21 Kasım 2008 gecesi TRT 2’de
Lars von Trier’in faşistliğe, arada kalmışlığa, savaşa ve
karmaşaya vurgu yaptığı -1945’li dönemlerin Almanya’sında
geçen- ‘Zentropa’(Europa) filmi
gösterilmişti. O dönemde Ergenekon operasyonları tüm hızıyla
devam ediyor; Tayyip Erdoğan ve Aydın Doğan arasındaki
restleşmenin dozu artıyor; AKP Deniz Feneri davası yüzünden
sıkıştırılmaya çalışılıyordu.
Filmi izleyenler hafızalarını
şöyle bir yoklasınlar. Amerika’dan gelen Alman asıllı Leopold
Kessler etrafında geçen filmde, merkezde yer alan Zentropa
adlı trenin sahibini gözlerinin önüne getirsinler.
Ailesiyle birlikte saygın bir ulaşım şirketi
sahibi olan, savaş sırasında Naziler’e destek verip, savaş
bitince bu desteğin üstünü örtmeye çalışan Max Hartmann’ı
düşünsünler. İyice bir düşünsünler bakalım.
Acaba fiziki özellikleri ve maruz kaldığı durum Aydın
Doğan’ınkine benzemiyor mu? Filmi ilk izlediğimde
böyle bir izlenime kapılıp, bu durumu arkadaşımla
paylaşmıştım.
AKP’nin Aydın Doğan’a yüklendiği
ve Fehmi Koru’nun yazılarında Ergenekon operasyonlarında sıra
Doğan medyasında imasını yaptığı bir dönemde, filmde intihar
eden oyuncunun Aydın Doğan’a benzemesi tesadüf olabilir miydi?
AKP’ye yakınlığıyla bilinen İbrahim Şahin’in genel
müdürlüğe getirildiği TRT’de aşırı bir tarafgirlik
sezinlenmiyor muydu? TRT 2 el değiştireli ‘Dünya Sineması
Kuşağı’ndan tutun da birçok programa kadar içerikler
değiştirilmemiş miydi?
Dün Samanyolu TV’de gördüğümüz
aktörler bugün TRT’ye transfer olmamışlar mıydı? Böylesi bir
ortamda ‘Zentropa’ gibi bir filmin dünya sineması diye
seyirciye takdim edilmesi salt entelektüel bir tesadüf
şeklinde mi okunmalıydı?
Filmde ‘Kurt Adamlar’(Werwolf)
adlı yeraltı Nazi milislerine karşı düzenlenen baskınlara da
vurgu yapılıyordu. Kurt Adamlar Amerikalılara destek veren
Almanları öldürüyorlardı. Üstelik, Max Hartmann’ın kızı
Katharina bu örgütün gizli bir üyesiydi. Tam bu noktada
Amerikalı albay Haris, Kessler’den kendilerine yardımcı
olmasını istedi. Oysa, Leopold ve Katharina çoktan
evlenmişlerdi.
Ben ‘Werwolf’ avcılığının
yapıldığını da gösteren bu filmin kasım 2008’de
gösterilmesinin, Doğan medyasına verilmek istenen gözdağı
dışında bir nedeni daha olduğunu düşünüyorum. Ergenekon
operasyonundan içeri alınan yahut alınmaya çalışılan insanlara
aba altından sopa göstermek…
Diyeceksiniz ki bu sopa
bir filmle gösterilebilir mi? Söz konusu AKP’yse ve
bu parti medyanın hemen hemen tümüne hakim olmaya çalışıyorsa
ve sinema propaganda anlamında pastada büyük bir paya sahipse…
Bal gibi de bu sopa televizyon izleme oranı yüksek bir
toplumda insanlara gösterilebilir. Tek tesellimiz orta sınıf
halk kitlesinin çoğunluğunun TRT 2’yi izlememesi…
TRT 2 yoksunluğu daha da vahim
bir tablonun ortaya çıkmasına neden oluyor. Çünkü,
ikitadara yakınlığıyla bilinen ATV’de seviyesi hayli düşük
diziler cirit atıyor. Diğer kanallardaki gibi bir,
iki, üç dizden değil, diziler furyasından bahsediyorum. Dikkat
ederseniz ATV sürekli bu dizileri ve bunların tekrarlarını
yayınlıyor. Kabul etmeliyiz ki, toplumsal anlamda -özellikle
medya kullanılarak- apolitikleştirilmeye çalışıyoruz. Hepimiz
aparkat yiyip duruyoruz.
Böylesi intizamsız bir ortamda
gazetelere ve televizyonlara bakın. Her şey birbirinin içine
girdi. İç hatlarda kafa ütüleyici haberler yapıldığı ve kimi
haberlerin magazinleştirildiği görülürken, dış hatlara dair
hiçbir şeyden haberdar olamaz duruma geldik.
Örneğin; Yemen’de ve Sudan’da
gerilimin tırmandığından, Tayland’da Müslümanlara
saldırıldığından bihaber yaşayıp gidiyoruz. Urumçi olaylarını
bile unuttuk gitti.
Anlayacağınız, Aydın Doğan AKP
arasında harlanan atışma yeni gündemimiz… Kürt açılımı
saçılımı, Ermenistan’la sıcak temas haberleri derken yeniden
sunî bir gündem yaratıldı. Ergenekon operasyonları, suçları
netliğe kavuşmadan içeride tutulanların durumları, ünlü şov
adamı Tuncay Güney unutulalı çok oldu.
Artık bu ülkenin bağrından çıkan
bir yönetmenin kendi ‘Zentropa’sını çekme vakti gelmiştir.
İktidar ve medya patronları tekrar karşı karşıya
gelmişlerken…
Milliyetçilik ve ulus-devlet kavramı
tartışmaya açılmışken…
14 Ekim 2009’da AB İlerleme
Raporları açıklanacakken…
2010 Avrupa Kültür Başkenti
olacak diye diye İstanbul’u sel götürürken…
Bununla
birlikte büyük adamlar dediğimiz insanlar AB fonlarını ve
milyoncukları ceplerine indirirlerken…
Amerika Irak’tan
çekilmeye hazırlanırken…
Afganistan karışırken…
Ortadoğu’nun fitili tutuşurken…
Türkiye’deki demiryolu
ağları henüz rayına oturacak seviyeye erişememiştir.
Yazık ki tren devrilmekle devrilmemek arasında
gidiş gelişlerdedir!..