Ermenistan’la ilişkilerin
normalleştirilmesi için üç şartımız vardı; Türkiye’nin
sınırlarının tanınması, “soykırım” iftiralarından
vazgeçilmesi ve Azerbaycan topraklarındaki işgale son
verilmesi…Ermenistan ise
“Ön koşulsuz görüşürüm.
Dağlık Karabağ Türkiye’yi ilgilendirmez”
diyordu.
Gördük ki
2 Nisan’da oturup, Ermenistan’la protokol imzalamışız. Tüm dünyanın
haberdar olduğu bu gelişmeyi, “Millet ne dersi o olur” diyen
AKP iktidarı, yüce Türk Milleti’ne ancak 5 ay sonra duyurmayı uygun
gördü..
Her taşın
altından çıkan CIA’cı David L. Phillips’in planı en ince detaylarına
kadar bildiğini daha önce anlatmıştım. Phillips, ABD Temsilciler
Meclisi Dışişleri Komisyonu Avrupa alt komitesinde bir şey daha
söyler.
O şudur:
“Türk resmi yetkilileri, Başkan
Obama ile 7 Nisan’da İstanbul’da buluştuğunda, anlaşma konusunda
Dağlık Karabağ’ın statüsü konusunda resmi herhangi bir ön şart
olmadığı teminatını verdi…”
CHP Lideri
Deniz Baykal’ın iki
gündür,
“Cumhurbaşkanı Gül, Obama’ya herhangi bir ön
şart olmadığı konusunda garanti verdi mi?”
diye
sormasının sebebi bu. Ancak David L. Phillips, “resmi
görevlilerden” söz ediyor. İşte biz de o resmi görevlileri ve o
taahhüt anını fotoğrafla ispatlıyoruz.
Tarih 6
Nisan gecesi, yer İstanbul Dolmabahçe sarayı. Ankara’dan İstanbul’a
geçen Obama akşam Başbakan Erdoğan’ın Dolmabahçe Sarayı Müsabihan
Köşkü’nde onuruna verdiği resepsiyona katılır. Resepsiyonda Gül,
dönemin TBMM Başkanı Köksal Toptan, Finlandiya Cumhurbaşkanı
Halonen, İspanya Başbakanı Zapatero, Ermenistan Dışişleri Bakanı
Nalbantyan, “Ermeni protokollerinin” imzalanmasına aracılık
eden İsviçre’nin Dışişleri Bakanı Calmy-Rey ile Medeniyetler
İttifakı toplantısı için İstanbul’a gelen diğer konuk ülkelerin
temsilcileri hazır bulunur. Türk bakanlardan da
dönemin Dışişleri Bakanı Ali Babacan, İçişleri Bakanı Beşir Atalay ve yine o
günlerde Devlet Bakanı olan Mehmet Şimşek buradadır.
Obama, Gül, Toptan, Erdoğan ve dönemin 1. Ordu Komutanı
Orgeneral Saygun’la bir süre sohbet ettikten sonra bir köşede
Babacan, Nalbantyan ve Calmy-Rey’le bir araya gelir. Bu sürpriz
zirve için Beyaz Saray’dan bir üst düzey yetkili,
“Obama’nın, bakanlarla Türk-Ermeni ilişkilerinin
normalleştirilmesi konusunda konuştuğunu ve tarafları hızla bir
anlaşmanın tamamlanmasına çağırdığını”
açıklar. Gül
veya Erdoğan’ın kapalı kapılar ardındaki söz ya da taahhütlerini
bilemeyiz, ama işte bu fotoğraf ve o zirve konusunda Beyaz Saray
yetkilisinin yaptığı açıklama, bence David L. Phillips’in iddia
ettiği “taahhüt” anının resmi belgesidir.
Clinton’un
Yardımcısı Gordon’dan Önemli Açıklamalar
Türkiye’nin Dağlık-Karabağ’ı
gözden çıkardığının bir başka delili daha var.
