PKK Terör Örgütü Ermenistan Açılımının Neresindedir?-Sinan Oğan
Türkiye'nin Ermenistan açılımı son derece riskli bir dış politika hamlesidir ve neredeyse bütün devletlerden destek almıştır. Ancak Ermenistan küresel siyasette sözüne çok da güvenilen bir ülke imajına sahip değildir. Türkiye'nin bütün planları Ermenistan'ın iyi niyet göstermesi ve bu bahsi geçen 5 vilayetten çekilmesi üzerine kurgulanmıştır. Erivan'ın çekilme sürecini başlatıp, karşılığında Türkiye'ye alelacele sınırları açtırması ve daha sonrada çekilme konusunda ayak sürümesi durumunda Türkiye Azerbaycan'ı kaybedebilir ve bu da Ankara'nın Kafkasya politikalarının çökmesi anlamına gelir. acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadafusidinezuur voetschimmel click fusidinezuur acne
Türkiye'nin son yıllarda gerçekleştirdiği dış politika uygulamaları arasında
en geniş baskı ve dış desteği hiç şüphesiz ki, "Ermenistan Açılımı"
almıştır. Daha bu açılım hakkında resmi herhangi bir bilgi sızdırılmamışken,
6 Nisan 2009 tarihinde, ABD Başkanı Barack Obama bizzat Ankara'ya gelerek
TBMM'de yaptığı konuşmada açıkça ya "Açılım" ya da "Soykırım" diye adeta
Türkiye'yi tehdit etmiştir. O tarihte Obama seçim propagandası döneminde
Ermeni Sorunu'nu "soykırım" olarak tanıyacağı yönündeki tavrına işaret
ederek "bu konudaki görüşlerinin değişmediğini" ancak, bir Ermenistan
Açılımı yapılması durumunda 24 Nisan'da Ermeni Sorununa "soykırım
demeyeceğini ifade etmiştir. Ankara bunun üzerine 2007 yılından beri
İsviçre'nin hakemliğinde yürütülen Ermenistan ile ilişkilerin
normalleştirilmesi sürecinin 23 Nisan 2009 tarihinde bir Yol Haritası ile
duyurmuşlardır. İçeriği açıklanmayan Yol Haritası gereği iki ülke arasında
bir protokolün imzalanması ve protokol gereği de sınırların açılması
planlanmıştır.
Geçen süre zarfında bu konu Türkiye-Azerbaycan ve Ermenistan ekseninde çokça
tartışılmış ve/fakat ne Ankara ne de Erivan bu konuda belirlenen programdan
bir sapma yapmamışlardır. Erivan'da zayıf muhalefet tepkisi Ermeni
yönetimini geri adım attıramamıştır. Türkiye'de ise hükümet bir taraftan
güçlü bir siyasal ve toplumsal muhalefetle karşılaşırken, diğer taraftan da
Azerbaycan'ın muhalefeti ile zor anlar yaşamıştır. Ancak ne içerideki
muhalefet ve ne de Azerbaycan'ın baskıları bu konuda herhangi bir geri adımı
beraberinde getirmemiştir. Protokollerin imzalanacağı 31 Ağustos 2009
tarihinde duyurulmuştur. Bugün artık tartışmalar geride bırakılmış ve
protokollerin imzası aşamasına gelinmiştir. Bu aşamada artık son dönemece
girilmiştir. Türkiye'de hükümet siyasal ve toplumsal muhalefet
temsilcilerini ikna etmeye ihtiyaç duymamıştır. Zaten protokollerin TBMM'ye
gelmesi durumunda hükümetin bu protokolleri meclisten geçirmeye yetecek
siyasal çoğunluğu da mevcuttur. Ancak hükümet Azerbaycan'ı ikna gibi zor bir
görevi olduğunu unutmamıştır. Zira Türkiye'nin Azerbaycan'a en başından beri
Dağlık Karabağ konusunda desteği mevcuttu ve şimdi sınırların açılması
konusunda Dağlık Karabağ'daki işgalin sona ermesi şartının fiilen ortadan
kalkması durumu Azerbaycan'ın ciddi tepkisine sebep olmaktaydı. Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın bizzat Bakü'ye giderek "işgal sona ermeden
sınırların açılmayacağı garantisini" vermesi Türkiye'nin daha temkinli
politikalar uygulamasını zorunlu kılmaktaydı. Hükümetin sayısal çoğunluğu
belki TBMM'de işe yarayabilirdi, ancak Türkiye için kardeşlik bağları bir
yana stratejik değeri ve zengin enerji kaynakları ile vazgeçilmez olan
Azerbaycan'ı ikna etmek olmazsa olmaz şartlardan birisiydi. Türkiye Dağlık
Karabağ'dan çekilme şartını belki protokollere koyamamıştı ama protokolleri
fiilen mecliste bekleterek bir emniyet mekanizması geliştirmişti. Ancak
unutmamak gerekir ki, hükümetin protokolleri mecliste bekletmesi kendi
üzerine inanılmaz bir dış baskıyı da beraberinde getirecektir.
