8 Ağustos 2009
Cumartesi akşamı saat 21.00’de, uydudan
yayın yapan AKDENİZ TV’nin ‘Son Nokta’ programına konuk oldum.
Yaklaşık bir buçuk saat süren, Ali Tongülüs’ün sunduğu söyleşide,
gündemin en önemli konusu ‘Kürt Açılımı’ ile ilgili, belgelere
dayalı görüşlerimi anlattım.
İşte şimdi, o
söyleşide anlattıklarımın
en çarpıcı bölümlerini
yazıya döküyorum.
‘Kürt
Açılımı’ ne demek?
ABD ve AB’nin
Türkiye’nin Güneydoğu bölgesinde bir Kürdistan devleti kurma plan ve
projesine, Türkiye’yi yöneten sivil-asker yöneticiler ‘Kürt
Açılımı’ dediler. Bu tanım ulusalcılardan çok büyük tepki görünce de,
yarım adım geri
attılar ve girişimi
‘Demokratik Açılım’ diye adlandırdılar.
Türkiye’de Kürt
kökenli T.C. vatandaşları
vardır ama Türkiye’nin
bir ‘Kürt Sorunu’ yoktur. Türkiye’nin temel sorunu, sivil-asker
yöneticilerinin ABD boyunduruğunu ve AB Mandacılığını kabullenip, bu
emperyalist odakların
ülkemizi ve ulusumuzu bölüp parçalama planına boyun
eğmesidir.
PKK Kürt Halkının Temsilcisi
mi?
Yirmi beş yılı
aşkın bir süredir terörist eylemlerde bulunan PKK, hiçbir zaman Kürt
kökenli yurttaşlarımızın
temsilcisi olamamıştır.
PKK terör
örgütünün siyasi kanadı olarak seçimlere giren ve bugün TBMM’de 21
milletvekili bulunan Demokratik Toplum Partisi (DTP)’nin de Kürt kökenli
yurttaşlarımızın
temsilcisi olmadığını görmek için 29 Mart 2009 Yerel Seçimleri
sonuçlarına bakmamız yeterli
olacaktır:
Partiler
Oy Oranı
Oy Sayısı
AKP
%38.78
15.490.799
CHP
%23.12
9.237.494
MHP
%16.04
6.408.399
DTP
% 5.68
2.269.482
Yerel
seçimlerde oy kullanırken, Kürt kökenli yurttaşlarımızın ekonomik koşulları dikkate almayacağı, kimliklerini ön
plana çıkarıp sadece
etnik köken bağlamında oy kullanacağı iddia edilmiş ve ortaya
yukarıdaki tablo
çıkmıştır.
Eğer Kürt
kökenli seçmenlerin partisinin DTP ve onun da yönlendiricisi
PKK olduğu kabul edilecek olursa, Türkiye genelinde PKK-DTP’nin oy oranı
sadece %5.68’dir.
Şimdi,
PKK-DTP ve yandaşları,
%5.68 oy oranıyla, Türkiye siyasetine yön verecek, Türkiye’nin
toprak ve ulusal bütünlüğünü bozacak düzenlemeleri dikte
ettirebilecek güçte olduklarını
söylemektedirler!
Çok basit bir
aritmetik
sorusu:
%5.68
oranı, %94.32 oranından büyük müdür?
Basitleştirerek ve yuvarlayarak
soralım:
6 sayısı 94
sayısından büyük müdür?
Peki, nasıl
oluyor da Türkiye genelinde %5.68 oy oranına sahip olan
taraf, %94.32 oy oranına
sahip olan tarafa
hükmetmeye çalışıyor?
Dünya
tarihinde bugüne
kadar hiçbir ülkede,
yüzde 6 oranındaki bir azınlık, yüzde 94 oranındaki bir çoğunluğu
boyunduruğu altına alamamıştır.
Şimdi istenilen
şudur: Ezici bir çoğunluğa sahip olan kitle, küçük bir azınlığa
sahip olan bir
topluluğa imtiyaz
haklar tanıyacak, kendi
varlığını kendi kimliğini
hiçe sayan kararları kabul edecek.
Ve bütün
bunlar, demokrasi adına
yapılacak!
Dünyada
böyle bir demokrasinin örneği hiç olmamıştır, bundan sonra da
olmayacaktır.
