1990’ların özellikle ikinci yarısında çok önemli bir gelişmeye
sahne olan Türkiye-İsrail ilişkileri, 2000’lerin başından itibaren
sallanmaya başlamış, son birkaç yılda ise önemli iniş çıkışlara
sahne olmuştur. Bu dalgalanmaların nedeni, dönemsel olmaktan çok
ilişkilerin doğasından ve işbirliğini ortaya çıkaran şartların
değişmesinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, son krizi ele almadan
önce kısaca ilişkinin doğasını oluşturan temel dinamik ve nedenlerin
kısaca hatırlatılması yararlı olacaktır.
İki Ülke Arasında Stratejik İşbirliği Doğuran Nedenler
Türkiye ve İsrail arasında1990lı yıllara kadar askeri, ekonomik
ve siyasi ilişkiler bulunsa da ilişkinin stratejik işbirliği
boyutunu alması Soğuk Savaş’ın sona ermesinin uluslararası sistem,
Körfez Savaşı’nın ise Ortadoğu bölgesel sistemi üzerindeki etkisiyle
gerçekleşmiştir.
Bu etki özellikle 1990’ların ortalarında
iki ülke arasında ortak bir tehdit algılamasının ortaya çıkmasına
neden olmuştur. İlişkiler bu temel üzerine PKK terörizmi ile
mücadele ve askeri alanlarda yapılan işbirliğinin etkisiyle belirli
bir iç dinamiğe kavuşmuştur. Bu ilişkide ABD hem temelin
ortaya çıkmasında rol oynamış hem de ilişkinin pratikte
yürütülmesinde kolaylaştırıcı olmuştur.
İlişkilerdeki dinamikler şöyle özetlenebilir:
1. 1990 Sonrası Uluslararası Sistem ve Ortak Tehdit
Algılamasının Oluşumu: 1990’ların başında Türkiye’nin İran,
Suriye ve Yunanistan gibi ülkelerle yaşadığı sorunların büyük
boyutlara ulaşması ve bu ülkelerle sorunlarını Soğuk Savaş’taki gibi
NATO çerçevesinde ele alamayacağının anlaşılması; sorunların Orta
Asya ve Kafkasya’da Rusya ve İran’ı da içine alacak şekilde
genişlemesi Türkiye için sıkıntı yaratırken, İsrail’in de Suriye ve
İran bağlamında bu tehditleri paylaşması ortak tehdit algılamasının
oluşmasına neden olmuştur.
Ayrıca, Körfez Savaşı’ndan sonra
İsrail-Filistin ilişkilerindeki iyileşme ve Oslo İlkeler Bildirgesi
sonrası Ortadoğu Barış Süreci’nde yaşanan gelişmeler de Türkiye’nin
Filistin konusundaki hassasiyeti nedeniyle İsrail’den uzaklaşmasını
engellemiştir.
2. PKK Terörünün Etkileri: Türkiye için geçerli
olan bu neden İsrail tarafından ortaklık kurulması için iyi bir alan
olarak görülmüştür. Bölge ülkeleri tarafından terör örgütünün yoğun
olarak desteklendiği ve terörle mücadele için gerekli askeri
malzemenin özellikle Avrupa ülkeleri ve ABD tarafından verilmediği
bir ortamda iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinde bu faktör
önemli bir rol oynamıştır.
3. Askeri İlişkiler: İlişkinin stratejik olarak
algılanmasının ve tanımlanmasının belki de en önemli nedeni iki ülke
arasında askeri eğitim ve modernizasyon, istihbarat paylaşımı, ileri
teknoloji ürünü silah sistemlerini içeren askeri alışveriş gibi
unsurları barındırmasıdır. Ayrıca, iki ülke ilişkileri hiçbir zaman
üçüncü bir ülkeye karşı bir birliktelik öngörmese de her iki ülkenin
de tehdit algıladığı bölgesel rakiplerine karşı diğerini bir
psikolojik faktör olarak kullandığı da vakadır.
4. ABD’nin Etkisi: ABD, iki ülke arasındaki
ilişkinin Orta Asya, Kafkasya ve Ortadoğu ayaklarında güvence
sağlayarak ve ihtiyaç duyduğu noktalarda devreye girerek ilişkinin
tamamlayıcı parçasını oluşturmuştur.
Gerilemenin ve Soğumanın Nedenleri
2000li yılların başına kadar Ortadoğu’daki en güçlü
ilişkilerden birisi olan Türkiye-İsrail ilişkileri 2000’den itibaren
gerilemeye başlamıştır. Ancak, ilişkide asıl gerileme ve soğuma
dönemi 2003’ten itibaren yaşanmıştır.
