Siyaset21 Nisan 2005 00:00

Devlet, millet ve siyaset - Hüseyin Mümtaz

İncirlik neden MGK bildirisinde ve Özkök’ün konuşmasında yere almıyor da iki gün sonra “ABD ve İngiltere tarafından kullanım süresinin bir yıl uzatıldığı” açıklanıyor?            Kıbrıs’ta zaten iki adet “egemen üssü” olan İngiltere neden ille İncirlik’i kullanıyor?            ABD bu kadar yıldır bulunduğu Afganistan ve Irak’a “büyük uçakların ineceği pist ve hava alanları”nı neden halâ yapmadı da ille İncirlik’te küçük uçaklara aktarma yapma ihtiyacı “hissediyor”?            Özkök, Kerkük için neden dolu dolu “Bir Türkmen şehri” diyememiştir?            Görüldüğü gibi kıymetli okuyucu konuşmalar yapıldıkça, konuşma süreleri ne kadar uzarsa uzasın verilmeyen cevaplar hala kalıyor, hâttâ konuşma uzadıkça sorulacak soruların sayısı da artıyor.cialis forum cialis prodaja cialis bez receptasymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenakamagra kamagra 100mg kamagra gel

            Milli Güvenlik Kurulu’nun resmi internet sitesi olan www.mgk.gov.tr nin en üstünde aynen şu sözler yer alıyor:
            “Milletimizin güçlü, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesi için devletin tamamen milli bir siyaset izlemesi ve bu siyasetin iç kurumlarımıza tamamen uygun ve dayalı olması lâzımdır.”
            Altında da Gazi Mustafa Kemal imzası…
            Yâni devlet içeride ve dışarıda tamamen “milli” bir siyaset izleyecek ve bu siyaset bütün iç kurumlarımızda ilke olarak kabul edilecek ki millet mutlu ve güçlü olsun..
            Yâni devlet Irak’ta, Kıbrıs’ta, Ege’de, Ermenistan’da…
            Avrupa’da, AB ile ilişkilerinde ve İncirlik’te “milli” bir siyaset izleyecek..
            Başbakan yeni Papa ile ilgili bir soruya cevap verirken “Ben lâik bir devleti yönetiyorum” dedi.
            Öyle mi?
Erdoğan gerçekten “devlet”i mi yönetiyor, “hükümeti” mi?
            Öyleyse neden çok kısa bir süre önce Büyükanıt’ın “Türkiye’nin Irak politikası yok” sözlerinin sorulması üzerine “Dikkat edin hükümetin yok demedi” demişti?
            18 Nisan MGK toplantısından sonra ise iki maddelik standart şu metin yayınlandı:
            1. Milli Güvenlik Kurulu; 18 Nisan 2005 gününde olağan toplantısını yapmıştır.
2. Toplantıda;
(a) 17 Nisan 2005 tarihinde KKTC' de yapılan Cumhurbaşkanlığı Seçiminin sonuçları değerlendirilmiş ve önümüzdeki dönemde Kıbrıs konusunda izlenecek politikalar gözden geçirilmiş;
(b) Son yıllarda yoğun olarak yaşanan iç göçün nedenleri ve özellikle büyük kentlerde yarattığı sorunlar ele alınmış, göç alan ve veren kentlerin sorunlarına çözüm getirecek önlemlerin ivedilikle yaşama geçirilmesinin önemi vurgulanmış;
(c) Dünyada enerji kaynaklarının kullanımına ve güvenliğine ilişkin geçerli ölçütler çerçevesinde, ülkemizde enerji güvenliği, sektörün durumu ve potansiyeli ile önümüzdeki döneme ilişkin enerji planlaması, yatırım gereksinimleri, yeniden yapılanma çalışmaları konularında kapsamlı bir değerlendirme yapılmıştır.
            Bildiride İncirlik var mı, yok..
            PKK ile çatışmalar var mı, yok.
            Yunanistan ile ilgili artık saklanamayan ilişkiler var mı, yok.
            AB’den duyulan herhangi bir rahatsızlık var mı, yok.
            Irak var mı, yok.