PKK’nın Açılım Şartları:
Ortaokul ve
lise tarih
kitaplarında okuduk. İki
devletin orduları
savaşır. Ne kadar uzun
sürerse sürsün, sonunda bir taraf yenilir ve barış masasına oturulur. Barış masasında yenen taraf, yenilen tarafa anlaşmanın şartlarını dayatır. Yenilgi ne
kadar ağır olmuşsa, yenen
tarafın dayattığı
şartlar da o kadar ağır
olur.
Şimdi, yirmi
beş yılı aşkındır Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile çarpışan PKK terör örgütünün, ‘Kürt
Açılımı’ adı altında dayattığı şartlara bakalım:
·
TSK, çatışmaları koşulsuz olarak
durduracak.
·
PKK’nın dağdaki militanlarına genel af çıkarılacak. Dağdan inecek bu
militanlara özgür yaşama,
ekonomik rahatlık ve siyasete girme koşulları
sağlanacak.
·
Kürtçe, resmi dil olarak kabul
edilecek.
·
Kürtçe eğitim yapan ilköğretim, ortaöğretim
okulları ve üniversiteler
açılacak.
·
Güneydoğu Anadolu bölgesine ekonomik özerklik
tanınacak.
·
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki belde,
köy,sokak, cadde, ilçe ve il isimleri Kürtçeye
dönüştürülecek.
·
Türkiye’de okullarda ‘Ant İçme’ törenleri kaldırılacak.
Hiçbir yere ‘Ne Mutlu Türküm’ söylemi yazılmayacak, yazılmış
olanlar hemen
silinecek.
·
PKK’nın terörist lideri, İmralı’dan salınacak
ve T.C. Devleti ile yapılacak görüşmelerde muhatap kabul
edilecek.
Bu
şartlar, uzun süren bir savaşın sonunda yenen
tarafın PKK, yenilen
tarafın da Türk Silahlı
Kuvvetler olduğunu göstermiyor mu?
Peki, gerçekten
TSK yenildi mi?
TSK yenildi de
Türk halkının haberi mi olmadı?
PKK-DTP Propagandacısı
Gazeteciler
“Eğer bir
yalan, uzun bir süre yeterince tekrarlanırsa, sonunda o yalan bir gerçekmiş
gibi algılanır.”
Dr. Joseph
Goebbels
Hitler’in Propaganda
Bakanı
Medyada, PKK-DTP’nin açıktan açığa
propagandasını yapan Taraf gazetesinden birkaç alıntı yapmak
istiyorum.
Bu alıntıları okuduktan sonra, sakın ola
Taraf gazetesinin
yazarlarına alçak, namussuz, şerefsiz,
onursuz, vatan haini gibi sıfatlar yapıştırmayınız! Böyle
yaparsanız, asıl gerçeği
gözden kaçırmış olursunuz.
Aşağıda yorumlarını okuyacağınız Taraf gazetesi yazarları, ‘görevli’ dirler. Hepsi bu
kadar! Kendilerine
verilmiş olan görevleri, Hitler’in Propaganda Bakanı Dr. Joseph
Goebbels’in yöntemini uygulayarak yerine getireceklerdir. Yani,
sürekli olarak yalan
söyleyecekler, yalanlarını da Allah’ın her günü
tekrarlayıp
duracaklardır!
İşte, Taraf gazetesinin ‘görevli’
yazarlarının yaptığı PKK propagandasından
örnekler.
Yasemin Çongar
“Kürt
sorununda Başbakan mecbur kaldığı için
birtakım adımlar
atıyor.”
“Devlet,
barışçı çözüm için
Öcalan’ı muhatap alması gerektiğinin farkında”
“Çözüm,
‘resmen’ değil, ‘fiilen’
gerçekleşecek”
“Öcalan’ın
bugün artık dağdan
ziyade, şehirde etkili bir lider olduğuna
inanıyorum.”
“Öcalan,
devlet için ‘mecburi’
bir muhatap.”
(Taraf,
22.07.2009)
“Elli
yıldır Batı güvenlik sistematiğinde bulunan bir ordunun, NATO, ABD ve AB
işbirliğine karşı ‘Rusçu’
bir kliğin eline geçmesine seyirci kalınır
mı?”
(Taraf,
28.01.2009)
“Hükümet,
Kürt meselesini çözmek için yapılması gereken her şeyi, evet her
şeyi, yapma cesaretini ve
kararlılığını içinde barındıran bir çalışma başlattı ama, Kürt
vatandaşlarımız henüz
buna inanmıyorlar.”