Burada hatırlatılması
gereken nokta, İsrail’de son dönemde çıkan yorumlarda Türk-İsrail
ilişkilerindeki gerilemenin mevcut hükümetten kaynaklandığının
vurgulanmasına rağmen bunun doğru olmadığıdır.
El
Aksa İntifadası’nın başlamasıyla dönemin Başbakanı Bülent Ecevit
İsrail’e son derece sert eleştiriler yöneltmiştir. Ayrıca
aşağıda ele alınacak faktörlerin sadece bir kısmı doğrudan
Türkiye’nin dış politikasıyla ilgilidir. Asıl etken, aynı ilişkinin
başlangıcında olduğu gibi yapısal faktörlerdeki değişimdir. İkili
ilişkilerdeki gerileme ve soğumanın nedenleri şöyle
sıralanabilir:
1. İşbirliğini Yaratan Uluslararası ve Bölgesel Sistemde
Değişiklikler Yaşanması
a. İşbirliğinin faydaları sonucunda ortak tehdidin
azalması. Türkiye henüz Irak savaşı yaşanmadan önce
komşularından kaynaklanan tehditleri büyük ölçüde bertaraf
edebilmişti.
b. Gerçekleşmeyen Beklentiler. 1990’ların ortasında
yaratılan bir havayla iki ülke arasındaki işbirliğinin Orta Asya ve
Kafkasya’daki dengeleri değiştireceği, büyük bir ekonomik potansiyel
yaratacağı, barış suyu gibi stratejik projeleri yürüteceği gibi
beklentiler oluşmuştu. Fakat bu beklenti ve projelerin
gerçekleşemeyeceği ortaya çıktı.
c. Irak Savaşı’nın Etkileri: ABD’nin Irak’ı işgali,
Ortadoğu’daki dengeleri kökten değiştirirken, Türkiye ve İsrail’i
ayrı saflara yerleştirdi. Türkiye, Irak’ın parçalanmasına karşı
olarak bölgesel statükonun en önemli savunucularından birisi
olurken, İsrail Bush Yönetimi’nin Irak müdahalesinden sonra Suriye
ve İran’a yönelik sertlik yanlısı politikalarının en önemli
savunucusu oldu. Dahası, Irak’ın parçalanması ve Irak’ın kuzeyinde
yeni bir devlet kurulması İran-Suriye ve Türkiye’yi birbirine
yakınlaştırırken, İsrail’in Kuzey Irak’taki faaliyetleri ve Iraklı
Kürtlerle ilişkisi şüphe yarattı.
Özellikle, 2005 yılında
Türkiye ve İsrail’in arası İsrail’in Irak’ın kuzeyindeki
faaliyetleri yüzünden ciddi olarak gerginleşmişti. Bir anlamda
geçmişte iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlenmesinde çok önemli
bir rol oynayan İran ve Suriye ile ilişkiler, Irak Savaşı’ndan sonra
tersi bir etki yarattı.
d. Filistin Sorunu’nun Etkileri: El Aksa İntifadası’yla
başlayan, İsrail’in Batı Şeria’daki operasyonuyla süren çatışma
dönemi, son yıllarda iki ülke arasındaki ilişkileri daha fazla
etkiledi. Bunda Türkiye’deki kamuoyunun Filistin davasına gösterdiği
hassasiyet kadar, İsrail-Filistin ilişkilerinde girilen çıkmazın ve
İsrail’in Lübnan’daki operasyonunun bölgesel denklem üzerindeki
etkileri de büyük bir rol oynamıştır.
2. Türkiye’nin Dış Politikasında Yeni Kavramlar ve
Stratejik Algının Değişmesi
Türkiye’nin hem ekonomik politikası hem de dış politikası
gereği komşularla ilişkileri geliştirmede ve bölgesel bir model
oluşturmadaki istekliliği yeni bir stratejik algı yaratmıştır. Dış
politikada tehdit merkezli algılamalardan uzaklaşarak karşılıklı
çıkara dayanan tanımlamalara geçilmesi İran, Suriye ve Irak gibi
ülkelerle Türkiye’nin ilişkilerini büyük ölçüde değiştirmiştir. Buna
ek olarak, Türkiye’nin Ortadoğu’daki “yumuşak gücü”nün artırılmasına
yönelik girişimler de İsrail’in önemli bir rol oynama potansiyeli
olmasına rağmen bunun kullanılamaması hayal kırıklığı yaratmıştır.
Örneğin, Türkiye’nin arabuluculuk yaptığı İsrail-Suriye sürecinin
çökmesi, Filistin’de sürekli gerileme yaşanması ve İsrail’in sivil
kayıplara neden olan askeri operasyonlarını sürdürmesi gibi
faktörler Türkiye’nin İsrail’e duyduğu tepkinin artmasına neden
olmuştur. Özellikle, İsrail’in 2008 sonunda Gazze’de yürüttüğü
operasyonlar Türkiye’de büyük bir tepki yaratmıştır.
