Siyaset7 Eylül 2009 00:00

Kürt Açılımı II - İspanya Modeli Türkiye İçin Uygulanabilir Bir Model mi? - Dr. Engin Selçuk

Bir önceki yazıda İspanya modeli “bölgeli devlet”te, devletin bölünmezliği ilkesi korunmakla birlikte ülkenin, toplumsal yapıdaki çeşitli farklılıklar göz önünde bulundurularak (etnik yapı, dil, din gibi) bölümlere ayrıldığı ve aynı bölgelere idari ve siyasi özerklik tanındığının altı çizilmişti. Bu noktada bölgeli devlet, aslında üniter ile federal devlet arasında kalan ’melez’ bir devlet biçimi idi.cialis coupons printable blog.suntekusa.com discount prescription drug cardcialis forum link cialis bez receptaescitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cena

Kürt Açılımı II - İspanya Modeli Türkiye için Uygulanabilir Bir Model mi?

Dr. Engin Selçuk - TASAM  

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
www.acikistihbarat.com

07.09.2009

 

Bir önceki yazıda İspanya modeli “bölgeli devlet”te, devletin bölünmezliği ilkesi korunmakla birlikte ülkenin, toplumsal yapıdaki çeşitli farklılıklar göz önünde bulundurularak (etnik yapı, dil, din gibi) bölümlere ayrıldığı ve aynı bölgelere idari ve siyasi özerklik tanındığının altı çizilmişti.

Bu noktada bölgeli devlet, aslında üniter ile federal devlet arasında kalan ’melez’ bir devlet biçimi idi.

Kürt açılımının tartışıldığı bugünlerde “PKK terörü” ve “demokrasi” arasında zorunlu bir bağ kurularak, tartışma PKK ve DTP’nin terimleri ile yürütülmekte ve üzülerek görmekteyiz ki aslında var olmayan bir insan hakları ve demokrasi sorunu içerisine gizlenen siyasi talepler kamuoyu tarafından gene PKK ve DTP’nin terimleri ile tartışılmaktadır.

Oysa gerek terör örgütü elebaşı ve gerekse DTP tarafından ortaya atılan öneriler ciddi bir kafa karışıklığının varlığını göstermektedir. Söz konusu öneriler (ki bu beyanları öneri olarak nitelemek dahi hatalıdır) kamu hukukunda var olan üniter, bölgeli, federal devlet tipleri ve konfederasyon modellerinden hiç birisine uymamaktadır.

                        ***
DTP, 26-28 Ekim 2007 tarihleri arasında Diyarbakır’da “Demokratik Toplum Kongresi” adıyla düzenlediği toplantıların sonunda bir bildiri kaleme almıştı. Bildiride, Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratikleşme sorunu şeklinde tanımlanan Kürt sorununun, “Kürtlere demokratik özerklik sağlanarak çözülebileceği” görüşü yer almıştı. Çoğunluğunu DTP’lilerin oluşturduğu yaklaşık 600 delegenin katılımıyla yapılan toplantılarda ayrıca, Kürt halk önderi sıfatıyla anılan Öcalan’ın “muhatap alınması”, kendisine yönelik “İmralı uygulamalarına son verilmesi”, “halkla bağ kurabileceği bir ortam yaratılması” ve “başka bir yere nakli” talepleri de dile getirilmişti.

DTP’nin, asıl ciddiye alınması gereken talebi ise “bölgesel meclis” konusunda yatıyordu.

İstenen, federal yapı ya da etnik temelli bir özerk yönetim değil ama iller ve merkezi yönetim arasında kademeli idari yapı idi. Etnik ya da toprak temelli bir özerklik anlayışı yerine kültürel farklılıkların ifade edilebildiği ’bölgesel’ bir yapılanmanın kurulması, bildirinin ana omurgasını oluşturmaktaydı. Bildiriye göre, bölgeler, o bölge meclisinin yetki sınırları içindeki en büyük ilin adıyla anılacak ve il valileri, hem merkezi idarenin hem de bölge yürütme kurulunun aldığı kararları uygulayacaktı. Bu yolla DTP bildirideki ifadelerle, “Cumhuriyet’in kuruluş aşamasında gerçekleşmeyen demokratikleşmenin yaşama geçirilebileceği”ni savunuyordu. Anayasa’ya, ’ulus’ yerine ’Türkiye Ulusu’ kavramının yazılması, Türkiye ulusunun bir bileşeni olarak kürt ulusunun varlığının tanınması ve ’ayrı bayrak’  DTP’nin diğer taleplerini oluşturuyordu.

Görüldüğü üzere bugün Kürt açılımı adı altında kamu oyunda tartışma zemini bulan temalar, DTP’nin 2007’de kabul ettiği bildiri ile örtüşmektedir. Kamu oyuna yansıdığı kadarıyla projeye şimdi bir unsuru daha eklemek gerekecektir: bölgelere kendi asayiş güçleri ve ordusunu kurma hakkının tanınması.