“Kürtlerin
bugüne kadar daha ziyade
zalim yüzüyle tanıdıkları
devlete güvenmeleri çok zor.”
“Devletin
de değişmeye başladığı,
değişmeye mecbur
kaldığı…”
(Taraf,
04.08.2009)
“PKK, Kürt
meselesinde çözüm arayışına giren devletin resmen olmasa
da, fiilen
muhatabıdır.”
“Kürt meselesinin asıl nedeni olan eşitsizlik ortadan
kalkmadıkça, çözüm yetersiz kalmaya
mahkûmdur.”
“Ancak
hükümet çevresi, çıkış yolunun, tek maddeye odaklı bir değişim
yerine, Anayasanın tümüyle değiştirilmesi
olduğunu düşünüyor…”
(Taraf,
05.08.2009)
Ahmet
Altan
“Bu sorun
çözülecek.
Öcalan’ın
bir ‘yol haritası’
açıklayacağını söylemesi, DTP’lilerin TÜSİAD’la görüşmesi, Kürt
milletvekillerinin ılımlı konuşmaları, ‘iklimin’ rahatlamasında önemli
roller oynuyor.”
Ahmet
Altan, PKK terör örgütü karşıtlarının sonunu şöyle
görüyor:
“Yavaş
yavaş bir mizah
konusuna dönüşecekler.”
“Bu toplum
umutlu bir yolda ilerliyor.
Ergenekon
türü örgütler temizleniyor.
Ordu,
olması gereken çizgilerin içine
çekiliyor.”
(Taraf,30.07.2009)
“Peki,
hepimiz eşit miyiz?
Türklerle
Kürtler eşit mi?
“Devletin
resmi dili ne?
Türkçe.
Demek dilde
eşit değiliz, ülkede yaşayan bir grubun dili, ‘devletin
remi’ dili, diğer büyük
grubun dili ‘resmi’ değil.
Ülkede
eğitim hangi dilde yapılıyor?
Türkçe.
Kürtçe
eğitim yapan okul var
mı?
Yok.
Kürtçe
eğitim yapan üniversite var mı?
Yok.
Demek
eğitimde de eşit değiliz.”
“Demek, anayasaya göre de eşit
değiliz.”
(Taraf,
05.08.2009)
“Siz, ona
buna ‘hain’ diyenlere, ‘Ergenekon’un avukatlığına’
soyunanlara
aldırmayın.
Onlar çoktan
kaybettiler.
Hayat
onları yendi
geçti.”
(Taraf,
06.08.2009)
“PKK niye teslim
olsun?
Bu örgüt
yenilmedi ki.
Hâlâ
parası, silahı ve en
önemlisi halk arasında
kuvvetli bir desteği var.
Halk
arasında desteği sürdüğü
sürece de PKK’yı
yenemezsiniz.
Yirmi beş
yıl süren savaş bir yirmi beş yıl daha
sürer.”
“PKK ne
kadar sıkışık durumdaysa,
devlet de o
kadar sıkışık
durumda.”
“Doğrusunu
söylemek gerekirse Kürt kanadı daha aklı başında
duruyor.
Baykal ve
Bahçeli gibi kışkırtıcı konuşan liderler pek çıkmıyor o
kanattan.”
(Taraf,
07.08.2009)
Roni Margulies
Türkiye’nin
bölünüp parçalanmasına
karşı
çıkanları şöyle
tanımlıyor:
“Faşistlerin tepinmesi,
‘vatan elden gidiyor’ diye böğürmesi çok
doğal.”
“Bizzat
genelkurmay görevlileri sorunun silah zoruyla halledilemeyeceğini
ilan ediyor. Radyolar
açılıyor, köy isimlerinin tekrar Kürtçeleştirilmesi konuşuluyor. Yavaş
yavaş, fazla zorlamadan,
fazla keskin bir adım atmadan, Türkler
alıştırılıyor.”
“Sayın
Öcalan’ın açıklayacağı yol haritası tarifsiz bir heyecanla beklenmeye
başlandı.”
“”Siyasi
kararlılık olduğu çok açık. Her şey bunu
gösteriyor. Belli ki, asıl kaygı, ‘Acaba Türk Milleti ne der?’ diye
kaygı duyuluyor.”
