Yukarıdaki paragrafta sorulan sorunun
cevabı peşinen hayırdır.
Ne Türkiye Abhazya’yı
tanır, ne de Rusya KKTC’yi. Nedeni gayet basittir.
Türkiye’nin KKTC’yi tanıtmayacağı ve karşılığında da
Abhazya’yı tanımayacağının sebepleri şu başlıklar altında
sıralanabilir:
1.
Türkiye’nin KKTC’yi tanıtma gibi bir
politikasının olmaması: Türkiye KKTC’yi tanıtarak AB
ve ABD ile sorunlar yaşamak istememekte ve sorunları müzakere
masasında çözmek istemektedir. Bugün herhangi bir ülke kalksa
ve “Ben KKTC’yi tanıyorum” dese; Türkiye tabiri caiz
ise “Aman, sakın tanıma” diyecektir. Daha önce Pakistan ve
Bangladeş ile benzer bir diyalog yaşandı ve Türkiye KKTC’nin
tanınmasını istemedi.
2. KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın tanınma talebinin
olmaması: Cumhurbaşkanı Talat’ın tanınma talebi
olmadığı gibi zihninde canlandırdığı Kıbrıs, Dolayısıyla
Kıbrıs Türklerinin temsilcisi olarak Rum Yönetimi ile
“Birleşik Kıbrıs” konusunda müzakereleri yürüten KKTC
Cumhurbaşkanı’nın bağımsızlık talebi
bulunmamaktadır.
3.
Türkiye’nin toprak bütünlüğü prensibine sadık
kalması: Türkiye bölgesinde ülkeler bakımından
“toprak bütünlüğüne saygı prensibi”ni istisnasız
kabul etmekte ve uygulamaktadır. Türkiye’nin en önemli dış
politika prensiplerinden birisi olan “toprak bütünlüğüne
saygı prensibi”nin hiçbir şartta ve durumda bozulacağı
düşünülmemektedir.
4.
Azerbaycan ve Dağlık Karabağ Konusu:
Türkiye’nin Gürcistan’a ait bir toprak parçası iken
bağımsızlığını ilan eden Abhazya’yı tanıması, Azerbaycan’a ait
olan ve/fakat Ermenistan tarafından işgal edilen Dağlık
Karabağ bölgesinin bağımsızlık taleplerini güçlendirir ve
Ermenilerin eline koz verilmiş olur. Türkiye’nin stratejik
müttefiki Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklarının
statüsünü olumsuz etkileyebilecek bir girişimde bulunması, hem
Azerbaycan’la yakın ilişkileri hem de Azerbaycan’ın “toprak
bütünlüğü”nün vazgeçilmezliği nedeniyle mümkün değildir.
5.
Gürcistan ile stratejik müttefiklik:
Gürcistan Türkiye’nin bölgedeki en önemli stratejik
müttefiklerindendir. Türkiye defalarca çeşitli seviyelerde
yaptığı açıklamalarda Gürcistan’ın toprak bütünlüğüne vurgu
yapmıştır. Gürcistan son zamanlarda Türkiye ile ilişkilerinde
ciddi ilerlemeler sağlamıştır. Böylesi bir tanınma kararı
Gürcistan’ın Türkiye ile ilişkilerini gözden geçirmeye
itebilir.
Başta Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı
Projesi (BTC) olmak üzere, Şahdeniz Doğalgaz Boru Hattı
Projesi, Kars-Tiflis Demiryolu Projesi gibi önemli iletişim ve
ulaştırma dehlizleri Gürcistan’dan geçmektedir. Gürcistan ile
vizeler kaldırılmıştır. Çok yakında pasaportların da
kaldırılması ve nüfus cüzdanı ile geçişlerin yapılabilmesi
üzerine çalışıldığına ilişkin bilgi, geçtiğimiz hafta, bizzat
Gürcistan Devlet Başkanı Sayın Mihail Saakaşvili tarafından bu
makalenin yazarına açıklanmıştır.
6.
Rusya da KKTC’yi tanımaz: Rusya’ya en çok
yabancı yatırımın geldiği ülke Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’dir
(GKRY). Aslında söz konusu yatırımların çoğu Rus sermayesine
aittir ve aklanmak için GKRY’ye giderek yeniden Rusya’ya
dönmektedir. GKRY’de Ruslara ait 50 bini aşkın offshore şirket
bulunması ve bu şirketler GKRY ve Rusya arasındaki “çifte
vergilendirmeyi önleme” anlaşmasından da faydalanıyor olması,
ilişkilerin ekonomik derinliğini açıkça göstermektedir.
GKRY’de sadece yüzde 4,5 oranında vergi ödeme
imtiyazına sahip olan şirketlerin Rusya’da vergiden muaf
tutuluyor olması GKRY’yi Rus şirketleri için tercih merkezi
yapmaktadır. Bağımlılığı karşılıklı kılan da Rus offshore
şirketlerinin GKRY milli gelirinin yüzde 12’sini
oluşturmasıdır. Dolayısıyla Rusya’nın GKRY’yi gözardı ederek
KKTC’yi tanıması mümkün değildir. Ayrıca GKRY ile Rusya
arasındaki tarihsel ve Ortodoks kökenlere uzanan yakınlığı ile
Yunanistan faktörünü de unutmamak gerekir.