Yaşanan Son Gelişmeler Türk-İsrail İlişkilerini Nereye
Götürebilir?
Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin gerildiği son olay
Anadolu Kartalı adlı uluslararası tatbikatın gerçekleşmemesiyle
başlamıştır. İsrail makamlarının açıklamalarına göre Türk Silahlı
Kuvvetleri geçtiğimiz hafta kendilerine bu tatbikata İsrail
tarafının katılmamasını talep etmiştir.
İsrail gazetelerinde
yer alan ve Türk basınına da yansıyan haberlerde katılımın iptal
edilmesine ilişkin net bir gerekçe sunulmamaktadır.
Konuyla
ilgili Türk Silahlı Kuvvetleri’nin internet sitesinde yapılan
açıklama ise şöyledir:
“Türk Silahlı Kuvvetlerinin
yıllık planlı tatbikatlarından olan Anadolu Kartalı (AE-09/3)
Tatbikatı 10-23 Ekim 2009 tarihleri arasında, Dışişleri Bakanlığı
marifetiyle ilgili ülkeler arasında yürütülen temaslar neticesinde,
uluslararası katılım ertelenmiş olarak Konya’da icra
edilecektir.”
Açıklamada herhangi bir neden
belirtilmemiş olup, konunun Dışişleri Bakanlığı tarafından gündeme
getirildiği anlaşılmaktadır. Türkiye’nin Dışişleri Bakanlığı ise
yaptığı açıklamada
“2001 yılından bu yana düzenli olarak
yapılan Anadolu Kartalı Tatbikatı, Türk Hava Kuvvetlerinin
planladığı senaryo kapsamında icra edilen uluslararası katılımlara
da açık bir Türk tatbikatı olup, yılın değişik dönemlerine yayılarak
safhalar halinde gerçekleştirilmektedir.
İlk iki safhası
başarıyla gerçekleştirilen tatbikatın bu yıl 12-23 Ekim 2009
tarihlerinde yapılması planlanan üçüncü safhasının uluslararası
bölümü diğer katılımcı ülkelerle bilistişare ertelenmiştir. Ancak,
tatbikat milli bir faaliyet olarak icra edilmektedir. Keyfiyet
esasen Genelkurmay Başkanlığımızın internet sitesinden de kamuoyuna
duyurulmuştur.
Dolayısıyla, tatbikatın uluslararası
bölümünün ertelenmesinden siyasi bir anlam ve sonuç çıkartılması
doğru değildir. Bu çerçevede, İsrailli yetkililere atfen basında yer
alan değerlendirme ve yorumların kabulü de mümkün değildir.
İsrailli yetkilileri açıklama ve tutumlarında aklıselime
davet ediyoruz.”
diyerek konuya siyasi bir
anlam yüklenmemesi gerektiğini ifade etmiştir.
Ancak,
özellikle İsrailli yetkililer ertelenmenin hükümet tarafından
istendiğini dile getirmektedir. Buna kanıt olarak da Dışişleri
Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun CNN televizyonuna verdiği demeci
göstermektedir. Dışişleri Bakanı Davutoğlu demecinde Gazze’deki
durumun iyileşmesini umduğunu ve bunun Türk-İsrail ilişkilerine de
olumlu yansıyacağını belirtmiştir.
Türkiye’de ilk etapta büyük yankı bulmayan gelişme,
İsrail’de Türkiye’nin tersine gündemin ilk sırasına
oturmuştur. Konuyla ilgili olarak 11 Ekim Pazar günü İsrail
Dışişleri Bakanlığı’nda bir toplantı yapıldığı ve konunun
değerlendirildiği açıklanmıştır.
Buna ek olarak, çoğu adı
açıklanmayan İsrailli yetkililere dayalı olarak İsrail’in en önemli
basın yayın organlarında konu ele alınmış ve değerlendirmeler
yazılmıştır.
Bu değerlendirmeler İsrail’in (en azından bazı
çevrelerin) konuyu gerçekten büyük bir kriz olarak yorumladığını
göstermektedir. İlginç olan Başbakan Netanyahu ve Dışişleri Bakanı
Lieberman gibi konunun doğrudan ilgili isimlerinden bir açıklama
gelmemiş ve Savunma Bakanı Barak’tan da yatıştırıcı sözler
duyulmuşken, diğer çevrelerden gelen seslerin yükselmesidir.
Bu noktada İsrail’in tepkisini anlayabilmek için yukarıda
ana hatları çizilen ilişkiye İsrail’de konuyla ilgilenen
akademisyen, analizci, gazeteci ve siyasetçilerin yaklaşımını ele
almak anlamlı olabilir. Çünkü, gelişmeye asıl tepkiye veren bu
gruplar, İsrail’de hem kamuoyunun oluşması hem de siyasetin
belirlenmesine önemli etkilerde bulunabilmektedir.