“CHP, ‘Niye
operasyon yapmıyorsunuz lan?’ diye
tepiniyor.”
“Ve AKP
kurmayları, CHP ve MHP’ye
oy kaybetmekten korkuyor!
Böyle
durumlarda, bu
kurmayları
karşıma alıp
duvara dizmek geçiyor
içimden. Tek tek sol elimle
kravatlarından tutup sağ
elimle iki tokat atmak
ve bağırmak istiyorum…”
Kürt Açılımı Çalıştayı
1 Ağustos 2009 günü
Ankara’da Polis
Akademisi’nin ev sahipliğinde akademinin Anıttepe yerleşkesinde
“Kürt Açılım Çalıştayı”
yapıldı.
Basına kapalı yapılan çalıştaya, İçişleri
Bakanı Beşir Atalay ve Polis Akademisi Başkanı Prof. Dr. Zühtü
Arslan ile birlikte şu gazeteciler katıldılar.
1.
Hasan Cemal
(Milliyet)
2.
Cengiz
Çandar
(Radikal)
3.
Oral Çalışlar (Radikal)
4.
Fehmi Koru (Yeni
Şafak)
5.
Prof. Dr. Deniz Ülke
Arıboğan (Akşam-Bahçeşehir Üniv. Rekt.)
6.
Okan Müderrisoğlu
(Sabah)
7.
Muharrem Sarıkaya (Haber
Türk)
8.
Mustafa Karaalioğlu (Star)
9.
Nasuhi Güngör
(Star)
10.
Prof. Dr. Mithat
Sancar (Taraf-Ankara Üniv. Hukuk Fak. Öğrt.
Üy.)
11.
Ruşen Çakır
(Vatan)
12.
Ali Bayramoğlu (Yeni
Şafak)
13.
Mümtazer Türköne
(Zaman)
14.
İhsan Dağı
(Zaman)
Şimdi bu katılımcıların bazılarını biraz yakından
tanıyalım.
Prof. Dr. Zühtü
Arslan
Polis Akademisi Başkanı.
Projeler
yaparak,
kitaplar
yazarak AB’den doğrudan
ve dolaylı yüz binlerce Avro hibeler aldı. Kesin
olarak ne
kadar Avro aldığını
sorduğum mektuplarıma
yanıt vermedi, telefonlarıma
çıkmadı.
AKP iktidarına yeni anayasa taslağı (Manda Anayasası)
hazırlayan altı kişilik komisyonda görev aldı.
Prof. Dr. Deniz Ülke
Arıboğan
Dünyanın en iyi 1 000 (bin) üniversitesi
listesinde adı bulunmayan, yani esamesi okunmayan Bahçeşehir
Üniversitesi Rektörü ve Akşam gazetesi yazarı.
AB Mandacısı.Öğrencilere AB’nin Erasmus
programını uyguluyor.
Erasmus programının amacı, ulusal kimliği
silmek, yerine Hıristiyan Avrupa kimliğini
yerleştirmektir.
Hasan
Cemal
Dünyayı yöneten Küresel Çete’nin tepedeki üç
kuruluşundan biri olan
Bilderberg üyesidir.
Bilderberg yöneticilerinin tamamına yakını Siyonist’tir.
Pentagon koridorlarında neler konuşulduğunu bilen ve yazan
gazetecidir.
Kayıtsız şartsız ABD
yanlısıdır.
AB mandacısıdır.
İMF’siz Türkiye’nin yapamayacağını sürekli
yazandır.
Cengiz Çandar
CIA Ulusal Güvenlik Konseyi eski üyesi Graham
Fular ile “Türkiye için Büyük
Jeopolitika” isimli makaleyi yazdı.
Küresel Çete’nin en tepesindeki CFR adlı
gizli örgütün Siyonist
yöneticilerini “Onur Duyduğu Şahsiyetler” olarak sundu.
ABD eski Savunma Bakan Yardımcısı Siyonist Paul Wolfowitz’in,
Barzani’nin ve Talabani’nin yakın
arkadaşı.
1998 Temmuz’da Washington merkezli Wilson
Enstitüsü’nden yüklü bir burs alarak altı ay Washington’da
yaşadı.
Fehmi
Koru
İmam Hatip Okulu ve İzmir Yüksek İslam
Enstitüsü’nü bitirdikten sonra ABD’de eğitim gördü.
Küresel Çete’nin en tepedeki üç kuruluşundan
biri olan Bilderberg’in toplantısına davet
edildi.
