Tek Sesliliğin Perde Arkası-Uğur Civelek
Tek sesliliğin ne olduğunu ve olmadığını son 20 yılda ülkemizde yaşadığımız deneyimler nedeni ile çok iyi biliyoruz: “ hepimiz aynı gemideyiz” söylemi ile özetlenen günü kurtarmak pahasına sorunların ağırlaşmasına göz yuman bu anlayış nedeni ile çok şey kaybettik. Gelir dağılımı tempolu bir şekilde bozuldu, rekabet gücü çöktü ve faaliyet gelirleri eridi, büyüyen borçlar geleceğimize ipotek koydu. Kamu borcu nispi olarak azalırken özel sektörünkinin büyümesi olumsuzluğu azaltmadı. Yabancı sermayeye tam bağımlı, iyi sömürülen ve karanlıkta bırakılmış bir ülke haline geldik. Kendimize güvenimiz insani değerlerimiz ve inancımız yıprandı; çaresizlik ile birlikte hukuksuzluk da tırmandı.new prescription coupons sporturfintl.com online cialis couponscoupons for cialis 2016 coupons for prescription drugs prescription drug cardsescitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenacialis sample coupon prescription card discount cialis manufacturer coupon
Gerek uluslar arası kurumlar, gerekse yatırım bankaları tarafından hazırlanan küresel ekonomik tahminlere ilişkin raporlarda, detaydaki farklılıklara rağmen makro planda tek sesli bir anlayış dikkat çekiyor: Oranlar ve bölgesel beklentiler kısman çeşitlilik sergilese de dünya ekonomisinin 2009’da daralacağı, 2010 yılında pozitif büyümeye geçileceği ve 2011’de ise her şeyin daha iyi olacağı iddia ediliyor. Kamuoyuna yansıyan bu çalışmaların gerçek amacını sorgulamak, dünyanın nasıl döndüğünü anlamak ve bundan sonra yaşanacakları öngörebilmek adına önem taşıyor. Zira çok sesli imiş görüntüsü altında gizlenen tek seslilik, amaçlananın tam aksine belirsizliği azaltmıyor. Çünkü söz konusu kurumlar tarafından 2004-2007 döneminde açıklanan orta vadeli geleceğe ilişkin raporların tümü yaşadığımız krizi ıskalamıştı!
Yalnız bu değil, 1995 sonrasında uluslar arası kurumlar, yatırım bankaları ve kredi derecelendirme kurumları yaşanan olumsuzlukların hemen hemen hiçbirini öngöremediler…
Bu aşamada sormak gerekiyor, son 15 yılda yaşanan krizlerin hiçbiri öngörülebilir değil miydi? Yanıtlayalım; hepsi öngörülebilir nitelikteydi. Fakat güç dengelerinin değişmemesi hatta pekişmesi için gerçeklerin geniş kesimler tarafından bilinmemesi ve daha kolay yönlendirilebilmesi hayati önem taşıyordu. Çıkar ilişkileri yolu ile belli bir ideolojiye taraf olanların gözetilmesi böyle olmasını gerektiriyordu. Nasrettin Hoca’nın dediği gibi “ parayı veren düdüğü çalıyor.” Bir anlamda bilgi bir çeşit silah olarak kullanılıyor, fakat geniş kesimlerin bu gerçeği anlayacak bilince ulaşması istenmiyor.
Bugünkü sistemin bir parçası olan kurumlar varlıklarını korumak adına sistemik risk algılamasını artıracak veya paniğe yol açabilecek bilgileri kamuoyundan gizlemeyi tercih ediyor, sistemik kırılganlığı azaltacak şekilde geniş kesimleri yönlendirmeyi öncelikli amaç olarak algılıyorlar. Bu çifte standartlı uygulamayı gönül rahatlığı içinde yapabilmek için de gerçekler ile ilgisi olmayan bir dizi varsayımın arkasına saklanıyor ve bunları hiç tartışmıyorlar. Zira sistemi olumsuz etkileyecek her bilginin geniş kesimler tarafından bilinmesi durumunda kendi ömürleri de kısalacak, temeldeki sorunu çözemiyorlar ise ömürlerini uzatmak ve göreceli güç dengesini korumak adına, gerçeklerin gizlenmesi ve geniş kitlelerin yönlendirilmesini mümkün kılacak bilgi kirliliği üretimine ağırlık verilmesi zorunluluk haline geliyor.
