AB14 Ekim 2009 00:00

BKA - Şebnem Özbek

AB de, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü korumuş şekilde değil; kısım kısım birliğe alınması ile ilgili bir düşüncenin öteden beri hakim olduğunu biliyoruz. Örneğin; Bulgaristan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Angel Marin, Trakya Üniversitesi Edirne Yabancı Diller Yüksekokulu'na “Bulgar Buluşma Noktası” açılışı için geldiğinde, AB’nin üyeliğimiz hakkındaki düşüncesini net bir şekilde dile getirdi: “Trakya sınırları Avrupa Birliği içerisinde kalmalı. Hayalimiz sınırları olmayan bir Trakya”discount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialiscialis forum link cialis bez receptasymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenabuscopan floridafriendlyplants.com buscopan pluscialis sample coupon cialis manufacturer coupon 2016 cialis manufacturer coupon

BKA

Şebnem Özbek

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
www.acikistihbarat.com

14.10.2009


Bildiğiniz gibi Avrupa ülkeleri, Türkiye’yi birliğe üye yapmaya niyetlerinin olmadığını bir çok beyanlarında belirtmiştir. Bu beyanı veren son kişi de Avrupa Parlamentosu Başkanı Hans Gert Pöttering oldu:

“Türkiye Avrupa Birliği için fazla büyük bir lokma”

Sizi bilmem ama ben bu sözü

“Coğrafi büyüklüğü ve nüfus yoğunluğu nedeniyle merkezi yönetim şekli devam eden bir Türkiye; bütün halinde birliğe katılamaz”

diye algılıyorum. Bu algılamamı kuvvetlendirecek pek çok delil söz konusu.

AB de, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü korumuş şekilde değil; kısım kısım birliğe alınması ile ilgili bir düşüncenin öteden beri hakim olduğunu biliyoruz.

Örneğin; Bulgaristan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Angel Marin, Trakya Üniversitesi Edirne Yabancı Diller Yüksekokulu'na “Bulgar Buluşma Noktası” açılışı için geldiğinde, AB’nin üyeliğimiz hakkındaki düşüncesini net bir şekilde dile getirdi:

“Trakya sınırları Avrupa Birliği içerisinde kalmalı. Hayalimiz sınırları olmayan bir Trakya”

 

Bu bakış açısından, yani bölgesel bazda üyelik açısından olaya baktığımızda, karşımıza Türkiye’nin geçmiş idari yapısında olmayan ve yönetim şekliyle bağdaşmayan yeni bir kurum ortaya çıkıyor:

“Bölgesel Kalkınma Ajansları” (BKA) Bu ajansların dünya üzerindeki yapısından ve ne işe yaradığından kısaca bahsedeyim:

 

BKA; merkezi hükümetten bağımsız bir idari yapıda, sınırları çizilmiş bir bölgenin sosyo-ekonomik koşullarını geliştirme amacıyla 1933 yılında ABD'de kurulmuş ve daha sonra Avusturya, Belçika, Brezilya, Almanya, Hollanda, İtalya, Portekiz, İspanya, ve Polonya'da da oluşturulmuş idari bir yapıdır.

BKA’ların kuruluş nedenleri için;

“Bölgesel stratejilerin uygulanması, yerel ve bölgesel girişimciliği destekleme, alt yapı hizmetlerini geliştirme ve özel sektör için yerel-bölgesel çözümler araştırma, bölgesel talepleri karşılayacak yeni ürün ve hizmet üretimi için finanssal garantiler ve çözümler bulmaktır”

diyebiliriz.

 

BKA; merkezi hükümetten bağımsız bir idari yapıda, bölgesel bazda faaliyet göstermektedir. BKA’nın politikalarını oluşturmak ve yürütmekle görevli bir yönetim kurulu bulunmaktadır. Bu kurul, genellikle hükümet tarafından atanan ve ajansın kurulmasına katkıda bulunan kuruluşların temsilcilerinden oluşmaktadır.

BKA’lar; harcamaları konusunda kamu idarelerine karşı sorumlu olsalar da; ödeneklerini nereden bulacakları ve nereye harcayacakları konusunda serbestlerdir.

BKA’lara devlet başlangıçta nakdi ve emlak şeklinde ayni sermaye tahsis etmektedir. Faaliyete başlayan ajanslara, Avrupa Birliği ve Dünya Bankası fon sağlamaktadır. Finansman konusunda
özellikle “Avrupa Bölgesel Kalkınma Fonu” (ABKF) ve “Ön Katılım İçin Yapısal Araç Fonu” (ÖKYAF) devreye girmektedir.

 

Bu çerçevede 22 Eylül 2002 tarihli Bakanlar Kurulu kararında, bölgelerin sosyo-ekonomik analizlerinin yapılması, bölgesel politikaların belirlenmesi ve AB Bölgesel İstatistik Sistemi ile karşılaştırılabilir veri tabanı oluşturulması amacıyla, ülke genelinde üç düzeyde istatistiki bölge birimleri oluşturuldu.