Asıl mesleği casusluk olan CIA ajanı Graham
Fullar’in kaleme
aldığı
“Türkiye’de İslam Köktenciliği’nin Geleceği” adlı kitabın
takdim yazısını yazdı.
Prof. Dr. Mithat Sancar
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakütesi öğretim
üyesi ve Taraf gazetesi
yazarı.
Kürtçenin eğitimde kullanılmasını, özel radyo
ve televizyonlarda
sınırsız yayın yapılmasını istiyor. Kimlik temelli genel siyaset
yapılmasını ve yerel yönetimlere “özerklik” tanınmasını, yani
Türkiye’de eyalet sistemine geçilmesini
savunuyor.
AB Mandacısı. Öğrencilerine, AB’nin Erasmus
programını uyguluyor.
Kürt Açılımı Alternatif
Çalıştayı
Kürt Açılımı Çalıştayı’na
katılanların ABD
buyruğunda ve AB Mandacısı olduğunu vurgulayan
ulusalcıların haklı
tepkileri ses getirmeye başlayınca, Çankaya Köşkü’nde oturan
Abdullah Gül, bu tür çalıştayların sürdürüleceğini, toplumun diğer
katmanlarından da
sözcülerin bu çalıştaylara davet edileceğini
söyledi.
Eğer Abdullah Gül bu
söyleminde ciddi ise, bugünden sonra yapılacak ilk çalıştaya, tümü halkımız
tarafından çok iyi
tanınan şu aydınlarımızın
da çağırılmasını öneriyorum.
1.
Vural Şavaş: Onursal
Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı, Yazar.
2.
Erol Bilbilik:
Araştırmacı Yazar
3.
Bertan Onaran: Bilge Yazar.
4.
Metin Aydoğan:
Araştırmacı Yazar.
5.
Cengiz Özakıncı:
Araştırmacı Yazar.
6.
Mustafa Yıldırım:
Araştırmacı Yazar
7.
Halûk Tarcan: Bilimsel Araştırmacı,
Yazar.
8.
Banu Avar: TV Program Yapımcısı,
Yazar.
9.
Talat Turhan: Araştırmacı
Yazar.
10.
Mustafa Çınkı, Maden Y.
Müh., Araştırmacı Yazar.
11.
Uğur Yıldırım:
Araştırmacı Yazar
12.
Cazim Gürbüz: Gazeteci,
Yazar.
13.
Mehmet Uysal: Ege
Üniversitesi Öğretim Görevlisi.
14.
Halit Payza:
Yazar
15.
Serdar Ant: Yazar
16.
Cem Kılıç: Türk Gençliği
Hareketi
Başkanı.
17.
Cumhur Utku:
Yazar.
18.
Deniz Altıntaş: Hür ve
Eşitlik Partisi Kurucu
Üyesi.
19.
Opr. Dr. M. Uğur Yılmaz:
Sağlıkta Dönüşüm’de Uzman.
20.
Mahmut Özyürek, ADD
Isparta Şube Başkanı,
Öğretmen.
21.
Mahiye Morgül: Eğitmen,
Akademisyen, Yazar.
22.
Tuncer Kalemoğlu:
Mimar, Yazar.
23.
Öner Yağcı:
Yazar
24.
Hasan Hüseyin Yalvaç:
Şair, Yazar.
25.
İsmet Arslan:
Yayıncı.
26.
Dr. Kâzım Üstüner: ADD
Burdur Şube Başkanı.
27.
Hicran Karabudak: Aydınlanma Derneği
Başkanı.
28.
Besim Esinoğlu: İP Genel
Başkan Yrd., Yazar.
29.
Ali Çevikyiğit: ADD
Çerkezköy Şube Başkanı, Öğretmen.
30.
Dr. Ramazan K. Kurt:
Araştırmacı Yazar.
31.
Dr. Yener Oruç:
Araştırmacı Yazar.
32.
Süleyman Sefer Cihan,
Batı Trakya Türkleri Derneği Bşk.
Kürt Açılımının Başlaması ve
Öncüleri
ABD ve AB’nin Türkiye’nin Güneydoğu
bölgesinde bağımsız bir Kürdistan devleti kurma plan ve projesine,
Türkiye’yi yöneten sivil-asker yöneticiler ‘Kürt Açılımı’ adını
verdiler. Bu tanım ulusalcılardan çok büyük tepki görünce de,
yarım adım geri
attılar ve girişimi
‘Demokratik Açılım’ diye adlandırdılar.
