|
(Açık İstihbarat
: Tarihte ezilenler mazlumdur ve mazlumluk
onları doğal bir hak ve haklılık payesi ile nişanlandırır. Hak
uzun vadede hep mazlumdan yanadır. Fakat ne zamanki bu
mazlumluk kirli ellerin hamuru olur, o topluluk mazlum
bir topluluk olmaktan çıkıp şımarık bir güruha dönüşür.
Kendisini en önemseyenleri bile ezen, yıkan,
çiğneyip geçen bir güruh.
Aşağıdaki yazı; Diyarbakır'ı
tanıyanlar için süpriz değildir. Ama aşağıdaki yazı
artık bu ülkede Kürtlerin değil, Türklerin mazluma
dönüştüğünün en güzel ve net işaret fişeklerinden biridir.
Tarihin sarkacı yön değiştirdiğini bazen tek bir söz ele
verir. Kirli ellerin elinde hayal kurdurulmaya
çalışılan Kürt kardeşlerimize
duyurulur.)
----------------------------------------------------------------------
Yıkın
On Gözlü Köprüyü, Ben-u Sen'i, Diyarbakır'da, nefret ettiğiniz
Türk(men)ler'e ait bir şey kalmasın ! Akkoyunlu Hükümdarı öz be
öz Diyarbakırlı Uzun Hasan'ı, yine Diyarbakırlı
Karayülük Osman'ı zaten bilmiyorsunuz ama biliyorsanız da;
kahramanlıklarını, Osmanlı'ya nasıl kök söktürdüklerini
anlatmayın.
300 yüzyıl Orta Doğu'ya
hükmettiklerini resmi tarih bize anlatmadı.
Aksine Diyarbakır merkezli öz be öz Türkmen
devleti olan Akkoyunlular resmi tarihe göre Osmanlı'yı arkadan
vuran hain barbarlardı.
Her gün kadim şehirde
onlarcasını gördüğümüz eserleri bırakan ve Diyarbakır'ı
başkent yapan Artuklular'ı hiç yaşamamış sayın.
Diyarbakır ile ilgili en kapsamlı tarihi
araştırma olan, 15. Yüzyılda yaşamış İranlı tarihçi Ebubekir
Tıhrani'ye ait Kitab'-ı Diyarbekiriye'yi bulduğunuz yerde
yakın çünkü o kitapta, Diyarbakır'ın dağını taşını
yurt edinen Bayındır Türkmenlerinden dolayı yüzyıllarca
Bayındıriye diye bilindiğini anlatır.
Bu
bilgi sizin için sakıncalıdır.
Yakın! Osmanlı kayıt defterlerini
çünkü aşiret aşiret, isim isim kayıtları vardır
Diyarbakırlılar'ın. Sizi şaşırtacaktır oradaki bilgiler, belki
de kızdıracaktır.
Ulu Camii'nin, Anadolu
coğrafyasının Orta Asya Türk mimarisine göre Kilise'den
Camii'ye çevrilen ilk eseri olduğunu ancak sanat tarihçileri
bilir o nedenle tehlikeli bilgi değildir. Ama yine de sizin
için tehlikeli ise orayı da yıkın.
Yedi Kardeş burcunu
mutlaka yıkın çünkü orada öz Türkçe isimleri ile esere konu
olan Diyarbakırlı yedi kardeşin ismi var, hem de taşa
kazılı.
Kendini öz Türk zanneden bazı
Batılı cahillerin dalga geçtiği, karaladığı Diyarbakır ağzını
yasaklayın kimse konuşmasın.
Çünkü; tekmeye tepik,
alkışa çepik, beze çapıt, merdivene gezemek, teyzeye dayze,
amcaya ami, yiğit'e iğit, düğüne toy, tencereye kuşkana gibi
Diyarbakır'a özgü en az beş bin yıllık binlerce
bozulmamış kelime aslında Türkçe'nin bozulmuş hali olan
İstanbul ağzına göre milyon kat daha öz Türkçedir.
Diyarbakır ağzının en güzel örneklerini veren
Diyarbakırlı büyüklerimizi taşlayın gördüğünüz yerde.
