Siyaset14 Ekim 2009 00:00

Bayrak Yasağı “Gül” Gibi!.. Meyyal UYGUR

Türkiye-Ermenistan’nın karşı karşıya geleceği ve ilk maçın Erivan’da yapılacağı belli olduğunda, Başbakan Erdoğan’ın, “Maçın üçüncü bir ülkeye alınması için FIFA’ya müracaat ettik. Ancak kabul edilmedi” dediğini hatırlıyor musunuz? Acaba niye? Kabul etseler, Gül, Erivan’a gider, bu “açılım”, Ermenistan tezlerinden tek milim kıpırdamadığı halde bu kadar hızlanır mıydı?  discount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialisnaproxennatrium site naproxen kruidvatescitalopram i alkohol nguoiviendong.net escitalopram i alkohol

Türkiye-Ermenistan maçında stada Azerbaycan Bayrağı sokulması yasağının ardından hedef tahtasına oturtulan isim Bursa Valisi Şehabettin Harput oldu.

 

Bütün faturayı Harput’a çıkarmadan önce Başbakan Erdoğan’ın, “Benim Valim” jargonunu hatırlamanızı istesem!..  

 

Bir de iktidara yakın Yeni Şafak Gazetesi’nde 7 Ekim günü yayınlanan şu haberi…”Sarkisyan Kriterleri” başlığıyla verilen haberde, şöyle deniliyordu:

 

“ Cumhurbaşkanı Gül, Bursa’da oynanacak olan Türkiye-Ermenistan milli maçı öncesi Bursa Valisi Şehabettin Harput, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, Bursa Emniyet Müdürü Zeki Çatalkaya ve beraberindeki heyeti Tarabya Köşkü’nde kabul etti. Gül, Türkiye-Ermenistan milli maçının dostluk havasında geçmesi için “iyi bir misafirperverlik” gösterilmesini istedi. Toplantıda Türkiye-Ermenistan arasındaki siyasi açılımı hedef alacak siyasi sloganların atılmaması için alınacak tedbirler masaya yatırıldı. Tüm dünyanın dikkatinin 14 Ekim’de yapılacak olan Türkiye-Ermenistan maçına odaklandığını belirten Cumhurbaşkanı Gül, maçın dostluk havası içinde geçmesi ve iyi bir misafirperverlik gösterilmesinin önemini vurgulayarak herkesi hassas ve sorumlu davranmaya çağırdı. Toplantıda Yukarı Karabağ’a ilişkin döviz ve pankartların açılmaması, Azerbaycan bayraklarının stada sokulmamaması da alınacak tedbirler arasında yer aldı.”

 

İşte Gül’ün bu kabulü ve bu kabulde masaya yatırılan tedbirler kapsamında o yasak kararı alındı. Nitekim Vali Harput o toplantının ardından yine Yeni Şafak Gazetesi’ne, “Türk Milleti’nin Azerbaycan ile ilgili hassasiyeti ve milli duygularının üst seviyede olduğunu” hatırlatıp, “Bu hassasiyeti farklı istikametlere çekmek isteyen kitleler olabilir. Bu maçın Türkiye-Ermenistan ilişkileri kadar, Azerbaycan’a da olumlu etkileri olacağını gözününde bulundurmalıyız. Bu sebeplerle maça bazılarının Azerbaycan bayrağı ile gelmesine müsaade edilmeyeceğini Valilik olarak ifade ediyoruz. Maçta, tek bayrak Türk bayrağı, tek pankart Türkiye pankartı olacaktır. Bunun dışındaki bayrak, flama ve sloganlara müsaade edilmeyecek” diye konuştu.  

 

Şeytan ayrıntıda gizlidir değil mi?..Bilmem, bayrak yasağının gerçek adresini tarif edebildim mi?!..

 

Gül, maçta “iyi bir misafirperverlik gösterilmesini” istemişti. Başbakan Erdoğan da son grup toplantısında, “Türk misafirperverliğinin gösterilmesi” çağrısında bulundu. Bu vesile ile nihayet uzun aradan sonra “Türk”ü hatırlamış olmasına sevindim…Ama hemen peşinden kendi kendime, “Neden her zamanki gibi Türk, Kürt, Laz, Çerkez vs. misafirperverliği diye sıralamadı ki?” sorusunu sordum. Olası bir tatsızlığı “Türklere” yıkmak için olmasın gibi bir vehme kapıldım nedense!..

 

                                          FIFA da Tezgahın İçinde

 

Duyarlı iki vatandaşımızın mahkemeye müracaatı üzerine bayrak yasağı kaldırıldı, ama o da ne, ne tesadüf, bu defa FIFA’nın, “Azerbaycan Bayrağı istemezuk” diye karar aldığı duyuruldu.

 

Belki inanmayacaksınız ama dünden beri, Zürih’lerde, perde arkalarında “açılım” yemeği pişirilirken, Türkiye-Ermenistan’nın eşleşmesinde,  14 Ekim tarihinin (Kars Antlaşması’nın yapıldığının bir gün sonrası) belirlenmesinde mutlaka bir bit yeniği olduğunu düşünüyor, içimden “Keşke spor muhabirliği yapsam, FIFA çevrelerinde tanıdıklarım olsa bu işi mutlaka çözerdim” diyordum. “Elbet bir gün Erman Toroğlu gibi ‘kodu mu oturtan’ bir spor adamı bu işin üzerine gider” umuduyla, meseleyi kafamdan atmaya çalışırken,  FIFA’nın son dakika atağını duydum.

          

İşte o zaman FIFA’nın da bu tezgahın içinde olduğuna kesinlikle kâni oldum.

 

Neden mi? Türkiye-Ermenistan’nın karşı karşıya geleceği ve ilk maçın Erivan’da yapılacağı belli olduğunda, Başbakan Erdoğan’ın, “Maçın üçüncü bir ülkeye alınması için FIFA’ya müracaat ettik. Ancak kabul edilmedi” dediğini hatırlıyor musunuz? Acaba niye? Kabul etseler, Gül, Erivan’a gider, bu “açılım”, Ermenistan tezlerinden tek milim kıpırdamadığı halde bu kadar hızlanır mıydı? 

 

Haa, bir de Türkiye Ermeni Patrikliği Başpiskoposu Aram Ateşyan’ın söyledikleri vardı. “Türk ve Ermeni toplumunun muhakkak bir araya gelmesi gerektiğini,  bunun için bir vesileye ihtiyaç olduğunu” söyleyen Patrik,  “İki toplum da bir adım atmadı. Bence ilk adımı Tanrı attı. ‘Dur’ dedi, iki takımı karşı karşıya getireyim” şeklinde konuşmuştu. Ben de bunun üzerine, yine bu sütunlarda, “Yok Sayın Başpiskoposum, yok; Tanrı değil, ‘ilahlar’ öyle istedi!..” demiştim.

 

Anlaşıldı ki, o “ilahlar”dan biri de FIFA’ymış!..

 

Maç sebebiyle Türkiye’yi “şereflendiren” Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan için, sipariş üzerine Bursalı bir firma tarafından rugan deriden, Swarovski’nin kristal taşlarıyla süslü, ayakları lake bir koltuk takımı hazırlanmış. Değeri 10 bin Dolar’mış.

 

Kendi “davaları” adına 100 yıllık başarıya imza atan  Sarkisyan, böyle süslü ve pahalı bir koltukta oturmayı hak etti!..Merakım, o koltukların siparişini kim veya kimlerin verdiği…Millet ağlarken, bunu düşünebilene bir çift söz söylemek için!..