İster ‘Kürt Açılımı’ deyin, isterseniz de
‘Demokratik Açılım’, Türkiye’nin Güneydoğu bölgesinde bir Kürdistan
devleti kurulması projesinin uygulanmaya konulması şu evrelerden
geçti.
İsmail Cem
Milletvekilliği,
Dışişleri Bakanlığı, parti kuruculuğu yapan, bir
ara adı cumhurbaşkanı
adayı olarak geçen ve
Atatürkçü olarak bilinen
İsmail Cem 1977 yılında şunları söylüyordu:
“Türkiye’de zaman zaman ‘memleketi
bölelim, yarısında başka
bir memleket oluşsun. Bunun da özgürlüğü olsun’ şeklinde
tartışmalar gündeme gelmektedir. Bir liberal, bir
solcu ve gazeteci olarak
bana bu normal gelebilir ve Türkiye’ye hiçbir zarar vermeyeceğini düşünebilirim. Ama bunu
siyasete, yaşama geçirmek için belli bir konsensüs lazımdır. Ve o
konsensüs inşallah terör meselesi bittikten sonra oluşabilecek bir
konsensüstür.”
Milletvekili seçildiğinde, vatanın ve
ulusun bölünmez bütünlüğünü koruyacağına dair yemnin eden İsmail
Cem, memleketin bölünmesinde hiçbir zarar görmüyor, bunun gerçekleşebilmesi için
uygun bir zamanı kollamanın gerektiğini söylüyor! Ve yine de aydın
kesim kendisini Atatürkçü olarak görmeyi
sürdürüyor!
Mesut
Yılmaz
Üç kez başbakanlık yapan Mesut Yılmaz, 15
Aralık 1999 günü Diyarbakır’da yaptığı şu konuşmayla,
Diyarbakır’ı AB’nin
himayesine sokuyordu:
“Biz, AB’ye giden yolun
Diyarbakır’dan geçtiğine
inandığımız için buradayız. Zaman gelip çattı. Bu devlet yapısıyla
artık gitmez. Devlet
çağın gerisinde kaldı. Devleti kırgın gören millet, milletine
güvenmeyen devlet, insanını dışlayan cumhuriyet, acze düşmüş siyaset
ile Türkiye’yi çağa taşıyamayız. Bu sökük artık dikiş
tutmaz…
Merkeziyetçi yapı yok edilmeli, devlet
ekonomiden süratle çıkmalı, her kişi ve kurumun zihniyeti
değişmeli.”
Bu sarsıcı sözleriyle Mesut Yılmaz, Türkiye
Cumhuriyeti Devleti’nin sonun geldiğini ilan
ediyordu!
Mesut Yılmaz, Avrupa Birliği’nin hem
anti-demokratik hem de katı merkeziyetçi yapıya sahip olduğu
gerçeğini Türk halkından saklıyor ve merkeziyetçi olarak nitelediği Türk devletinin yok
edilmesini istiyordu!
Mesut Yılmaz bu sözleriyle, çok açık ve net
olarak,
Diyarbakır’ı AB’nin
himayesine bırakıyor ve Diyarbakırlılara artık T.C. Devleti’nden hiçbir şey
beklememeleri öğüdünü veriyordu!
Mesut Yılmaz’ın, aslında bir
ihanetin belgesi olacak nitelikteki bu açıklamalarına, sivil kesimden de askeriyeden de
bir ses çıkmadı!
T.C. Devleti’ne sahip
çıkmaları gereken
güçlerden ses çıkmayınca, Diyarbakır da kendi başının çaresine bakma yoluna girdi, AB’nin
himayesini kabullendi. AB’nin ekmeğine yağ sürülmüş, Güneydoğu’da
bir Kürdistan kurulması isteğinin gerçekleşeceği ortaya
çıkmıştı.
AB’nin 6 Ekim 2004 Tarihli Türkiye Raporları
Avrupa Birliği (AB), 6 Ekim 2004
tarihinde Türkiye ile
ilgili üç rapor yayınladı:
İlerleme Raporu, Öneriler Raporu ve
Etkiler Raporu.