Söz konusu kurumların 2009-2012 dönemine ilişkin tahminleri, gözden uzak tutulan varsayımlar ve üzeri örtülerek gizlenen sorunların yanı sıra görmezden gelinen çıkar çatışmaları nedenleri ile gerçekçi görünmüyor. Dünya ekonomisi 2010’dan itibaren yeniden büyüyecekmiş, ciddi bir enflasyon tehlikesi söz konusu değilmiş, gelişmiş ekonomilerin eski tüketim düzeyine geri dönmesi pek olası değilmiş, fakat gelişmekte olan ekonomiler küresel ekonominin lokomotifi olacakmış. Gizli varsayımlar da oldukça ilginç: Gelir dağılımının aşırı ölçüde bozuk oluşu ve bozulmaya devam etmesi, olumsuzlaşan rekabet koşulları sebebiyle faaliyet gelirlerinin hızla eriyor olması, toplam kredilerin toplam faaliyet gelirlerine oranının uzaya doğru yola çıkması önemli değilmiş! Rusya, Çin, Brezilya gibi gelişmekte olan ekonomiler artan güçleri oranında daha fazla söz sahibi olmak istemeyecek, doların rezerv para olma durumuna itiraz etmeyecekler ve sadakatlerini koruyacaklarmış! Artan talep ve arz belirsizliği nedeni ile zorunlu ihtiyaç maddesi fiyatları yükselse de diğerlerindeki fiyat gerilemesi enflasyonu engeller hem de herhangi bir talep daralmasına yol açmazmış! Bu yazdıklarımızı açıkça itiraf etmiyorlar fakat tahminlerini bu ve benzeri varsayımlar üzerine inşa ediyorlar; Zira böyle yapmaz ve geniş kesimleri yönlendiremezler ise güç dengeleri çok daha hızlı bir şekilde değişecek ve yıkılanın yerine yeni yapılacak düzende kendi konumlarını koruyacak durumda olamayacaklar.
Tek sesliliğin ne olduğunu ve olmadığını son 20 yılda ülkemizde yaşadığımız deneyimler nedeni ile çok iyi biliyoruz: “ hepimiz aynı gemideyiz” söylemi ile özetlenen günü kurtarmak pahasına sorunların ağırlaşmasına göz yuman bu anlayış nedeni ile çok şey kaybettik. Gelir dağılımı tempolu bir şekilde bozuldu, rekabet gücü çöktü ve faaliyet gelirleri eridi, büyüyen borçlar geleceğimize ipotek koydu. Kamu borcu nispi olarak azalırken özel sektörünkinin büyümesi olumsuzluğu azaltmadı. Yabancı sermayeye tam bağımlı, iyi sömürülen ve karanlıkta bırakılmış bir ülke haline geldik. Kendimize güvenimiz insani değerlerimiz ve inancımız yıprandı; çaresizlik ile birlikte hukuksuzluk da tırmandı. İyi niyet, sıkıntılarımızın büyümesini önleyemedi. Bugün küresel düzeyde olduğu gibi, ülkemizin üst katlarında üretilen tek seslilik toplumsal uzlaşma değildi; öyle olduğu için de çaresizlikle birlikte istikrarsızlık potansiyeli büyüdü, belirsizlik ve kırılganlık tırmandı.
Güçlülerin çıkarını gözeten, geniş kesimlere ölümü göstererek sıtmaya razı eden tek sesli yönlendirme sürdürülebilir değildir. Bu gerçek, pasta küçülmeye başladığında her kesim tarafından çok net bir şekilde anlaşılır. Pastanın yeniden büyüyeceği hayali ile pastanın gerçekten büyümesi aynı şey değildir.
Sözün özü: Bu tek sesli yönlendirmeye fazla itibar etmeyin ve tedbirli olmaktan vazgeçmeyin.