(Açık İstihbarat
: Sitemiz yazarlarından Fatma Sibel Yüksek'in
Medyadan
Portreler: Kasabın Oğlu Şıh Şamil yazısı ile birlikte
okuyunuz)
SP’li Mehmet Bekaroğlu, kendisi için
‘Ergenekoncu’ diyen Şamil Tayyar’a yanıt
verdi...
Saadet Partisi’nin radikal söylemleriyle tanınan
ismi Mehmet Bekaroğlu, Star gazetesindeki köşesinden kendisini
“Ergenekoncu” ilan eden Şamil Tayyar’a yeniHarman dergisinden yanıt
verdi.
Başar Başaran’ın sorularını yanıtlayan Bekaroğlu,
Tayyar’ın 28 Şubat sürecindeki tavrını hatırlatarak, “Ben dünün
zalimlerine yaptığım gibi bunların da karşısına dikiliyorum”
dedi.
İşte Bekaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar:
Şamil Tayyar geçtiğimiz günlerde Numan Kurtulmuş ile yediği
bir yemeği anlattığı yazısında sizden ve Veysel Candan’dan
‘Ergenekoncu’ diye bahsediverdi.
Ergenekon bir darbe teşebbüsünün adı ise size bir anlamda
‘darbeci’ tanımı atfeden bu yazıyı okuyunca ne hissettiniz? Sizce
neden böyle bir tanımı hak ettiniz?
Sadece bu kadarla
kalmadı, kendisine bazı hatırlatmalar yapıp cevap verince daha da
çirkinleşti, saldırdı, hakaret etti. Bana yapılan bu saldırı
ilk değil. Daha önce de belli bir çevre, sürekli olarak Şamil Tayyar
gibi tetikçiler kullanarak üzerime geldi, gelmeye de devam ediyor.
Ben baştan beri Ergenekon soruşturmasını
destekledim, bunu Türkiye’de hukuk devletinin tesis edilmesi için
bir fırsat olarak gördüm. Buna rağmen ben ve benim gibi düşünen bir
sürü insan en azından Ergenekon’u desteklemekle suçlandık.
Bunun nedeni, Ergenekon’un bir darbe soruşturmasından
çıkartılıp siyasetin aracı haline getirilmesidir. Bazı çevreler,
kendilerine teslim olmayan, bağımsız davranabilen ve olup bitenleri
sorgulayan herkesi Ergenekonculukla suçlayarak etkisiz hala
getirmeye çalışıyor. Ben siyasi iktidarı ve siyasi iktidarla
işbirliği yapan bu çevreleri eleştiren bir insanım.
Özellikle 29 Mart seçimlerinde mevcut iktidara ve onunla iş
tutan çevrelere ciddi eleştiriler getirdim. Bu eleştiriler, onları
iyi tanıyan birisinden geliyordu, içten bir eleştiriydi, vicdanlara
hitap ediyordu ve etkili oldu. Dikkat ederseniz, bu eleştirilerime
hiç cevap vermediler, veremediler.
Yaptıkları şey, çamur
atmak oldu. Bugün yaptıkları da bundan farklı bir şey değil.
“İşçinin emeğinin karşılığını vermeyen, sendika hakkını
gasp eden dindar işverenle laik işverenin ne farkı var?”
diye sordum. Buna verecekleri bir cevapları olmadığı için “Sen
Ergenekoncusun” çamurunu atıyorlar.
'BUGÜNÜN GÜÇ
SAHİPLERİ DÜNÜN GÜÇ SAHİPLERİ GİBİ'
28 Şubat
çok zor bir dönemdi. Psikolojik savaş işkence düzeyine varmıştı.
Milli Görüşçü, İslamcı, Müslüman olarak bilinenlere hayat hakkı
tanınmıyordu. Üniversite hocasından kasaba, bakkaldan bürokratına
kadar tüm dindar insanlar yargısız infazlara tabi tutuldu.
Ben KTÜ’de ‘örnek mürteci’ olarak
seçilmiştim, Atatürk düşmanlığı, Cumhuriyet karşıtlığı ile
suçlandım, yargılandım. Sadece bana değil ilkokulda okuyan kızıma
bile saldırdılar, arkadaşları ‘baban gerici’ diye sıralarında
oturtmadılar.
Bugünün güç sahipleri dünün güç sahipleri gibi
davranıyorlar, bunlar da daha öncekiler gibi insaf ve adaletli
olmayı ihmal ediyor, iktidar güçlerini kullanarak insanları mahrum
ediyorlar, zulmediyorlar. Ben dünün zalimlerine yaptığım gibi
bunların da karşısına dikeliyorum. Olay budur.
Bu duruma
şaşmıyorum. Ben yalnızlıktan korkmuyorum, iktidar sahiplerinizden
çekinmiyorum. Onların bana verebilecekleri bir zarar yok. Onlar
mahrum ederek, yalnızlaştırarak zarar veriyorlar. Beni mahrum
edebilecekleri hiçbir şey yok, ben onları zaten elimin tersiyle
itmişim. Yalnızlıktan da korkmuyorum. Kaldı ki beni
yalnızlaştırmaları da mümkün değil. Bu söylediklerim meydan okumadır
ama büyüklenme değil. Ben isimsiz insanlarla, sokaktakilerle
birlikteyim, beni onlar hiç yalnız bırakmıyor.
'BU ZAT SAHİBİNİN
SESİDİR'
Bakın, bu Şamil Tayyar tipi insanlara
her dönemde rastlanır.
Bilmiyorum, siz bu Tayyar’ı ne kadar tanıyorsunuz? Bu
adam 28 Şubat’ta darbe şakşakçısıydı. 28
Şubat sonrasında yapılan 1999 seçimlerinde ara dönem partisi DSP’den
milletvekili adayı oldu.
Sonra bir başka 28 Şubat
partisinden aday adayı oldu. Daha sonra işler değişinde,
‘demokratlığa’ dümen kırarak AKP’ye aday olmak için başvurdu.
Bu arada ‘iyi istihbaratçılar’dan aldığı bilgilerle
Ergenekon kitapları yazdı.
Denk geldi, bu
kitaplardan iyi para da kazandı. Şimdi köşesinden kendisine imkân
sağlayanlara yaranmak için herkesi karalıyor, hakaret ediyor,
küfrediyor. Bu zat sahibinin sesidir, kendisinin hiçbir önemi yok.
Siz esas oğlanlara bakın. Bu esas oğlanlar,
bir taraftan mevcut derin devletle mücadele ediyor gibi görünüyorlar
ama öbür taraftan kendileri yeni bir derin devlet inşa ediyor. Bu
derin devlet öncekinden faksız, bunlar da en az öncekiler kadar
otoriter ve totaliter, bunlarda da kendilerinden olmayanlara hayat
hakkı tanımıyor.
'BAŞ DARBECİYİ BAŞKÖŞELERDE
AĞIRLIYORLAR
'Kenan Evren'in Çankaya Köşkü'nde
ağırlanmasının hatırlatılması üzerine...
Ne garip
değil mi, darbelerle mücadele edenler baş darbeciyi başköşelerde
ağırlıyor. Bu ayıp onlara yeter. Bu ülkede darbelerin anası
12 Eylül’dür. Yüz binlerce insanın işkence tezgâhlarından
geçirildiği 12 Eylül’ü unutmamalıyız.
Ben 12 Eylül’le
hesaplaşmadan bu ülkede demokrasi ve hukuk devletinin inşa
edilemeyeceğini düşünüyorum. Benim darbem senin darben ayırımı
yapanlara da acıyorum. Hala 12 Eylül anayasasını değiştiremeyenler,
hala Geçici 15. Madde ayıbını kaldıramayanların bu ülkede demokrasi
kuracaklarına inanmak akla ziyandır.