Bu raporlara göre Türkiye; Kıbrıs’ı
Rumlara bırakacak,
Güneydoğu Anadolu’da bir Kürt devletinin kurulmasına giden yolu
açacak, sözde Ermeni Soykırımı’nı tanıyıp Ermenistan ile olan
sınırını açacak, İstanbul’da Heybeliada Ruhban
Okulunu açıp, Fener Kilisesi Başpapazı’nı ‘Ekümenik’
olarak
tanıyarak İstanbul’da bir
Ortodoks din devleti kurulmasını kabullenecek, başta Dicle ve Fırat
nehirleri üzerindeki barajlar olmak üzere Türkiye’nin tüm su
kaynakları ve dağıtım
şebekelerinin denetimini AB’ye devredecek, Türk Silahlı
Kuvvetlerinin etki ve yetkileri azaltılacak, sonucu önceden
garanti edilmeyen ‘ucu
açık’ üyelik müzakerelerin sonucunda Türkiye, AB’ye üye olsa bile
Türkler AB’de serbest dolaşamayacaklar, ama AB Üye Devletlerinin
vatandaşları Türkiye’de
serbestçe dolaşabilecekler…
Türkiye’nin sivil-asker
yöneticileri, AB’nin bu raporlarında dayattığı koşullara karşı çıkmak bir yana, AB yanlısı
tutumlarını
kararlılıkla
sürdürdüler.
17 Aralık 2004 tarihli Avrupa Birliği Konseyi Başkanlık
Kararları
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın
Brüksel’de 16/17 Aralık 2004 tarihlerinde katıldığı Avrupa Konseyi
Başkanlar toplantısı,
Türkiye açısından önemliydi.
Bu toplantıda, AB’nin Türkiye
ile yapacağı Müzakerelere başlama tarihinin verilmesi gündemdeydi. Bu
toplantının en önemli özelliği, AB ile Türkiye arasında yapılabilecek en son
‘pazarlığa’ son noktanın
konulması aşamasına varılmış olmasıydı.
Bu toplantıda
alınacak kararlar Türkiye tarafından kabul edildiği takdirde,
Müzakereler başlayacak ve bir daha Türkiye hiçbir konuda hiçbir
zaman AB ile
pazarlığa girişemeyecek,
sadece Avrupa Müktesebatı’nın tamamını olduğu gibi uygulamakla
yükümlü olacaktı.
Recep Tayyip Erdoğan’ın önüne,
yukarıda açıkladığımız 6
Ekim 2004 tarihli Türkiye
raporlarındaki maddeler
birer birer konulur ve bunları kabul etmesi istenir.
Recep
Tayyip Erdoğan bu ağır şartlar karşısında bocalar, bunalır ve hatta bir an, anlaşmayı
imzalamadan hemen uçağa binip Türkiye’ye dönmeyi bile düşündüğü
söylenir. Recep Tayyip Erdoğan’ın kabullenmekte en çok
zorlandığı madde, Kıbrıs’ın Rumlara verilmesidir.
Bunu, Türk halkına
anlatamayacağından, kabul ettiremeyeceğinden ve çok büyük bir tepki
ile karşılaşacağından
korkmaktadır. Avrupa Konseyi üyesi İngiltere Başbakanı Tony
Blair bu durumun farkına
varır, Recep Tayyip
Erdoğan ile başbaşa görüşebilmek için toplantıya kısa bir
ara verilmesini ister.
İki başbakanın birbirlerine ilk isimleriyle hitap
ettikleri bu kısa görüşmedeTony Blair, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan’a şöyle bir rol oynamasını önerir:
“Sen
Türkiye’ye döndüğünde, Kıbrıs’ı Rumlara verdiğini söylemeyeceksin!
Rumlarla bir
ticaret anlaşması
imzaladım, diyeceksin!”
Recep Tayyip Erdoğan’ın yüzü
güler, sorun aşılmıştır!
Başkanlar Konseyi yeniden toplandığında,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan AB’nin istediği tüm ağır
şartları kabul eder. Bunun üzerine, AB’nin
Türkiye ile 3 Ekim 2005 tarihinde Müzakerelere başlayacağı
duyurulur.
Başkanlar Konseyi toplantısı bittiğinde,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yanına gelen İsveç Başbakanı
şunları söyler:
“Siz ne yaptınız!