Türkiye Azerbaycan'ı ikna edecek formüller üzerinde düşünürken Ermenistan
yönetimi içeride ciddi bir muhalefet görmediği için esas olarak yurt
dışındaki muhalefeti ikna için turlara başlamıştır. Bizzat Başkan Serj
Sarkisyan tarafından yürütülen bu ikna turları çerçevesinde Fransa, ABD,
Rusya, Lübnan gibi ülkelerin ziyaret edilmesi ve bu ülkelerde yoğun olarak
yaşayan Ermeni diasporasının ikna edilmesi hedeflenmiştir. Sarkisyan'ın bu
seferleri diaspora içerisinde beklenenin üzerinde bir itirazı da beraberinde
getirmiştir. İlk defa bir Ermeni Devlet Başkanı'nın kukla/maketi diasporanın
düzenlediği gösteriler sırasında dövülmüş ve hakaret edilmiştir.
Diaspora'nın bu organize tepkisini gören Ermenistan yönetimi ise Türkiye ve
Açılıma yönelik açıklamalarındaki dozu artırmıştır. Hatta Ermenistan
Dışişleri Bakanlığı "protokollerin kendilerince hazırlandığı ve Türkiye
tarafından da kabul edildiği" ileri sürülmüştür. Ancak bunlar bile
diasporayı sakinleştirmeye yetmemiştir. Yaşam kaynağı Türkiye düşmanlığı
olan diaspora Türkiye ile hangi şartlarda olursa olsun bir barışa karşıdır
ve barışın aslında diasporanın parasal ve siyasi kaynaklarını
zayıflatacağını bilmektedir. Ancak Ermenistan yönetimi ile diaspora arasında
da bir iş bölümü yapıldığının ve yarın bir barış olsa bile diasporanın
soykırım iftiralarından vazgeçmeyeceğini de unutmamak gerekir.
Şimdiye kadar yaşanan gelişmelerden anlaşılmaktadır ki, yakın iki hafta
içerisinde Türkiye ile Ermenistan ve Azerbaycan arasında şu gelişmelerin
yaşanması muhtemeldir. Önce Moldova'nın başkenti Kişinev'de Bağımsız
Devletler Topluluğu (BDT) toplantısı 8-9 Ekim 2009 tarihleri arasında
yapılacaktır. Bu toplantı sırasında Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev
ile Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan arasında doğrudan görüşmeler
yapılacaktır. Muhtemeldir ki, bu görüşmelerde Türkiye'nin Ermenistan açılımı
ve artık çekilme takvimi ele alınacaktır. Ancak burada aşılması güç bir
sorun bulunmaktadır. Çekilmenin nereyi kapsayacağı konusu hala
tartışılmalıdır. Azerbaycan Dağlık Karabağ dahil işgal edilen bütün
Azerbaycan topraklarından çekilmeyi şart koşarken Ermenistan Dağlık
Karabağ'dan çekilmeyi tartışma konusu bile yapmamaktadır. Ermenistan Madrid
Prensiplerini esas alarak Dağlık Karabağ dışında işgal edilen 7 vilayetin
ise ancak beşinden çekilebileceğini bildirmektedir.
Hatırlanacağı üzere Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, gelen tepkiler üzerine 13
Mayıs 2009 tarihinde bizzat Bakü'ye giderek "Dağlık Karabağ'da işgal sona
ermeden sınırların açılmayacağı garantisini" vermişti. Oysa görüşmelerde
çekilmenin bahsedildiği alanlar Ermenistan'a göre Dağlık Karabağ değil onun
dışında kalan 7 vilayetten sadece beşini kapsamaktadır. Şimdi Ermenistan bu
7 vilayetten sadece beşinden çekilirse Türkiye için bu yeterli olacak mı ve
sınırlar açılacak mı? Eğer böyle olursa Erdoğan'ın Azerbaycan meclisinde
söylediği Dağlık Karabağ şartının uygulanmaması nasıl izah edilecektir?