Rusya’nın son günlerde Karadeniz’de
artan gemi trafiği ve Abhazya’ya giden gemilere Gürcistan
tarafından el konma girişimlerine karşı Rus savaş gemileri
Abhaz deniz sınırını koruyacağını dahi açıklamıştır. Rusya’nın
bunun dışında Gürcistan’a karşı Abhazya’yı tanıtma
politikaları bilinmektedir.
Bunun için bazı Güney
Amerika ülkelerine düşük faizli krediler ve ucuz silah
satışları dahi yapmaktadır. Ancak Rusya Abhazya için GKRY ve
Yunanistan’ı karşısına alacak bir dış politik eğilim
içerisinde olmaz. Öte yandan, Türkiye’deki Kafkas
diasporasının Abhazya’nın Türkiye tarafından tanınması
yönündeki çabaları da ortadadır.
Gürcistan ile ilişkilerimizin en üst noktalara
çıktığı ve hatta uzun bir süreden beri Dışişleri Bakanlığı
Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Ünal Çeviköz’ün Abhazya’yı
ziyaret ettiği bir dönemde Türkiye’nin Abhazya’yı tanıması
beklenmemektedir.
KKTC ve Abhazya’nın
karşılıklı olarak tanınması hem Türkiye’nin ve hem de
Rusya’nın dış politika çizgisine ve konjonktüre aykırıdır.
2004 yılında Kıbrıs’taki halkların tek devlet çatısı altında
birleşmesinin şartlarını belirleyen Annan Planı’nın oylandığı
referandumda Türklerin evet oyuna karşın Rumların hayır demesi
ve Rusya’nın da BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi olarak kararı
veto etmesi hala hatırlanmaktadır.
Rusya ile Türkiye arasında 2004
yılından sonra ilişkiler gelişmiştir. Hatta olanaksız görünen
pek çok hadise görüşülmekte ve karara bağlanmaktadır. Ancak,
Kıbrıs bu kararlar içerisinde değildir.
Rusya Kıbrıs
politikasında sadece “nispeten daha dengeli bir
politika” çizgisine gelmiştir. Ancak büyük ölçekli bir
değişikliğe gitmemiştir. Rus Dışişleri Bakanlığı adına yapılan
resmi açıklamalarda da bunu görmek mümkündür. Rusya Dışişleri
Bakanlığı sözcüsü Andrey Nesterenko 17 Eylül 2009 tarihinde
bakanlık brifinginde yaptığı açıklamada Rusya’nın Kıbrıs
konusundaki düşüncelerinin değişmediğini, Moskova’nın
Kıbrıs’ta çözümü ancak BM prensipleri çerçevesinde gördüğünü,
KKTC’nin Rusya tarafından tanınmasının söz konusu olmadığını
bildirmiştir.[2]
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
da 3 Ekim 2008 tarihinde, Komersant Gazetesi özel muhabiri
Mihail Zıgır’a verdiği mülakatta, KKTC’nin Abhazya ve Güney
Osetya’nın bağımsızlığını tanımayı düşünmediğini
bildirmiştir.[3]
Görüldüğü gibi ne Rusya’nın Kıbrıs
politikası değişmiştir, ne Türkiye’nin toprak bütünlüğü
prensibinden taviz vermesi söz konusudur ve ne de KKTC’yi
bağımsız bir devlet olarak tanıtma yönünde bir karar
alınmıştır. Üstüne üstlük Cumhurbaşkanı Talat’ın birleşme
yönündeki net tavırları da, “tanınma” fikrine uzak duruşu da
ortadadır.
“KKTC’ye karşılık Abhazya” teması
başlangıçta birçokları için çekici ve hatta mantıklı dahi
gelebilir.
Ancak hem Türkiye’nin ve hem de Rusya’nın
dış politika tercihlerine ve gerçeklerine yakından
bakıldığında bunun mümkün olamayacağı da görülmektedir. AB ve
ABD’nin bağımsız bir Abhazya ve KKTC istemedikleri de bilinen
bir gerçekliktir.
Son günlerde önce Kürt açılımı ve
ardından da Ermeni açılımını görenler bu açılımların
Abhazya’ya kadar uzanabileceği yönünde naif bir düşünceye
kapılabilirler. Ancak bölge gerçekliği buna müsaade
etmemektedir. Ankara’nın KKTC’yi
tanıtamayacağı ve Abhazya’yı da tanıyamayacağı bir “Küresel
Zorunluluktur”. Açılım üzerine açılım yapan
bir ülke olan Türkiye maalesef küresel zorunluluğa karşı
gelebilecek bir pozisyonda değildir.