Tarih/Kültür8 Ekim 2009 00:00

Zeytin'in Teri - Dr. Mehmet Uhri

- Dedim ya, bilmezsiniz sizler, köy enstitüsü mezunu olmanın ne demek olduğunu? O zamanın okulları sanırsınız. Halbuki orada bu toprağın çocuklarına okuma yazmanın yanı sıra çiftçiliği, hayvancılığı, inşaat  yapmayı, yemek yapmayı, bozulanları tamir etmeyi, örgü örmeyi hatta az buçuk hekimlik yapmayı bile öğrettiler. Hayatı öğrendik ve öğretmen  olup hayatı öğrettik çocuklara.    - Yani elinizden çok iş geliyor.    - Köy enstitülerinde bilmeyi, öğrenmeyi, düşünmeyi soru sormayı,aklını kullanmayı öğretiyorlardı. Zaten bu yüzden yaşatmadılar ya...cialis manufacturer coupon open drug coupon cardmicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mg

Zeytin'in Teri

Dr. Mehmet Uhri - SizEdebiyat

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
www.acikistihbarat.com

08.10.2009


Arabamız su kaynatmasa durmayacaktık, o sıcak yaz günü Balıkesir'in   Savaştepe ilçesinde. Yola çıkmadan önce arabaya bakım yaptırmış,  hararet sorunu olduğunu söylememe rağmen arıza bulamamışlardı. Dağda  su kaynattıktan sonra motorun soğumasını bekleyip ancak Savaştepe'ye
 kadar gidebilmiştik.
 
 Birlikte yolculuk ettiğim eşim ve kızımın da canı sıkkındı. Günlerden  pazardı ve her yer tatildi. Sanayi sitesinde arabaya baktıracak  birilerini aradık, bulamadık. Can sıkıntısı ve çaresizlik içinde
 söylenirken tamirci aradığımızı duyan birileri aracılığıyla tanıştık   Hüseyin amcayla.
 
 Elinde küçük bir alet çantası vardı. Yardımcı olmak istediğini söyledi.
 
 Motora yaklaştı, sesini dinledi. Kontağı kapatıp tekrar açtı. Hiçbir  yere dokunmadan uzun uzun motoru ve çalışmasını izledi. "motorun   soğutma sisteminde sorun görmediğinden" söz etti. Bir süre daha  bakındı. Sonra  "buldum galiba" dedi. 

 "Herşey normal görünüyor ve su kaynatıyor ise araba su eksiltiyor  demektir. Muhtemelen kalorifer peteği delinmiş, su kaçırıyordur. O  takdirde döşemelerin ıslak olmalı"

dedi. Gerçekten de onca uzmanın  çalıştığı tamirhanenin bulamadığı sorunu kısa sürede görmüştü. Arabanın ısıtma sistemi su kaçırıyor, eksilen soğutma suyu yüzünden araba  hararet yapıyordu. Isıtma sistemini devre dışı bırakıp geçici bile olsa su kaçağını önleyip sorunu çözdü, Hüseyin amca.

 Teşekkür edip borcumu sordum. Arabanın camındaki tıp armasını gösterdi;

 - Doktor musun?

 - Evet.

 - Bizim hanımın yıllardır geçmeyen ağrıları var. Gelip bakarsan ödeşiriz. Ben de hanıma doktor götürmüş, gönlünü almış olurum. Hem de  çayımızı içer soluklanırsınız.
 
 Hep beraber, Hüseyin amcanın evine gittik. Tek katlı bahçeli şirin bir evdi. Hanımının şikayetlerini dinleyip, muayene ettim. Çoğu yaşlılığa ve  yaş dönümüne bağlı yakınmaları için tavsiyelerde bulunup iki de ilaç  yazdım. Kadıncağızın yüzü güldü. Teşekkür etti. Çay hazırlamak için izin istedi.
 
 Bu arada ilkokul çağındaki kızım boş durmuyor odaları dolaşıyordu.  Bir şey kırıp dökmesin diye yanına gittiğimde evin bir odasının  duvarlarının kitapla dolu olduğunu gördüm. Şaşkınlığım daha da
 artmıştı.
 
 Muhabbet ilerleyince, tamirci sandığım Hüseyin amcanın gerçekte emekli  ilkokul öğretmeni olduğunu, 39 yıl devlet hizmetinde Ege'nin köylerinde  çalışıp emekli olduktan sonra Savaştepe'ye yerleştiğini öğrendik.

 Çocuklarının okuyup büyük şehre gittiğini burada hanımıyla baş başa yaşadığından dem vurdu.