                        ***
Tekrar altını çizmek gerekir ki, DTP’nin söz konusu taleplerini üniter, bölgeli, federal devlet tipleri ile konfederasyon modellerinden birisinin içerisine koymak mümkün gözükmemektedir.

Zaman zaman kimi DTP’liler ve terör örgütü elebaşı, çözüm için Cumhuriyet tarihindeki ilk anayasamız olan 1921 tarihli “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu”nun temel alınması görüşünü savunmakta ve bu savunmadan yola çıkılarak 1924 Anayasası ve Cumhuriyetin kuruluş felsefesi tartışmaya açılmaktadır. Kabul etmek gerekir ki,  1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’muz yerel yönetimlere ciddi ölçüde özerklik tanıyarak İspanya modeline yakınlaşmaktadır. Ancak buradaki özerklik gene de siyasi değil “idari” niteliklidir. Zira belli alanlarda kendilerine düzenleme yapma yetkisi tanınan vilayetler, bu yetkilerini Anayasa’nın 11. Maddesine göre “Büyük Millet Meclisi’nce vaz’edilecek kavanin mucibince” yani kanunlar gereğince yerine getirir. Kuşkusuz bu konu tamamen ayrı bir tartışmaya konu oluşturur. Konu hakkında daha fazla yazmak ise şu aşamada “delinin kuyuya attığı taşı çıkarmaya çalışmak”tır.

Gene bu noktada henüz ortada hukuksal olarak nitelenebilecek bir tasarı ya da teklif yokken “İspanya Modeli”nin Türkiye açısından uygulanabilirliğini hukuksal terimlerle tartışmak da anlamsız olacaktır. Kaldı ki devlet biçimleri, birbirinden farklı gelenekler, siyasi kültürler ve sosyo-ekonomik yapılar üzerine şekillenir. Bu nedenle şimdilik, İspanya ve Türkiye arasındaki aşağıdaki basit karşılaştırma ile yetiniyoruz: 

İspanya

Türkiye

Ekonomik Açıdan
Ayrılıkçı akımların güçlü olduğu Bask, Katalonya ve Galiçya bölgelerinde kişi başına düşen milli gelir İspanya ortalamasının oldukça üzerindedir. Örneğin Bask Bölgesi, kişi başına 32,680 dolarlık gelirle İspanya’nın en zengin bölgelerinden biridir. Bu oran Avrupa Birliği ortalamasının da üzerindedir. İspanya’da var olan özerklik talebi bir boyutu ile “mali özerklik” üzerine kuruludur. Özellikle zengin Bask ve Katalan bölgeleri, kendilerinden toplanan vergilerin diğer bölgelere aktarılmasına şiddetle karşı çıkmaktadır.


Kürt kökenli vatandaşlarımızın yoğun olarak yaşadıkları Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgelerimizde kişi başına milli gelir 3.500 doların altındadır.
İspanya örneğinden farklı olarak bu bölgelerden toplanan vergi geliri, aynı bölgeye yapılan devlet harcamalarının neredeyse %20’sine tekabül etmektedir. Türkiye’nin Doğu bölgeleri, Batı tarafından finanse edilmektedir.


Demografik Açıdan
42 milyonu biraz geçen İspanya nüfusu içerisinde Katalanların nüfusu 7, Basklıların 2, Galiçyalıların nüfusu ise 2.5 milyon civarındadır. Tarihsel ve sosyo-ekonomik nedenlerden ötürü yoğun göç hareketleri yaşanmadığından diğer bölgeler ile bu üç bölge arasında göç kaynaklı sosyal sorunlar bulunmamaktadır.

Nüfusları 12-15 milyon arasında tahmin edilen Kürt kökenli vatandaşlarımız, göçlerle birlikte Batı bölgelerimize de yerleşmiş durumdadır. Bu sürece paralel olarak kırdan kente yoğun göçler Doğu illerimizde var olan kent kültürü ve dokusunu tahrip ederek “kentlileşme” sürecini sancılı hale getirmektedir.
Dil Açısından
1984 yapılan bir dil ile ilgili nüfus sayımında halkın %23’ünün Baskça’yı anladığını, %21’inin konuşabildiğini, %13’ünün okuyabildiğini ve %10’unun ise yazabildiğini ortaya çıkarmıştır.
Katalanca, İspanya’nın Akdeniz kıyılarında, özellikle Barcelona kentinde konuşulan bir tür Avrupa dilidir. Dil, İspanyolca ile çok benzer özellikler taşımaktadır. Katalancayı anadili olarak konuşan kimsenin kalmadığı düşünülmektedir.
Galisyaca, Latince’den türemiş olan ve Portekizce ile benzerlikler gösteren bir dildir. Tıpkı Katalanca gibi bu dilinde kullanımı oldukça sınırlıdır

