New York Stern School
of Business'te görevli psikologlar Justin Kruger ve David Dunning'in
tarihe geçmelerine vesile olan bulguları, yani
Dunning-Kruger Etkisi adıyla literatüre geçecek
olan teorileri de, Türk sağduyusunun yüzyıllardır "cahil
cesareti" dediği şeydir aslında.
Journal of
Personality and Social Psychology'nin Aralık-99 sayısında
yayımlanan teorileri özetle şunu der :
"cehalet,
gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır"
der.
Metin çözme, araç
kullanma, tenis oynama gibi çeşitli alanlarda yapılan araştırmaların
sonucunda şu bulgulara ulaşılmıştır:
-Niteliksiz
insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark
edemezler.
-Niteliksiz insanlar, niteliklerini
abartma eğilimindedir.
-Niteliksiz insanlar, gerçekten
nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da
acizdirler.
-Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle
artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin
farkına varmaya başlarlar.
Değerlendirme
zaafı
İki uzman daha sonra, bu
teorilerini test etme fırsatı da buldular. Cornell
Üniversitesi'nden 45 öğrenciye bir test yaptılar, çeşitli
sorular sordular. Ardından öğrencilerden "testin sonucunda ne
kadar başarılı olacaklarını tahmin etmelerini"
istediler.
En başarısızların (yani sadece yüzde 10 ve
daha az doğru cevap verenlerin), testin yüzde 60'ına doğru
cevap verdiklerine, ayrıca iyi günlerinde olsalar yüzde 70'e
ulaşabileceklerine inandıkları ortaya çıktı.
En iyilerin
(yani en az yüzde 90 doğru sonuç alanların) en alçakgönüllü denekler
olduğu (soruların yüzde 70'ine doğru cevap verdiklerini
düşündükleri) görüldü.
(Not: Dunning ve Kruger bu
çalışmalarıyla 2000 yılında Nobel de kazandılar.)
İki
uzman psikolog bu bilinçsizliği, "kronik kendi kendini
değerlendirme (auto-evaluation) yeteneksizliğine"
bağlıyorlar. Çalışan, kendi kapasitesini değerlendirmekten ve
eksikliğini teşhis etmekten acizdir.
Ama asıl vahim olan, bu
"yetersizlik + haddini bilmeme" kokteylinin, mesleki açıdan, karşı
koyulmaz bir itici güç oluşturması.
Kariyer açısından bir
eksiyken, artıya dönüşmesi.
İşinde çok iyi olduğuna yürekten
inanan "yetersiz", kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne
çıkmaktan ve haddi olmayan görevlere talip olmaktan en küçük bir
rahatsızlık duymayacaktır.
Aksine bunu bir "hak" olarak
görecektir. "Uyanıklık" bilecektir.
Bu arada, gerçekten
bilgili ve yetenekli insanlar ise çalışma hayatında "fazla
alçakgönüllü" davranarak kendilerine haksızlık edecekler, öne
çıkmayacaklar, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmayacaklar,
kıymetlerinin bilinmesini bekleyecekler (ve bilinmeyince için için
kırılacaklar ve kendilerini daha da geriye çekecekler)
ve
muhtemelen üstleri tarafından "ihtiras eksikliği" ile
suçlanacaklardır.
Üstleri de zaten, genelde "aynı
yoldan geçmiş" insanlardır.
Buna, insan kaynaklarının, iki
benzer CV arasından, "kendine güvenen ve iyi sonuç alma olasılığı
yüksek" adayı tercih edeceği gerçeğini de eklerseniz,
Dunning-Kruger Sendromu'nun Peter Prensibi'nin (*) yatağını
yaptığı da ortaya çıkar.
Sonuçta, "kifayetsiz
muhterisler" her zaman ve her yerde daha hızlı yükselecekler ve daha
yukarılara çıkacaklardır. Etrafınıza bir bakın, uzmanlara hak
vereceksiniz.
(*) Peter
Prensibi: Her çalışan, iş ortamında yetersiz olduğu noktaya
kadar yükselir, der. Bunun doğal sonucu olarak, yüksek makamlar
daima yetersiz insanlar tarafından işgal
edilir.
Kifayetsiz muhterisi nasıl
tanırsınız?
1- Gücünü delegasyon bahanesinden alır.
Ekibinin orkestra şefi havalarına girer.
2- Çok gürültü patırtı
eder, çok şey yapıyormuş havası estirir.
3- Koridorlarda hızlı
hızlı, düşünceli edayla yürür.
4- "Beşer şaşar" diye düşünür. Ama
genellikle şaşan beşer başkası
değil, kendisidir.
5- Ne olursa
olsun, hazırlıklıymış, olacakları önceden biliyormuş gibi
davranır.
6- Üstlerine karşı son derece kibardır; altındakilere
(özellikle de en
çok ihtiyaç duyduklarına) kötü muamele
eder.
7- İktidar ilişkileri ve göstergeleri onun için çok
önemlidir.
Astlarına kimin üst olduğunu hatırlatmayı sever.
8-
İlk denemede başarılı olamazsa, başarısızlığının belgelerini
yok
etmeyi unutmaz.
9- Talimatlarını post-it ile, e-postayla
verir böylece astlarıyla
yüzleşmekten kaçar.
10- Toplantılarda
son sözü mutlaka o söyler, gerekirse başkasının
sözünü
tekrarlamak pahasına..