Protokollerin imza tarihi tam olarak netleşmese de 14 Ekim "Milli Maç"
öncesinde imzalanması beklenmektedir. Tahminen 10 veya 11 Ekim'de
imzalanacak protokollerden sonra 14 Ekim'de Sarkisyan Türkiye'ye gelecektir.
Daha sonra ise protokollerin parlamentolarda onay süreci başlayacaktır. Bu
sürecin son derece sancılı geçmesi beklenmektedir.
Türkiye'nin Ermenistan açılımı son derece riskli bir dış politika hamlesidir
ve neredeyse bütün devletlerden destek almıştır. Ancak Ermenistan küresel
siyasette sözüne çok da güvenilen bir ülke imajına sahip değildir.
Türkiye'nin bütün planları Ermenistan'ın iyi niyet göstermesi ve bu bahsi
geçen 5 vilayetten çekilmesi üzerine kurgulanmıştır. Erivan'ın çekilme
sürecini başlatıp, karşılığında Türkiye'ye alelacele sınırları açtırması ve
daha sonrada çekilme konusunda ayak sürümesi durumunda Türkiye Azerbaycan'ı
kaybedebilir ve bu da Ankara'nın Kafkasya politikalarının çökmesi anlamına
gelir.
Dikkat edilecek olursa Açılım'ın hep Türkiye tarafı konuşulmaktadır. Halbuki
işgalci olan taraf Ermenistan'dır ve Ermenistan'ın bu işgalci tutumu
tartışılmalıdır. Asıl açılıma ihtiyacı olan, iyice sıkışmış ve içi boşalmış
olan Ermenistan'dır ve dolayısıyla da bu açılımı teklif edecek ve gerekirse
taviz verecek taraf da Ermenistan olmalıdır. Diğer taraftan Ermenistan'ın
Ağrı Dağı'nı hala milli bir sembol olarak göstermesi devam etmektedir.
Soykırım iftiralarından hala vazgeçmemişlerdir. Azerbaycan topraklarındaki
işgal devam etmektedir. Anayasa'nın atıfta bulunduğu Bağımsızlık Bildirgesi
hala yürürlüktedir ve bunlara benzer birçok husus daha dokunulmadan önümüzde
durmaktadır. Ancak bunlar içerisinde en aciliyet kesbeden ve/fakat her
nedense gündeme dahi alınmayan bir konu vardır ki, artık bu konunun
tartışılması ve gündeme getirilmesi gerekmektedir. Bu konu Ermenistan'ın PKK
terör örgütüne verdiği açık destektir. Bugün Erivan'ın en merkezi
sokaklarından birisine gittiğinizde PKK terör örgütünün faaliyet gösteren
bir temsilciliği mevcuttur ve genel olarak Ermenistan sınırları içerisinde
PKK'nın faaliyetlerini rahatlıkla yürüttüğü görülmektedir.
1987 yılından itibaren Azerbaycan Türkleri ile Ermeniler arasında
çatışmaların başlamasıyla Ermenistan'da yaşayan yaklaşık 300 bin Azerbaycan
kökenli kişi bu ülkeden zorla çıkarılmıştır. Ayrıca Dağlık Karabağ ve
etrafında yaşayan yaklaşık 1 milyon kişi de buradan zorla göç ettirilmiştir.
Bu süreç zarfında Müslüman kimliğine sahip bütün unsurlar Ermenistan'dan ve
işgal edilen Azerbaycan topraklarından kovulurken yaklaşık 60 bin Müslüman
Kürt de Azerbaycan Türkleri ile beraber kovulmuştur. Ancak ilginç bir
şekilde Yezidi Kürtlerine dokunulmamıştır. Sonrasında ise PKK ile Yezidi
Kürtleri arasında ilişkiler bizzat Ermeni istihbaratı tarafından
sağlanmıştır. Bugün PKK'nın hem Dağlık Karabağ'da ve hem de Ermenistan'da
ciddi yapılanmaları mevcuttur. Şimdi açılım sürecinde Ermenistan'dan
beklenen gerek ASALA terör örgütünün kalıntıları ve PKK terör örgütünün
Ermenistan'daki yapılanması hakkında bilgi ve belge vererek bu örgütlerin
Ermenistan'da yasaklanmasını sağlamaktır. Aksi takdirde açılımın bir tek
yüzü ile karşı karşıya kalacağız ki, o da açılımın dış baskılar sonucu
gerçekleştirilen tek taraflı taviz yüzü olacaktır.