80’inden fazlasını
İsrail’in kullandığı bildirildi.
Uluslararası Af
Örgütü’nden Donatella Rovera
“su
temel bir ihtiyaç ve haktır. Ama çoğu Filistinli için hayatlarını
sürdürmeye yetecek derecede, düşük kaliteli su almak bile güçlükle para
yetiştirebildikleri bir lüks hâline geldi”
dedi.
Rovera İsrail’in “ayrımcı politikalarını terk
etmesi ve Filistinliler’in suya ulaşımı önündeki tüm engelleri derhâl
kaldırması gerektiğini” söyledi. İsrail Hükûmet Sözcüsü Mark
Regev ise, raporda maddî hatalar bulunduğunu söyledi ve
Filistinliler’i su kaynaklarını kötü yönetmekle suçladı.
Regev, İsrail’in Filistinliler’in kuyu
kazmasını engellediği suçlamasını da reddetti. Sözcü, ülkesinin şu ana
dek 82 kuyu projesini onayladığını, ancak Filistinliler’in sadece
26’sını hayata geçirdiğini iddia etti.
İSRAİL’LE NELER OLUYOR (http://www.keremdoksat.com/2009/10/16/israil%e2%80%99le-neler-oluyor/#more-756)
makalemden dolayı beni anti-Semitizm’le suçlayan, meslekten
attıracağını(!) söyleyerek tehdit edenlere soruyorum:
İnsan Hakları Kuruluşu Uluslararası Af Örgütü,
anti-Semitik hezeyanları olan paranoid şizofrenlerin teşkil ettiği bir
tımarhâne midir?
Yâhut da bendeniz bu adamlara telepatik beyin okuyup yönetme
teknikleriyle mi bu lâfları ettiriyorum?
Ne de olsa benden korkulur!
Eski Taekwondo’cuyum.
Üstelik de
psikiyatri profesörüyüm.
Aşmışım ilmi de, mânâyı da, ulaşırım her
yere!