Mektup yazdım yaz
idi, Kalemim kiryaz
idi, Da çok yazacaktım,
Mürekkebim az idi...
gibi binlerce Diyarbakır manisini
yasaklayın, unutturun öğretmeyin çocuklarınıza çünkü Dede
Korkut Türk(men) çesi ile söylenir.
Hep şikayet ettiğiniz sistem, Kürtçe isimleri
yasaklattı siz de en az bin yıllık Türkçe isimleri yasaklayın
Diyarbakır'da.
Mesela değiştirin
Karacadağ ismini Türkçedir tehlikelidir. Değiştirin Bismil'in
adını, çünkü akrabaları hala Orta Asya Harzem'de yaşayan
Basmıl Türkmenleri'nden alır ismini.
Her gün
küfredin Çermikli Ziya Gökalp'e, Süleyman Nazif'e çünkü onlar
sürgün pahasına emperyalizme karşı Diyarbakır duruşu
sergilemişlerdi.
Yok sayın Seyyid Nuh'u
klasik Türk musikisine yüzlerce eser vermiş Diyarbakırlıdır.
Yok olmaya yüz tutmuş Türkçe'nin asli kaynaklarını tekrar
kazandıran Diyarbakırlı Ali Emiri'yi de küfürle hatırlayın.
İhanet ile suçlayın Celal Güzelses'i, Cahit Sıtkı'yı, Orhan
Asena'yı, Adnan Binyazar'ı, Özer Ozankaya'yı siz den farklı
düşündükleri için.
Külliyen reddedin
Diyarbakır'ın en azından bin yıllık tarihini, dost edinin
elinden kan damlayan İngiliz'in, Fransız'ın sözüm o'na size
dost görünenlerini.
Sisteme haklı öfkenizi, tarihinize ihanet ile
gösterin. Unutturun Diyarbakır'ı, Diyarbakır
yapan renklerinden dikkat buyurun Türk değil TÜRKMEN'e (*)ait
ne varsa külliyen yok sayın.
Size göre
Diyarbakır'da Kürtler, Zazalar, Suryaniler, Keldaniler,
Ermeniler herkes yaşadı.
BİR TEK TÜRK (MEN) LER
UĞRAMADI BU KADİM ŞEHRE BURAYI BAŞKENT YAPARAK DÖRT DEVLET
KURMALARINA RAĞMEN.
Bu devletleri kuran
(Artukoğulları, İnaloğulları, Nisanoğulları, Akkoyunlular) on
binlerce çadırlık Türkmen aşiretleri buhar oldu uçtu.
O zaman soralım 18. 19. yüzyılda yaşayan
Ermeni ozanlar neden Diyarbakır ağzı ile Türkçe yazdı, Türkçe
söyledi. Diyarbakır ağzı dediğimiz o muhteşem dilde mesela
İstanbul Türkçesinde olmayan ama Oğuz diline ait binlerce
kelime ve deyim var.
Çocuğu olmayan ailelere
neden bir Diyarbakırlı 'kör ocak' der tıpkı Divan-i Lugat'i
Türk'de olduğu gibi.
Neden bir Diyarbakırlı
kelime başına gelen -Y- sesini okumaz. Mesela yılan değil
ilan, yüksek değil üskek, yıldız değil ulduz der tıpkı
Kaşgarlı Mahmut gibi. Hatta mutlaka aranızda yapanlar
olacaktır bu satırların yazarı hemşerinize küfredin, önemli
değil o sizi önce tarihe ardından Allah'a havale edecektir.
Her nefesinde büyülü
kent Diyarbakır'ı soluyan, başta Kürtler ve Zazalar olmak
üzere bu kentin her rengini seven
(*) Diyarbakır'da
yaşayan Türklere teknik anlamda Türkmenler demek daha doğru
olur. Çünkü Diyarbakır Türk(men) leri dil, kültür ve fiziki
yapı olarak Batı Anadolu, Kafkas, Balkanlar'da yaşayan
Türkler'den ziyade Azerbaycan, Türkmenistan, Afganistan,
Tacikistan, İran, Irak, Filistin, Mısır ve Suriye'de yaşayan
Türkmenler ile aynı özellikleri
taşırlar. |