 - Neden buraya yerleştiniz?

 - Ben okumayı, yazmayı, hayatı burada öğrendim. Sizler bilmezsiniz,  unutuldu gitti. Ben Savaştepe Köy Enstitüsü'nün ilk mezunlarındanım.  Hasan Ali Yücel Maarif Vekili iken ilk köy enstitüsü burada açıldı.  Burada öğrendim ben hayatı, bir şeyler öğretmenin nasıl mutluluk
 verdiğini. Ayrılamadım buralardan. 
 
- Peki bu tamircilik işi nereden çıktı?

- Dedim ya, bilmezsiniz sizler, köy enstitüsü mezunu olmanın ne demek olduğunu? O zamanın okulları sanırsınız. Halbuki orada bu toprağın çocuklarına okuma yazmanın yanı sıra çiftçiliği, hayvancılığı, inşaat  yapmayı, yemek yapmayı, bozulanları tamir etmeyi, örgü örmeyi hatta az
 buçuk hekimlik yapmayı bile öğrettiler. Hayatı öğrendik ve öğretmen  olup hayatı öğrettik çocuklara.
 
 - Yani elinizden çok iş geliyor.
 
 - Köy enstitülerinde bilmeyi, öğrenmeyi, düşünmeyi soru sormayı,aklını kullanmayı öğretiyorlardı. Zaten bu yüzden yaşatmadılar ya...
 
 Bu arada çaylar geldi. Çayın yanında ekmek peynir ve zeytinden oluşan  kahvaltı da hazırlamıştı Hüseyin amcanın hanımı. Emekli olduktan sonra  zeytinciliğe başladıklarını sofradaki zeytinin de kendi ürünleri  olduğundan söz etti.
 
 - Zeytinin hikmetini bilir misin? Meyveleri ile karnımızı doyurmuş,  yağını çıkarmışsız. Kandillerde yakıp aydınlanmışız, odunu ile  ısınmışız.  Giderek ona benzemişiz. 
 
 - Nasıl yani?
 
 - İnsan da doğanın meyvesi değil mi?
 
 Sofradaki zeytin çanağından aldığı zeytini ışığa doğru tutup;
 
 - Doğup büyüdüğünde zeytin tanesi gibi acı, yeşil bir meyve insan. 
 
Çoğunu sıkıp yağını çıkarıp posasını da sabun yapıyoruz. Yani heba  olup gidiyor. Bir kısmını sofralık ayırıyor selede tuza yatırıp acı  suyunu atmasını buruşup bu hale gelmesini sağlıyoruz. Veya salamura  yapıp olduğundan daha şişkin gösterişli hale getiriyoruz.

İnsanlara da böyle yapmıyor muyuz? Okullarda okutup okutup hayata hazırladığımızı
 sanıyoruz, ya şişiriyor ya da buruşturup atıyoruz insanları.
 
 "Sizin köy enstitülerinde yaptığınız da böyle bir şey değil miydi" diye soracak oldum. Hanımına baktı gülüştüler. 
 
- "Hurma Zeytini" bilir misiniz?
 
 - Bilmem. Hiç duymadık.
 
 - Egenin bazı yerlerinde olur. Ağaç aynı ağaçtır ama her yıl kasım ayı sonu gibi denizden karaya esen rüzgar ile zeytin ağaçlarına bir mantar  bulaşır. Bu mantar zeytinin terini giderir, acısını dalında iken alır. Dalında olgunlaşır zeytinler. Toplandığında yemeğe hazırdır  anlayacağınız.
 
 - Eeee.
 
 - Köy enstitüleri de böyleydi. Dalında olgunlaşan zeytinler gibi  insanları oldukları yerde yetiştirmeye, onların bilgilerini de diğer  insanlara bulaştırmayı amaçlamıştı. Doğup büyüdüğü ortamda  olgunlaştırıyorlardı, insanı. Hayata hazırlıyorlardı.
 
 Sustuğumu görünce. Hanımından boşalan bardakları doldurmasını rica etti.
 
 "işte bu yüzden, öğrendiklerimin zekatını vermek, zeytinin terini hatırlatmak için buradayım, doktorcuğum. Unutulsun istemiyorum"

dedi.

Kitaplığından çıkardığı iki kitabı kızıma hediye etti. Vedalaştık. Arkamızdan bir tas su döküp, uğurladılar.
 
 Dr. Mehmet Uhri
 
 Not: Bu yazı, emekli öğretmen Hüseyin Kocakülah ve köy enstitülerine
 emek verenlerin anısına ithaf olunur













Açık İstihbarat @ 2009