“Ergenekon tertibi” Türkiye’nin Milli Demokratik
Devrim tarihinde karşıdevrimin mevzi tuttuğu bir süreçtir. Bu olgu,
kendi başına ne denli ilginç olursa olsun, Türk Devrim tarihiyle
birlikte ele alınmadıkça gerçek tarihsel anlamına kavuşamaz. Aksi
halde, bir iddia makamının hukuku görmezden gelen macerası olmaktan
öteye geçemez.
“Ergenekon Tertibi”, emperyalizmin yakın tarihimizde
Malta Sürgünleri adıyla nitelenen oyunuyla inanılmaz benzerlikler
taşımaktadır. Bilal N. Şimşir’in “Malta
Sürgünleri” adlı çalışmasının ilk baskısı 1976’da, ikinci baskısı
1985’te yayınlanır.
Malta
Sürgünleri’nin ilk baskısı 1976’da yapıldığında, ABD ve AB
emperyalistlerinin Türkiye üzerine senaryoları, soğuk savaş yılları
tezgâhlarını içeriyordu. 12 Mart 1971 darbesi yapılmış, 1961
Anayasası’nın demokratik getirileri, “bize bol geliyor”
teraneleriyle budanmıştı. Ama sistem, bunlarla yetinmiyor ve hızla
ülke 12 Eylül 1980 Amerikancı darbesine sürükleniyordu. SSCB,
dağılma sürecine daha tam olarak girmemişti.
Gladyo
(Kontrgerilla), Maraş, Çorum katliamlarını sahnelememiş, 1977
1Mayıs’ında Taksim daha kana bulanmamıştı. Ancak, olaylar ülkeyi
hızla 12 Eylül 1980 ABD darbesine
sürüklüyordu.
Kenan
Evren, anılarında darbe kararını 1977 yılında aldıklarını söyler.
Demek ki daha gerici faşizan darbe kararı bile alınmamıştı Malta
Sürgünleri ilk okurlarıyla buluştuğunda.
İşte bu
şartlarda Dr. Bilal N. Şimşir, o yıllarda yurtdışı görevindedir,
Malta Sürgünleri’nin Milliyet gazetesinde “Yakın tarihimize ışık
tutan yapıt” diye tanıtıldığını belirtir (Ankara, 29.06.2008,
3. Baskı için yazdığı önsöz) ve ekler şöyle tanıtıldı
diye.
“Kurtuluş Savaşımızın en ilginç ve karanlıkta kalmış
olaylarından biri… Türk siyaset ve fikir hayatının kalburüstü
kişileri Malta Adası’na sürgün ediliyorlar… Maksat Türk Kurtuluş
Savaşını kaynaklarında boğmak… Yakın tarihimizin en başarılı
araştırmacılarından Bilal N. Şimşir, yeni gün ışığına çıkan İngiliz
resmi belgelerine dayanarak yaptığı araştırmalar sonunda bu olayı
bütün ayrıntılarıyla açıklığa kavuşturuyor.
Bir
polis romanı akıcılığı ile insanı sürükleyen bilimsel eser… Malta
Sürgünleri olayının tek belgesel yapıtı” (Milliyet Gazetesi, 23
Mayıs 1976)
Günümüzde ise Sevr’i yeniden kurgulamak isteyen emperyalizm
bu plana karşı duracak, toplumu harekete geçirecek kadrolar,
mücadeleyi kaynağında boğmak, öndersiz bırakmak için 21. Yüzyılın
Malta’sı diyebileceğimiz Silivri’ye kapatır. Daha doğrusu
kapattırır.
İngilizlerin “Malta Tertibi”, işgali ve parçalanması
planlanan Türkiye’de işgale karşı duracak kadroları susturma, Ermeni
tehciri bahanesiyle katliam suçlamasıyla mahkûm etmektir. (O
yıllarda dünya siyaset söyleminde “soykırım” ifadesi henüz tarih
sahnesine çıkmamıştır. Tarih Hitler’i beklemektedir.)
Ancak,
bu konuda hiçbir delil bulamayan İngilizler, Lloyd George Hükümeti,
özel izinle Amerikan arşivlerine daldılar. Ancak, Türkiye aleyhine
hiçbir kanıt bulamadılar. Dağ fare doğurmuştu.
Washington’daki İngiliz Büyükelçiliği, sonucu “üzülerek” Londra’ya
telledi. Bu durumu Bilal N.Şimşir şöyle
anlatır.
“Üzülerek arz edeyim ki, bu belgelerin (Amerikan
belgelerinin) içinde, yargılanmak üzere Malta’da tutuklu bulunan
Türkler aleyhinde delil olarak kullanılabilecek hiçbir şey yoktur.”
İngiliz
Dışişleri Bakanı Lord Curzon da yenilgiyi kabullenerek 10 Ağustos
1920 tarihinde İstanbul Yüksek Komiserliğine bir yazı gönderdi.
Malta Sürgünleri’ni yargılamak üzere bir mahkeme kurulamayacağını
duyurdu. Böyle bir mahkeme kurulması için delil yoktu.
İngilizler, Şubat 1919’da Mustafa Kemal Paşa’yı
tutuklanır sürülecekler listesine alırlar. Mustafa Kemal
Paşa tuzağa düşürülüp yakalanmak için uzun süre kovalanır. Ancak,
Mustafa Kemal Paşa, Anadolu’ya geçmeyi başaracaktır. Ama İngilizler
ve Damat Ferit Paşa 1920 yılı ortalarına dek Paşa’nın peşini
bırakmazlar.
Mustafa
Kemal Paşa Anadolu’da “Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa
vardır, o satıh bütün vatandır” ilkesiyle mücadele ederken
Malta Sürgünleri de o sathın bir parçasıdır. İngiliz Yüksel
Komiserliği’nin raporu ise açıktır. Bazı kişilerin Malta’ya
sürülmesinin asıl amacı, çıkabilecek bir Türk ulusal direnişini
önlemektir.
Dün
mahkeme kurmak için delil toplamaya çalışan İngiliz emperyalizminden
öğrenen ABD emperyalizmi bugün düzmece iddialarla, Atatürkçüleri,
yurtsever aydınları, devrimcileri tutuklayıp Silivri’ye
kapattırmıştır. Türkiye, “Küreselleşmiş Sevr”
diyebileceğimiz BOP ile bölünene kadar Silivri’de tutsak edilmeleri
emriyle bir zulüm yapılmaktadır. Türk milleti, tarihi destanı
Ergenekon’da nasıl dağı eritip çıkmış ise Silivri kalesinin
duvarları da tarih boyunca hiç köle olmamış bu millete vız
gelecektir.
Ergenekon Tertibi’nin iddianamesinde “Ergenekon Örgütü”nün
1923 yılında kurulduğu ileri sürülmektedir. 1923’de Cumhuriyetin
kurulduğunu ise bir gün birileri, birilerine hatırlatacaktır.