Yani Türk halkının istatistiklere yansıyacak her türlü sosyo-ekonomik verisi; AKP iktidarı tarafından AB’ye kendi elleriyle teslim edildi.

 

BKA ile ilgili en çok dikkat çeken bir diğer husus da; sivil toplum kuruluşları (STK) ile ortak hareket etmeleridir.

AKP’nin “Vakıflar Yasası”nda yaptığı değişiklikle artık vakıf ve STK’lar yurtdışından “Bağış” alabilmektedir.

Bu da STK’ların çok büyük bir çoğunluğunun CIA, MOSSAD, MI6 gibi gizli servisler, Soros gibi bu servislere hizmet edenler tarafından belli amaçlar doğrultusunda desteklenmesini sağlamaktadır.

Türkiye’de bir yıl içerisinde STK’lara yurtdışından gelen para miktarı 40 milyon dolardır.

Yazar Yılmaz Dikbaş’ın bu konudaki tespitine katılmamak elde değil:

“Rüşvetin yerini hibe, ajan kavramının yerini de sivil toplum kuruluşu almıştır. Kurulan sivil toplum kuruluşları bu kadar parayı ne yapıyor, ya da ne yapacak. AB Türkiye'de ağaç budama ve arıcılık projelerine de para yolluyor. AB'nin kendi içerisinde başta bağımlılık, uyuşturucu ve gelir dağılımı olmak üzere yüzlerce sosyal sorunu var, oraya para aktarmayan AB; niçin bu projeye para aktarıyor, sadece düşünelim, sorgulayalım” 

Dikbaş’ın istediği gibi düşünüp sorguladığımda aklıma gelen ve bugün yaşadığımız şey şu olmakta;

“Bugün para veren yarın buyruk verir”

 

BKA; Avrupa Birliğinin AKP eli ile Türkiye’ye dayattığı ve üniter yapımızın kendi ellerimizle dağılmasına neden olacak bir süreçtir. Bölgesel farklılıklar ortadan kalkmayacak; aksine daha da artacaktır.

Örneğin Ege Bölgesi Kalkınma Ajansının dışardan bulacağı fon ile; Kayseri, Yozgat ve Sivas’ı kapsayan BKA’nın bulacağı fon aynı olmayacak, mevcut farklılık daha da artacaktır.

 

Ayrıca “Merkezi yönetim”in zayıflatılarak “Bölgesel Yönetim”in güçlendirilmesine yönelik BKA’ların; dünya ülkelerindeki örneklerine baktığımızda, bu ülkelerin hiç birinin üniter yapıya sahip olmadığını, federasyonla yönetildiklerini görürüz.

AB dayatmalı BKA’ların tümünün, federasyon yönetimlerinde uygulanıyor olması nedeniyle; “Türkiye’nin bölgelere ayrılması amacı taşıdığını” söylemek yanlış olmayacaktır.

 

Kuruluş felsefesi ve işlerliğini göz önüne aldığımızda “BKA’lar; merkezi yönetimin “yönetici” pozisyonundan çıkartılıp “düzenleyici” fonksiyonlarla donatılması için kurgulanmıştır” diyebiliriz.

AB’nin dayattığı ve AKP iktidarının da çekinmeden onayladığı “Uyum Politikaları” Türkiye’nin “Sosyal devlet anlayışı”ndan hızla uzaklaşmasını; AB, ABD, IMF ve DB gibi devletler üstü merkezlere bağlanmasını sağlamaktadır. Bu da Türkiye’nin kendi milli çıkarları doğrultusunda adım atmasının önünü kesmekte ve hükümetin bir nevi bu üst merkezlerin “Taşeronu” görevi görmesine neden olmaktadır.

 

Neticede devletler üstü merkez; güçlenmesini ve kalkınmasını istediği bölgelere BKA eli ile rahatlıkla destek olacak, istediği bölgeyi ise gene BKA aracılığıyla geri kalmışlığa mahkum edebilecek ve hatta para desteği sağladığı STK’lar sayesinde bölgesel bazda “Renkli Devrim”ler yapabilecektir.

Bize federasyonla yönetilen ülkeler için uygulanan BKA’larını dayatan AB sayesinde Türkiye; AB Parlamento Başkanının dediği gibi “Küçük lokma” haline getirilebilecek; Bulgar Cumhurbaşkanı yardımcısının hayalini kurduğu “Sınırı olmayan Trakya” gerçekleşebilecektir.

 

Her şeyden öte, şu şekliyle yani; 71 milyon nüfus ve 814.578 km2 yüzölçümü ile dünyanın en geniş 37. ülkesi olan Türkiye’yi, bütün halinde birliğe üye yapmayacaklarını açık bir şekilde yıllardır ifade eden AB’nin; Türkiye’deki BKA’lara bu kadar çok para aktarmasının “Küçük lokma” haline gelmemiz dışında herhangi bir mantıklı açıklaması var mı?

 







Açık İstihbarat @ 2009