|
Bu manşeti hatırladınız mı?
1994 Yerel Seçimleri sonrasında
İstanbul’u Refah Partisi kazandığı zaman hıncını alamayan medyanın
Belediye Başkanı Tayip Erdoğan’ı hedef alan manşetleri idi bunlar. Lise
yıllarımızın kızgınlıkla okuduğumuz ve “bu kadar da olmaz”
dedirten asparagas iftiraları idi.
Tayyip bey’in bu iftiralara verdiği
cevapları da hatırlıyorum.
“Üsküdar’da ruhsatsız bir bina,
Sultanbeylide bir küçük arsa ve bir araba ile bir şirketin hissesi.”
Bu kadardı. İşte bizim başkanımız böyle olmalı idi.
Başkanlık konutuna bile taşınmamıştı. 27 Mart 1994’den önce nasıl
yaşıyorsa öyle yaşamaya devam eden bir başkanımız vardı. “Adil Düzen”
vaat eden bizler için bu olaylar bir sinema filmi gibi izlediğimiz zaman
bizi mest eden şeylerdi.
Bir aktör rolünü çok güzel
oynuyordu. Ve bir süreç hızla harmanlanıyordu.
Peki ya şimdi.?
Şimdi Üsküdar sırtlarında tanesi 1
milyon dolar eden 5 villası var Sayın Başbakan’ın.
Villa haberi
doğru çünkü başbakan “vilları bazı mülklerimizi sattık da
aldık” diyor.
Eğer fiyatları doğru ise 7.5 milyon TL
yapıyor. 165 kğ altın eder bu. Erbakan Hoca’nın 148 kğ altın kıymetinde
olan ve siyaset yaptığı dönem de artmayan bilakis azalan tüm serveti
karşısında Tayyip bey’in sadece villalarının ederi dudak
uçuklatıyor.
Başbakan’ın büyük oğlu
Ahmet Burak Erdoğan 4 milyon dolar değerindeki Safran-I isimli bir
gemiye ve şirket hisselerine sahip.
Büyük kız Esra
“Başbakan’da Hz. Ebubekir tabiatı var” diyen Milli Gazete eski
yazarı Sadık Albayrak’ın oğlu Berat Albayrak'la evli.
Berat
Albayrak genç yaşına rağmen Çalık Holding'te genel müdür. Sabah ve
Atv'yi alan Turkuvaz Matbaacılık şirketinin yönetim kurulu üyesi.
Yine Ahmet Çalık'ın yönetim kurulu başkanlığında Cetel Telekom
İletişim'de de yönetim kurulu üyesi. Diğer oğul Bilal Erdoğan ise bir
altın firmasına ortak.
MÜSİAD Eski Başkanı Erol
Yarar’a kulak verelim şimdide.
Erol Bey
“Bir lokma
bir hırka felsefesine inanmıyorum”
diyor.
MÜSİAD ilk
kongresini 5 yıldızlı bir otelde yapınca ‘ne işimiz var burada’
diyen işadamları şimdi kendilerini “asıl burjuva” olarak tanımlıyorlar.
Kendilerini burjuva diye tanımlayan yeni tüccar tipi hızla geliştikçe
değerler de aşınmaya başlıyor.
Bu tüccar tipi siyasetçi olmaya
heves edince veya siyasete müdahil olmaya başlayınca da maneviyatçı
siyasetin yerini muhafazakâr demokrasi alıyor.
Demokrasiyi mi muhafaza
edecekler yoksa kârlarını mı muhafaza edecekler bilemiyorum.
Ama
şurası bir gerçek ki bir yandan “ben asıl burjuvayım”
diye söylenen yeni tüccar tipi var oldukça diğer yanda geceliği 7.500
Dolara Antalya’da tatil yapan Sayın Başbakan gibi siyasetçiler artmaya
devam ettikçe “Müslüman duyarlılığının” pörsümesi
kaçınılmazdır. Bilmem siz de farkında mısınız?
Bu örnekler
arttıkça “başarısızlığın İslamileştirilmesi” projesi Müslümanların
pörsütülmesi yoluyla başarılı oluyor korkusuna kapılıyorum. Ne
dersiniz?
(30.07.2009)
|