ABD Dışişleri
Avrupa ve Euro-Asya İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı Philip
Gordon (Bu göreve atanana kadar 2000-2009 arasında meşhur
Brookings Enstitüsü’nün uzman üyesi olarak çalıştı), 16
Haziran’da, aynen David L. Phillips gibi Temsilciler Meclisi Dış
İlişkiler Komisyonu Avrupa alt komitesine Obama yönetiminin Avrupa
politikaları hakkında bilgi verir. Bu arada Türkiye-Ermenistan
ilişkilerinin normalleştirilmesi için nasıl enerjik bir biçimde
çalışıp, Türkiye’yi cesaretlendirip, desteklediklerini anlatır, iki
ülkenin bu konuda anlaştığını duyurur. Ardından da özetle şunları
söyler:
“Türkiye-Ermenistan
ilişkilerinin normalleştirilmesi ve Dağlık Karabağ
sorununun, iki farklı süreç olduğuna, paralel,
ama farklı hız ve farklı kulvarda devam etmesi gerektiğine
inanıyoruz. Bizce bu iki konu, farklı raylarda, farklı hızda
ilerleyecektir. Türkiye-Ermenistan arasındaki anlaşmanın
çerçevesi ilişkilerin normalleştirilmesini, sınırların açılmasını,
diplomatik ilişki kurulmasını ve komisyonlar aracılığıyla bazı
tarihi trajedilerin araştırılmasını kapsıyor. İki ülke ilişkileri
daha fazla böyle devam edemez. Bu bağımsız bir süreçtir ve Avrupa
veya başka yerde ne olduğuna bakmaksızın ilerleyecektir, çünkü iki
ülkenin yararınadır. Dağlık Karabağ meselesinin ise Minsk Grubu
arabuluculuğuyla halledilmesine çalışıyoruz. Bu konudaki müzakereler
Ermenistan ve Azerbaycan arasında devam ediyor…”
Dağlık-Karabağ’dan, daha doğrusu
Azerbaycan’dan vazgeçmemizden sonra sırada ne var, ABD hangi konuda
acele ediyor derseniz; ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Gordon, 16
Haziran’daki toplantıda bunun da haberini verir;
“Kıbrıs’ta çözüm, Türkiye’ye AB kapısının açılmasında
temel adım olacak. Dışişleri Bakanımız bu konuyla kişisel olarak
ilgileniyor. Çok uzadı, daha fazla bekleyemez. Bu yıl çözüm için
iyi bir zaman. Çözüm bulunmazsa, Türkiye’nin AB özlemi
ortadan kalkacak…Türkiye’nin, AB’ye karşı yükümlülüklerini yerine
getirmesini, Kıbrıs ek protokolünü uygulamasını
destekliyoruz…”.
Gordon’un ilavesi de var;
“Türkiye bu konuda doğrudan taraf değil”miş!..
Ne ilginç
tesadüf, bugün Ermeni açılımı konusunda duyduklarımızı daha 14
Nisan’da,
“Türkiye ve Ermenistan: Açılan Zihinler,
Açılan Sınırlar”
başlığıyla madde madde kaleme alan
Uluslararası Kriz Grubu’nun Türkiye analisti İngiliz Gazeteci Hugh
Pope, protokollerden haberdar edildiğimiz gün şu açıklamayı
yapar:
“Ermenistan’la uzlaşma Avrupa’da
haklı olarak son derece müspet bir dikkat çekse de, bir sonraki
sınav için çok beklemek gerekmeyecek. Türkiye gelecek birkaç ay
içinde inatçı Kıbrıs sorununa çözümü hızlandırmanın bir yolunu
bulmak zorunda, aksi takdirde AB üyeliği sürecinin fiilen durma
noktasına geldiğine tanık olacak…”
Her şey bu
kadar deşifre olduktan sonra, Türk Milleti içeriye ve dışarıya GAME
OVER (Oyun bitti) demeyecek mi?