Dilbilimciler arasında da tartışmalı olan Kurmançi (Kuzey Kürtçe) ve Sorani (Orta Kürtçe) ayrımları bir yana, Kürtçe yoğun olarak kullanılmaktadır. İspanya’da İspanyolca (Kastilyaca) bilmeyen yokken Türkiye’de hala pek çok vatandaşımız Türkçe konuşamamaktadır.
Şiddet ve Şiddete Karşı Tepki Açısından
Kurulduğu günden bugüne ETA 800 kişinin ölümünden sorumludur. Kır gerillası olarak değil ama daha çok şehirlerde bombalı eylemlerle sesini duyuran ETA’nın aktif olarak üye sayısı son derece sınırlıdır.
Ülkedeki tüm ceza evlerine dağıtılan ETA hükümlülerinin ortaklaşa eylem imkanı bulunmamaktadır.
ETA eylemleri Bask bölgesinde kınanmaktadır. Her eylem sonrası Bask halkı sokaklara dökülerek “Bask halkını utandırmayın” yazılı pankartlar taşır. İspanya’nın diğer bölgelerinde ise aynı pankartlarda “bastardos” (p.çler) yazılıdır.
Tek bir jandarmanın bile ölümü sonrası bütün İspanya genelinde 5 dakikalık sessizlik eylemleri yapılır.

ETA’dan farklı olarak 30 bin kişinin ölümünde sorumlu olan ve kır gerillası görünümündeki PKK’nın silahlı militan sayısı dönem dönem değişmekle birlikte 3-5 bin civarındadır.
Türkiye’deki hapishaneler PKK için bir tür eğitim kurumu niteliğindedir. İspanya uygulamasının aksine çıkarılan aflardan istenen sonuç alınabilmiş değildir.
PKK eylemleri DTP tarafından zımni olarak desteklenmektedir. İspanyol Anayasa Mahkemesi ve AHİM terör karşısında tarafsız kalmayı Herri Batasuna için bir kapatma nedeni olarak görmüşken Türkiye’de DTP “her iki tarafa da –devlet ve PKK- eşit mesafede durduğu”nu açıkça telafuz edebilmektedir.
15 Ağustos 2009’da PKK’nın Eruh baskını 25. Yılında DTP tarafından “Eruh Festivali” adı altında kutlanmıştır!  Binlerce insanın katıldığı festival(!)de silahlı eyleme katılan ve aftan yararlanarak tahliye olan eski teröristler DTP milletvekilleri ile birlikte bulundukları platformda alkışlar ve çiçeklerle karşılanmıştır.
  
Siyasi Partiler Açısından
Her üç bölgede siyasi parti yelpazesi oldukça geniş ve renklidir. Siyasi partiler her bölgede tıpkı bir ulus-devlet mekanında olduğu gibi sosyalist, komünist, milliyetçi ya da Katolik kimlikler üzerine oturabilmektedir. Partilerin çoğunda hakim talep bağımsızlık değil ama özerkliktir. Şiddet yanlısı partiler marjinal konumdadır. Bask Bölgesi’nde ETA’nın politik vitrini olan Herri Batasuna’nın aldığı oy  %10 civarındadır.
İspanya’da “terörist” ile “ayrılıkçı düşünce”ye sahip olanlar ayrıştırılmıştır. Şiddete başvurmamak kaydıyla her türlü siyasi projenin örgütlenmesi mümkündür.



Türkiye’de Kürt kimliği üzerinden siyaset yapan tek parti DTP’dir. Kağıt üzerinde var olan kimi partiler dışarıda tutulursa DTP’nin alternatifsiz konumu Kürt taleplerinin çeşitlenmesi ve rafine edilmesini engellemektedir.  Kuzey Irak’ta temmuz ayında yapılan seçimlerde KDP ve KYB’nin dışında  “Değişim Listesi” adıyla ortaya çıkan hareket farklı bir seçenek oluşturmuştur. Oysa Türkiye’de DTP’nin hakim konumu, farklı Kürt taleplerinin dile getirilmesi noktasında ciddi bir engel görünümündedir. Üstelik de PKK’nın politik vitrini konumundaki bu parti, Bask örneğinde Herri Batasuna’dan farklı olarak ülkemizin belli coğrafyalarında %50’den daha fazla bir oy oranına sahiptir.
Kuşkusuz bu sürece katkı sağlayan ve DTP’yi alternatifsiz hale getiren bir konu da Anayasa Mahkemesi’nin parti kapatma kararlarıdır. Şiddete bitişik durmayan ancak özerklik talebinde bulunan pek çok siyasi parti özellikle 1990’lı yıllarda Anayasa Mahkememiz tarafından kapatılmıştır. İspanya’nın aksine “terörist” ve “ayrılıkçı akımlar” arasında ayrım yapılmaksızın ifade ve örgütlenme özgürlüğünün Anayasa Mahkememizce dar yorumlanması, sonuçta Kürt vatandaşlarımızı DTP karşısında seçeneksiz bırakmıştır.

 

.

   
    

       

 

 
 
www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2009