Ülke insanlarının geleceğini ipotek altına alan o
anlaşmalaryalnızca çalçene olunacak yüzeysel
“demokrasi” düşünceleri değildir.
Antlaşmalar baştan aşağı güvenlik (askeri ve
polisiye) anlaşması olmalarının yanı sıra patron ülkenin
iktisadi (enerji-ucuz savaşçı sağlanması) çıkarlarını da
güvenceye almak için imzalanmaktadır.
Antlaşma (sözleşme de diyebilirsiniz) imzalı kâğıtlar
olarak kalsa yarın öbür gün anlaşmayı bir gerekçeyle
bozabilirsiniz.
İmzanın ötesinde içyapınızı (toplumsal-ruhsal
karakter ve devlet kurumlaşması da içinde) patron
devletlerin isteklerine uygun biçime de sokmuş olsanız kökten
bir değişikliğe giderek kendinize uygun bir yola da
dönebilirsiniz.
Ancak güvenlik kurumlarınızı (idari ve
askeri) anlaşmalara uydurmuşsanız: güvenlik
güçlerinizin ideoloji (onlar genellikle ‘doktrin’
diyorlar)yani asker ve polisinizin temel anlayışı hedefleri
patron devletlerin ideallerine uyma inancına dönüştürülüyorsa
“demokrasi ve hukuk” anlayışının sınırları da ona göre
olacaktır.
Yöneticileri bu konularda uyarmak isteyebilir örneğin
yeni NATO antlaşmalarını eleştirebilir hatta antlaşmaları
değiştirecek bir temel program çevresinde bir örgütlülüğe ve
giderek bir partiye de dönüştürebilirsiniz.
İyi de generalin de üstüne basıp durduğu
“demokrasi ve hukuk” düzeni daha da ilerlemenize
örneğin aydınları kitleleri güvenlikten sorumlu görevlileri
etkilemenize izin verir mi?
Egemenler değişmediğine ve patron devletlerle
imzalanan antlaşmalar daha da pekiştirildiğine göre gerçekten
düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü kapsayan bir demokratik
ortam oluşacağına iman edilebilir ama gerçekler keskindir can
yakar!
Bir hafta önce söz ettiğimiz NATO
Genişleme Programı (uygulamaya geçtiğine göre artık
‘projesi’ ya da ‘tasarımı’ demeye gerek yok)
Ermenistan’ı kazanmayı gerektiriyorsa sınırlar da hava
sahası da açılacaktır.
Generallerin birçok kez belirttikleri gibi “barış
NATO şemsiyesi altında” gerçekleşecekse Kürdistan Güney
Devleti’ne ağabeylik yapılacak; bir damlacık demokratik kural
içermeyen şeyh örgütleri“sivil” demokrasinin olmazsa olmaz
egemenlik kurumları özgürleşeceklerdir.
Yeniden yapılanmaya tek engel Türkiye Cumhuriyeti’nin
kuruluş ilkeleri ve idealleridir. O ilkeler ve
idealler dünyanın sahte barış ve sahte demokrasi örtüsü
altında yeniden kolonileştirilmesine ters düşmektedir
çünkü o ilkeler ve idealler dünyada çatışmaların son
bulmasını bağımsız özgür devletlerin bir arada dayanışma
içinde yaşmalarını gerektirmektedir.
Oysa NATO –yeni özellikle genişletilme
antlaşmalarıyla- devletlerin birbirleriyle sürekli
çatışacakları gerekçesiyle askeri yığınaklarını füze üslerini
yaymaktadır. Devletler çatışmaz sa nükleer silahların
teröristlerin (tanımı hayli bulanık) eline geçeceğini ileri
sürmektedir.
Bu yüzdendir işte toplumu içi boş bir “Atatürk
ilke ve inkılâplarına bağlıyız” diye oyalamaları , din
tartışmalarını genişleterek ayrılıkları körüklemeleri ve
cumhuriyet devletini federasyonlaştırmanın alt yapısını
hazırlamaları!
Barış dostluk kardeşlik elbette güzel sözlerdir ama
niçin her girişim (açılım da diyorlar) hep başkalarına
yarıyor?
Niçin ama niçin ayrılıkları derinleştirenler yaraları
deşenler birdenbire cumhuriyetin ideallerine sahip çıkanları
silahsızlanmaya çağırırlarken bir kerecik de olsun Şemdinli’ye
bakan yamaçlara dibinde ağlaşıp duracaklarına Ağrı'nın öteki
yüzüne çıkıp “saldırıyı bırakın!” demiyorlar?
Sorun Ermeni Adige Gürcü Kürt Kıbrıs sorunu değil de
acaba Kemalist ilkeli Türk devleti sorunu mudur?
Öyle görünüyor ancak bu gidiş iyi değil:
Patron devletlerin kucağında ne özgürlük ve
dostluk olur ne de kalıcı bir devlet kurulur! Soygun
ve talan düzeninin bekçileri olanlar hem kendilerini hem de
iyi insanları yakarlar…
Ötekilerse uzak ülkelerinde bir yarım asır daha
keyiflerini sürdürürler!