İsrail’de son olaya gösterilen tepkilerin nedenleri 3 ana
başlıkta toplanabilir:
1. Konunun askeri boyutunun olması.
Türkiye-İsrail ilişkilerinin stratejik olarak adlandırılmasının en
önemli nedeni ilişkilerdeki askeri boyuttur. Son dönemde ilişkilerde
yaşanan gerginliklerin askeri boyuta yansıması sınırlı olduğundan
İsrail’de konuyla ilgilenenler arasında büyük bir tepki
yaratmamıştı. İlişkinin ekonomik ve kültürel boyutları zaten
beklendiği kadar gelişmemiş, siyasi boyutları ise sınırlı kalmıştı.
Türkiye-İsrail ilişkisinin en gelişmiş ve İsrail açısından zarar
görme olasılığı en düşük boyutunda böyle bir gelişme yaşanması
Türkiye’nin gerçekten İsrail’e karşı tepkili olduğu düşüncesini
güçlendirdi.
2. İsrail’de bazı çevreler iki ülke arasında son
dönemdeki soğumayı geçici ve iç politikaya yönelik hamleler olarak
görüyordu. İki ülke arasındaki gerginliğin doruk noktasını
oluşturan 2009 yılı başındaki Davos Olayı’nı bile Türkiye’deki iç
politik gelişmelerle ilişkilendirenlerin sayısı hiç de az değildi.
Fakat son gelişmeyle, sorunun tepkisel (kısa süre önce olan bir
olaya yanıt olarak) veya iç politikaya yönelik olmadığı düşüncesi
güçlenmeye başladı. Bu nedenle, İsrail basınında yapılan yorumlarda
Türkiye’nin İsrail’in politikalarına yönelik eleştirel tutumuna
ilişkin değerlendirmelerde “İslamcılık” ya da dış politika
eksenindeki değişme yorumları ağırlık kazanmaya başladı.
3. İsrailli yorumcular arasında bir süredir iki ülke arasındaki
soğumanın mevcut hükümetten kaynaklandığı, hükümetler arası sorunlar
ne derecede olursa olsun iki ülke arasındaki askeri ilişkilerin
etkilenmeyeceği algısı güçlüydü. Bazı değerlendirmelerde askeri
ilişkilerin gelişmesinde Refah Partisi’nin liderlik yaptığı
koalisyon hükümeti dönemi örnek gösterilerek bu düşünce
savunuluyordu. Ancak, son gelişmeyle birlikte İsrail’deki
tartışmalarda iki düşünce ön plana çıkmaya başladı.
Bazı yazarlar TSK’nın da İsrail’e güçlü bir tepki
geliştirdiği yoksa bu olayın meydana gelemeyeceğini
savunmaktadır. Buna herhangi bir neden ya da kanıt
gösterememelerine rağmen İsrail’in Türkiye iç politikasında silahlı
kuvvetlerin yerine ilişkin algısı bu değerlendirmenin köklerini
açıklayabilir.
Bazı yazılarda ise TSK’nın hükümetin
baskısına direnmediği ve zaten iç politikadaki rolünün azalmış
olduğu yorumuna yer verildiği gözlemlenmektedir.
İsrail’de konunun bu biçimde değerlendirilmesinin en önemli
nedenleri yukarıda da belirtildiği gibi ikili ilişkilerin stratejik
işbirliği halini aldığı dönemde ilişkinin itici boyutunun askeri
olması ve bu nedenle ilişkinin TSK’nın isteği ve yönlendirmesiyle
kurulduğu algısının güçlü olmasıdır.
Maalesef son dönemde
yapılan yorumlar, analizler ve akademik çalışmalar İsrail’in
Türkiye’nin ikili ilişkilere bakışını ve son dönemdeki gerginliğin
nedenini tam olarak kavrayamadığını göstermektedir.
İlişkiyi oluşturan yapısal ve dönemsel nedenlerin İsrail
tarafından görülmeyip, iki ülke arasındaki ilişkilerin askeri
ilişkiler etrafında örülü ekonomik bir model olarak görülmesi,
Türkiye’nin perspektifindeki değişimi kavrayamamasına neden
olmuştur. Bu nedenle, Türkiye’nin Irak ve Filistin konularındaki
tepkilerini geçici, bir siyasi harekete özgü, iç politika malzemesi
yapılan hareketler olarak gördüğü, bazı yazarların ise konuyu
abartarak Türkiye’nin dış politikada eksen değiştirdiğini ileri
sürdüğü görülmektedir. Son olay İsrail’i Türkiye ile ilişkileri
gerçekçi bir şekilde yeniden ele almaya
itebilir.