Rum Ulusal
Konseyi, hangi politik çizgide olursa olsun,
Güneydeki tüm Rum siyasi partilerinden oluşan ve Hristofyas’ın
izleyeceği milli strateji ve taktikleri, masaya getireceği
önerileri, pazarlık yapamayacağı kırmızı çizgileri belirleyen,
bir başka deyişle milli davalarında son söz hakkına sahip olan
en üst karar organıdır…
Bu niteliğiyle de tüm Rum
Halkını temsil eder…
İşte bu Milli
Konsey, Kıbrıs sorununda gelinen kritik aşamada, 4
gün süren seri toplantılardan sonra önümüzdeki sürede
izlenecek milli siyaseti oy birliğiyle belirledi ve
Hristofyas’ın önüne koydu…
SAPTANAN KIRMIZI ÇİZGİLER
VE MİLLİ HEDEFLERİ
Rum Ulusal Konseyi tarafından
saptanan ve 10 maddede toparlanan kırmızı çizgilerle milli
hedefleri şöyledir:
1- Türkiye, AB
İlerleme Raporu’nun onaylanacağı Aralık ayına kadar daha önce
taahhüt ettiği şekilde limanlarını Rum gemi ve uçaklarına
açmazsa, Rum yönetimi ile ilişkilerini normalleştirmezse (
Kıbrıs Cumhuriyeti adlı Rum devletini tanımazsa ) tam üyelik
müzakereleri bloke edilecektir…Bu bağlamda ilk aşamada yeni
müzakere başlıklarının açılması engellenirken, son aşamada da
AB üyeliği veto edilecektir…
2-
Müzakerelerde hedef, BM kararlarının öngördüğü şekilde
iki toplumlu-iki kesimli federasyon temelinde tek devlete, tek
egemenliğe, tek Halka, tek vatandaşlığa, tek temsiliyete, tek
ekonomiye dayalı olacak şekilde Kıbrıs’ı yeniden birleştirmek
olacaktır…
3- Varılacak çözüm, tüm
Türk askerlerinin ve tüm TC kökenlilerin adadan çıkarılmasını
sağlamalıdır…( Hristofyas daha önce 50 bin kişinin adada
kalmasını kabul etmişti, şimdi bu kabul geri çekildi…)
4- Bu amaçla çözümden önce uluslar
arası kabul gören bir kuruluş tarafından adanın Kuzeyinde bir
nüfus sayımı yapılmalıdır..
5- AB
üyesi bir ülkede garantörlere ihtiyaç olmaması nedeniyle
Garanti ve İttifak Anlaşmaları
feshedilmelidir…
6- Varılacak
çözüm, yeni bir devlet yaratmayı ve bakir doğumu öngörmemeli,
AB ve BM üyesi mevcut Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamını ve
Anayasasının değiştirilmesi suretiyle iki eyaletli merkezi
yanı güçlü bir federasyona dönüşmesini, bu çerçevede,
ülkenin, Halkın, ekonominin ve kurumların yeniden birleşmesini
öngörmelidir…Seçim sistemi ve merkezi devletin organlarının
oluşması buna göre belirlenmelidir ( ortak aday listeleri ve
birleşik seçmen listesi ve birleşik oy pusulasına dayanan
birleşik seçim sistemi)
7- Varılacak
anlaşmanın AB’nin birincil hukuku olması ve bu bağlamda AB
müktesebatından daimi sapmalar kabul edilmeyecektir..( 3
özgürlükler denen serbest yerleşme, serbest mülk edinme ve
serbest dolaşım hiçbir şekilde kalıcı şekilde
kısıtlanamayacaktır )
8- Varılacak
çözüm, BM kararlarına ve sözleşmesine, AB ilke ve değerlerine,
AB hukukuna, insan hakları sözleşmelerine uygun olmalıdır…(
Tüm Rum göçmenler geri dönme ve eski mülklerini elde etme
hakkına sahip olmalıdır )
9- İngiliz
üsleri dahil olmak üzere askersizleşme sağlanmalı ve ada tüm
yabancı askerlerden arındırılmalıdır..
10-
Görüşme sürecini dar zamanlarla kısıtlayacak şekilde
boğucu takvimlere ve dıştan plan empoze edilmesini öngören
Hakemliğe karşı çıkılmaya devam edilecektir… ( BM, AB, ABD
veya İngiltere, Annan Planı sürecinde olduğu gibi dıştan plan
dayatamayacak, BM Genel Sekreterinin boşlukları doldurma ve
üzerinde anlaşmaya varılmamış bir metni referanduma sunma
hakkı olmayacaktır…)
STRATEJİNİN
ANLAMI
Bu kararların anlamı, hiçbir bedel ödemeden
Türkiye’yi adadan çıkarmayı, Kıbrıs ile Türkiye’nin bağlarını
koparmayı ve Kıbrıs’ın tapusunu istedikleridir. KKTC’yi yok
edip Kıbrıs Türk Halkını basit bir azınlık haline düşürmeyi
hedefledikleridir.
Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş’ın
yaptığı saptama çerçevesinde bu kararlar, Türkiye ve KKTC’ye
karşı bir meydan okumadır.
En sağdan en sola kadar tüm
Rum siyasi partileri ve Rum Devlet Başkanı Hristofyas’ın
üzerinde anlaştığı bu stratejinin anlamı, Rum tarafının acele,
sırf çözüm olsun da nasıl olursa olsun, şeklinde bir çözümü
kabul etmeyecekleridir.
Türk tarafı yukarıdaki
hedeflerini kabul edip teslim olmadığı sürece, masada anlaşmak
yerine, Türkiye’nin çok ateşli ama tek yanlı AB üyeliği
hevesinin değerlendirilerek tam üyelik sürecinde şantaj ve
tehditle yukarıdaki milli hedeflerini gerçekleştirecek
tavizleri almaya çalışacaklarıdır.
Bu çerçevede
istediklerini alana kadar, müzakere başlıklarının açılmasını
ve kapanmasını veto ederek Türkiye’nin AB üyelik sürecini
bloke edecekleridir.
Eğer Türkiye-AB müzakereleri 10
yıl sürecekse, süreç içinde istedikleri tavizleri almamaları
halinde o tarihe kadar şantajlarını sürdürerek
bekleyecekleridir.
Nasıl olmasa aceleleri yoktur ve
kendilerini acil bir anlaşmaya zorlayacak herhangi bir
motivasyon, herhangi bir baskı bulunmamaktadır.
Annan
Planı dahil bugüne kadar sunulan tüm BM Planlarını
reddetmelerine karşın tüm Kıbrıs adına BM üyelikleri devam
etmektedir.
AB’a tam üye olarak, tüm Kıbrıs’ın tek
meşru hükümeti olma iddialarını ve işgalleri altındaki Kıbrıs
Cumhuriyeti’ni konsolide etmişlerdir.
Üzerlerine
herhangi ciddi bir baskı yoktur.Talat, milli hedeflerini teker
teker kabul etmektedir.Bu durumda onları, yukarıda
saptadıkları milli hedeflerinden vazgeçirecek herhangi bir
neden bulunmamaktadır.
ONLARI NE
CAYDIRABİLİR?
Oysa onların bu stratejilerini boşa
çıkaracak karşı stratejiler vardır:
1-
TBMM ve KKTC Meclislerinin, KKTC’nin sonsuza dek
yaşatılacağını, egemenlikten asla taviz verilmeyeceğini
vurgulayan ve kırmızı çizgilerimizi belirleyen bir kararı oy
birliğiyle alarak duyurması, böylece onlara, heveslerinin asla
gerçekleşmeyeceği mesajının en güçlü şekilde
verilmesi.
2- Bu çerçevede, zamana
oynayarak doğru strateji belirledikleri düşüncesine
kapılmalarını önlemek için asla tavizci bir politika
izlenmemesi, bu çerçevede tavizci Talat’ın yetkilerinin Meclis
tarafından kısıtlanması ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Halk
tarafından götürülmesi
3- KKTC’nin bir
gurup ülke tarafından tanınması için büyük bir kampanya
başlatılması…
4- Rumları en çok
rahatsız eden bir husus olan, KKTC’deki konut yatırımlarının
yeni pazarlar bulunarak yeniden hızlandırılması, bu çerçevede
eski Rum mülklerini yatırıma kapatan emirnamelerin iptali,
5- Eşdeğerde mülk dağıtımına yeniden
başlanması
6- 10-15 yıldır yasal
şekilde KKTC’de yaşayan, burada üreten, ekonomiye katkıda
bulunan, buna karşın hak sahibi oldukları halde vatandaşlık
verilmeyen TC kökenli kardeşlerimize vatandaşlıklarının
verilmesine yeniden başlanması…
7-
KKTC üzerinden Güney’e geçmek isteyen mültecilere engel
olunmaması, Rum’un sınır bekçiliğini yapmaktan vaz
geçilmesi…
8- Hidro karbon yatakları,
KKTC limanlarına uğrayan gemilerin korsanlıkla kaçırılması,
mürettebatın tutuklanması vb. konulardaki emrivakilerine
anında fiili karşılık verilmesi…
9-
AB, ABD ve İngiltere’nin, gerçekten acil bir anlaşma
istiyorlarsa, bu Milli Konsey kararlarından sonra, KKTC’ye
yönelik ambargoları kaldırmaları, en azından bir gurup dost
ülkenin KKTC’yi tanımasına yeşil ışık yakılması, Rum tarafına
adanın kesin şekilde TAKSİM olacağı mesajının
verilmesi..
AKP hükümeti eğer teslim olmaya ve
Rumlara istedikleri tavizleri vermeye niyetli değilse,
gerçekten şerefli bir çözümden yanaysa, ABD, İngiltere
ve AB ise adada gerçekten acil bir anlaşma istiyorlarsa bu
adımları atmak zorundadırlar…
Bunların atılmaması
halinde cüce Rum devleti hem Türkiye’nin AB sürecini
rahatlıkla bloke edecek, hem de görüşmeleri, Türk tarafı
teslim olana kadar oyalama taktikleri ile sürdürerek, bizi
elimiz-kolumuz bağlı şekilde masada
hapsedecektir…