Çok ağır şartları kabul ettiniz! Biz,
sizin bu şartları kabul etmeyeceğinizi,
tartışma ve hatta kavga
çıkaracağınızı
sanıyorduk! Eğer siz bu ağır şartlara karşı direnseydiniz, biz de sizi
destekleyecektik! Ama bundan sonra bizim de yapacağımız bir şey
kalmamıştır!”
Türkiye’nin toıpraklarının ve ulusunun bölünüp
parçalanmasına neden
olacak nitelikte ağır kararları içeren Avrupa Konseyi
Başkanlar Raporunu, AKP
hükümeti ve yandaşları 17
Aralık 2004 günü Ankara’da düğün bayram yaparak kutladılar. Bu çok ağır kararları yalnız Türkiye’nin sivil-asker
yöneticileri değil, TBMM’de temsil edilen siyasi partilerin tümü, İşçi ve İşveren
Konfederasyonlarının
tamamı ve Medyanın tamamına yakını coşkuyla kabul
etmişlerdir.
17 Aralık 2004 tarihli Avrupa Konseyi
Başkanlar
Kararları’ndan sonra, Güneydoğu’da bir Kürt
devletinin kurulmasının önü tamammen açılmış
oldu.
İlhan Selçuk, Güneydoğu’ya Yabancı
Askerleri Çağırıyor
Kendilerine ‘aydın’ diyen bir kesim
tarafından Atatürkçü,
Cumhuriyetçi ve Aydınlanmanın Yazarı olarak tanımlanan İlhan Selçuk, 9 Eylül
2006 tarihinde şöyle
yazıyordu:
“Afganistan’daki terörle mücadele
için NATO Türkiye’den ek asker
istedi…
Lübnan’da terör mü var?..
Türkiye’den asker
isteniyor…
Afganistan’da terör mü var?..
Türkiye’den asker
isteniyor…
Oysa terörün daniskası
bizde!..
Peki, biz neden
susuyoruz?
Birleşmiş Milletler Barış Gücü bize gerekmez
mi?
Nato güneydoğuya asker
yollasın…
AB neden küçük parmağını
kımıldatmıyor?..
Şimdi Lübnan’a asker yollayan Avrupa
devletleri bize neden askeri güç sağlamıyorlar?..”
Güneydoğu Anadolu’ya yabancı askerleri davet
eden İlhan Selçuk, bizim bazı ‘aydınlarımızı’, ABD-AB projelerine uygun
olarak Güneydoğu
Anadolu’da kurulması planlanan bir Kürdistan devletine
hazırlamaktaydı…
AB Güneydoğu Anadolu’ya Hibe
Akıttı
2004-2006 sürecinde AB, sözde proje
karşılığı,
Diyarbakır Belediyesi’ne
40 milyon Avro hibe etti. Yaklaşık 8 milyon Avro harcayarak da Diyarbakır’da 18 okul
yaptırdı.
Aynı süreçte AB, Şanlıurfa Belediyesi’ne,
sözde proje karşılığı, 21
milyon Avrodan fazla hibe verdi. Buna ek olarak, 7 milyon Avrodan fazla
para harcayarak Şanlı Urfa’da 15 okul ve 10 lojman
yaptırdı.
Avrupa Birliği, Güneydoğu Anadolu’ya
akıttığı bu paralarla bu bölgenin belediyelerini, sivil
toplum örgütlerini ve önemli kişilerini devşirdi, kendi
çıkarları doğrultusunda
eğitti.
Türkiye’nin sivil-asker
yöneticileri tüm bu gelişmeleri sadece izleyerek, bölgenin yavaş
yavaş Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yönetim ve denetiminden
çıkmasına neden oldular.
Barzani’nin Bursları
Irak’ın kuzeyinde bir Kürdistan
devletinin kurucularından
olan Barzani, ABD ve
AB’nin desteğinde Güneydoğu Anadolu’da da kendisine bağlı bir etki
alanı yaratmak için
çalıştı. O bölgedeki Kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı
gençlere burslar
dağıttı.
Barzani’den burs alan gençler,
Barzani’ye mi yoksa T.C.
Devleti’ne mi bağlılık gösterecektir?
T.C. Devleti’nin sivil-asker yöneticileri
bu gelişmelere de sadece seyirci kalarak bölgenin elden çıkmasını
kolaylaştırdılar.
8 Ağustos 2009 Cumartesi akşamı AKDENİZ TV’de yayımlanan
‘Kürt Açılımı’ programı, internetteki şu sitelerdeki video
kayıtlarından
izlenebilir: