Siyaset3 Eylül 2009 00:00

Ahmet Türk, PKK Meclisi ni Diyarbakır Cezaevi'nde Topladı- Meyyal Uygur

DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, 1 Eylül’de Diyarbakır’daki “PKK gövde gösterisinden” sonra Adalet Bakanlığı’nın özel izniyle Diyarbakır Cezaevine gitti. Aralarında Kandil’de kurulan “PKK Meclisi” üyelerinin de bulunduğu, PKK’lı arkadaşlarıyla toplantı yapıp, görüş alışverişinde bulundu. Yani DTP-PKK cenahından yapılan açıklamalara göre, cezaevinde “Meclis” toplandı. Neyi görüştüler derseniz, anlaşılan şu ki Ahmet Türk, “PKK Meclisi”ne “Kürt açılımı”ndaki gelişmeler hakkında hesap verdi. Dahası önümüzdeki aylarda yapılacak DTP Kongresi için katkılarını, bize göre “talimatlarını“ aldı.      escitalopram i alkohol nguoiviendong.net escitalopram i alkoholsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenasitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effectsbuscopan floridafriendlyplants.com buscopan plusmicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mg

Şaka falan yapmıyorum, ayniyle vaki!..Diyarbakır Cezaevi Zirvesi’nin resmi gündemi bu. Ancak yine şeytanın avukatlığına soyunup, gizli gündemi de tahmin edeceğim. Bence Ahmet Türk, “PKK Meclisi”nden, İmralı’daki patronlarının yanına gönderilecek “yoldaşları” belirlemelerini istemiş olabilir.

 

Yok artık, bu kadar da olmaz mı diyorsunuz?

 

1- Biz “Kürt açılımı” ile boğuşurken, İmralı’daki patronun isteği üzerine, burada gardiyan olarak görev yapan Özel Harekat Polislerinin geri çekildiği, yerlerine normal gardiyan verildiği ortaya çıkmadı mı?       

 

2- Geçmişte teröristbaşının bütün pislik ve sapıklıklarını ortaya koyan kitaplar yazan, şimdilerde “Ergenekon” Savcılarına yardım etme arzusuyla yanıp, tutuşan, Bingöl’deki 33 askerimizin katili Şemdin Sakık’ın, İmralı’ya gitmek için verdiği dilekçe ne oldu? Bu başvuru karşısında çıldıran teröristbaşı, “Sakın gelmesin” dediği için Sakık’ın başvurusu reddedilmedi mi?

 

3- İmralı’ya gönderilecek “yoldaşlar” için Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü’nce 50 mahkum belirlendiği, bunlar arasından 8 ismin bizzat Adalet Bakanı Sadullah Ergin tarafından seçileceği haberinin, Ahmet Türk’ün Diyarbakır Cezaevindeki toplantısından hemen sonra duyurulması acaba sadece bir tesadüf müdür? 

 

PKK-DTP cenahıyla eni-konu gizli temaslar olduğu şüphesini artıran başka bazı gelişmeler de var. Hal böyle olunca, “yoldaş” belirleme ihtimalini yabana atmak mümkün olmuyor. Nedir o gelişmeler;

 

Mesela, yıllardır bölücübaşının avukatları aracılığıyla yaptığı haftalık olağan basın toplantısını izliyorum. Bildiğim kadarıyla, görüşürler, beyanatlarını not alırlar, bir-iki gün sonra Roj-Tv veya gazeteleri aracılığıyla açıklarlardı. Ancak ilk defa “İmralı Beyi”nin “Yol haritası” adı altındaki buyruğunu, doğrudan Cezaevi yönetimine “takdim” ettiğine şahit oluyoruz. Normali Cezaevi yönetiminin bunu anında iade etmesidir. Ama hayır, bu yapılmıyor, o “yol haritası” kabul ediliyor. Birincisi, bu Öcalan’ın resmi anlamda muhatap alınması değilse nedir? İkincisi, eğer başından beri böyle idiyse, yani bölücübaşı, Kandil’e ve DTP’ye buyruklarını önce Cezaevi yönetimine takdim etmiş, sonra avukatlarının açıklamasına izin verilmişse, bu, yıllardır başımıza gelen felaketlerin göz göre göre yaşandığının resminden başka bir şey olabilir mi?

 

Dikkatimi çeken ikinci husus, cezaevinden çıkarılıp, milletvekili yapılan Sabahat Tuncel’in daha 2007’de Belfast’a gidip, IRA’nın siyasi kanadı Sinn Fein’in Lideri Garry Adams’la görüştüğünün ortaya çıkması. İlginç olan görüşme değil, Tuncel’in, İngiltere’de Kürt Toplum Merkezi’nin düzenlediği bir toplantıya katıldıktan sonra, “Dışişleri Bakanlığı yetkilileri ile görüştükten sonra” K. İrlanda’ya geçtiğini açıklaması. Acaba bu Dışişleri, İngiltere’nin mi, bizim Dışişleri mi? Kuvvetle muhtemel ki, Türk Dışişleri. Öyleyse sadece bugün değil, 2007’den beri “açılımları” birlikte yürüttükleri ortaya çıkar. O zaman, “Türk modeli bulma” iddiasındaki İçişleri Bakanı Atalay’ın da, şimdilerde İspanya ve K. İrlanda’dan yetkililerle görüşme programları yapmasına şaşmamak gerekir.     

 

Bu cezaevleri trafiğine bakınca aklıma müthiş bir “açılım” geldi…Hani Diyarbakır Cezaevi’ni kapatmayı, İmralı’dakini nakletmeyi falan düşünüyorlar ya, Silivri Cezaevine, “Diyarbakır veya İmralı” adını verseler…En büyük, en anlamlı rövanş olmaz mı?!..

             

                       Ermeni Protokolleri 2. Kıbrıs Ek Protokol Vakasıdır


“Kürt açılımı”ndan, “Ermeni açılımı”na geçelim. Başbakan Erdoğan’ın protokoller için, “Meclis’ten geçmedikten sonra yürürlüğe girmez” demesi kafama çok takıldı. O zaman, “Madem niye imzaladın?” diye sormazlar mı?

 

Bu iş giderek Kıbrıs ek protokolü işine benziyor. O protokolü, AB’den müzakere tarihi alabilmek için Beşir Atalay’a paraflatmışlardı. Sonrasında Meclis’e getirmeye cesaret edemediler. Ancak neticede Türkiye büyük bir ipoteğin altına sokuldu, AB, yıllardır anamızdan emdiğimiz sütü burnumuzdan getiriyor.

  

Bence Ermeni protokollerini de, Ermenistan Cumhurbaşkanının 14 Ekim’de maça gelmesini sağlamak (Aksi halde Gül için içerde büyük bir prestij kaybı olacak), AB İlerleme Raporunu atlatmak ve Erdoğan’ın Obama ile görüşmesini “başarılı” kılmak için imzaladılar.  Ve göreceksiniz, Ermeni protokollerini de Meclis’e getiremeyecekler. Fakat Türkiye, Ermeni meselesinde de geri dönülmez bir yola sokulmuş, tepemizde sallandırılan giyotin iyice ağırlaştırılmış olacak.  

 

“Ermeni açılımı”ndan yabancılar haberdarken, ne muhalefetin, ne milletin adam yerine konmamasını eleştirmiştim. Galiba haksızlık etmişim, zira Bakanlar Kurulu’nun da habersiz olduğu anlaşılıyor. Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek’in, Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmail Küçükkaya’nın, “Şu Ermenistan açılımına ne diyorsunuz?” sorusunu, “Pazartesi Bakanlar Kurulu’nda görüşelim, ondan sonra değerlendirme yapayım” diye cevaplamasını ben böyle yorumladım.

           

                        “Düzen Kurucu” Türkiye’nin Bakanlarının Hali!..

 

“Kürt, Ermeni, Kıbrıs” ve bilumum “açılımları” niye yapıyoruz? Türkiye, dünyada giderek güçlendiği, sözü dinlenen, itibarlı bir ülke olduğu ve Davutoğlu’nun ifadesiyle “düzen kurucu” hale geldiği için değil mi?

 

Son 3 günde yaşanan şu 3 olaya bakın da ne halde olduğumuzu anlayın: 

 

Çin’e giden Devlet Bakanı Zafer Çağlayan ve heyetine, ekonomi sınıfı yolcu prosedürü uygulandı, pasaportları kontrol edildi, Türk koruma polisleriyle, Çin polisi yumruklaştı, heyetimiz dayak yemekten zar zor kurtuldu…

 

Şam’dan Lefkoşe’ye uçmak isteyen Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun uçağı, Uluslararası Sivil Havacılığın, “tanınmayan KKTC’ye inilmemesi” uyarısı üzerine Adana’ya inmek zorunda kaldı…     

 

Londra’daki Savunma Fuarı’na katılmak için İngiltere Büyükelçiliği’ne vize başvurusu yapan Savunma Sanayi Müsteşarı Murad Bayar’dan parmak izi istendi. Neyse ki, Bayar parmak izi vermeyi reddedip, fuara gitmekten vazgeçmiş. Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül de, Bayar’ın başına gelenlerden sonra İngiltere programını iptal etmeyi düşünüyormuş…  

 

Bunlardan sonra bir de Romanya ve Hollanda arasında yaşanan bir krize bakalım. Hollanda hükümeti, Hollanda Parlamentosu’na, Romanya hakkında yolsuzluk, organize suçlar, AB reformlarının uygulanmaması ve AB fonlarının uygun kullanılmamasından bahseden bir rapor göndermiş. Bunu duyan Romanya Dışişleri Bakanı Cristian Diaconescu, “Raporu uygunsuz ve dostluğa aykırı bulduğunu” açıklayarak, Hollanda’ya yapacağı ziyareti iptal etmiş!..      

 

En veciz, en güzel yorumları yapacağınız inancıyla arz olunur efendim!..