            Öcalan’ın yeni statüsü var mı, yok.
            Peki “üyeler” ne konuşmuş içeride?
 Talat’ı, iç göç ve kapkaçı, enerji sorununu..
            Güzel…
            Peki Genelkurmay Başkanı MGK toplantısından iki gün sonra İstanbul’da 45’erden iki devre halinde 90 dakikalık bir “yıllık değerlendirme toplantısı” yapmaya neden gerek duydu?
            Ne dedi Genelkurmay Başkanı?
            1Türkiye ılımlı İslâm devleti olamaz.
            2.Yunanistan resmen özür dilemeli.
            3.Ege’de statüko korunmalıdır.
            4.Kıbrıs’ın stratejik önemi azalmamıştır (Kıyat’ın kukaları çınlasın. HM) ve Türkiye’nin 1960 Anlaşmalarından doğan etkin garantisi sürmelidir.
            5.Ermenistan aramızdaki sınırı tanımıyor ve Azerbaycan’ın bir bölümünü işgal ediyor.
            6.ABD PKK konusunda adım atmadı ama işbirliğinden vaz geçemeyiz. PKK Kuzey Irak’ta üçüncü güç oldu.
            7. “Şimdi AB'nin askeri birliğinin de oluşmakta olduğunu izliyor ve ona da katılmayı arzu ediyoruz. Türkiye'nin menfaati AB'nin asli üyesi olmakta yatmaktadır. Bu üyeliğin AB'nin bize bir lütfu olarak değerlendirilmesi çok yanlıştır. Bunda iki tarafın da menfaati vardır. Hem AB'nin, hem Türkiye'nin bu birlikten kazanımları olacaktır. Anlaşma olmaz, şayet AB'ye girilemezse, tabii ki bu dünyanın sonu gelmeyecektir. Burada 'evet' veya 'hayır' demenin sadece AB'nin hakkı hukuku olmadığını, Türkiye'nin de sonuçta 'evet' ya da 'hayır' diyeceğinin bilinmesini istiyorum. Doğru olan ve arzu ettiğimiz, başımız dik ve gönlümüz rahat olarak AB'ye tam üye olmaktır.''
            8.Kerkük, içinde bir çok etnik gurubu barındıran bir şehirdir.
            Özkök’ün yukarıya yedi madde halinde aldığımız görüşlerinin hiç birisi MGK bildirisinde yoktur.
            Acaba bu MGK’da bunlar konuşulmamış mıdır?
            Konuşulmadığı, konuşulamadığı için mi Özkök iki gün sonra bu konulardaki düşüncelerini kamuoyu ile paylaşmak istemiştir?
Ne olursa olsun biz özellikle iki konuda söylediklerinin; mevcut durumun vahametini aksettirmeye başladığını ve bu konularda bir rota değişikliğinin yavaş yavaş izlerinin sezildiğini görüyoruz.
1.      PKK mücadelesi ABD sayesinde yeniden başlamıştır.
2.      AB’ye girememek dünyanın sonu değildir.
AB konusunda Erdoğan da Oslo ve MÜSİAD konuşmalarında “Bizi bölmeyi düşünüyorlar” üslûbu ile sert çıkmış fakat sonradan “kurumlarla bir sorun yok, görüşmeler kesintisiz sürüyor” tavrını benimsemişti.
            Özkök’ün AB çıkışını; Erdoğan’ın aynı konudaki Oslo ve MÜSİAD anafikri çerçevesinde mi, yoksa sonradan yaptığı “düzeltme” doğrultusunda mı okumalıyız?
            Bir koordinesizlik mi var, yoksa farklı fikirlere mi sahip olunuyor?
            İncirlik neden MGK bildirisinde ve Özkök’ün konuşmasında yere almıyor da iki gün sonra “ABD ve İngiltere tarafından kullanım süresinin bir yıl uzatıldığı” açıklanıyor?
            Kıbrıs’ta zaten iki adet “egemen üssü” olan İngiltere neden ille İncirlik’i kullanıyor?
            ABD bu kadar yıldır bulunduğu Afganistan ve Irak’a “büyük uçakların ineceği pist ve hava alanları”nı neden halâ yapmadı da ille İncirlik’te küçük uçaklara aktarma yapma ihtiyacı “hissediyor”?
            Özkök, Kerkük için neden dolu dolu “Bir Türkmen şehri” diyememiştir?
            Görüldüğü gibi kıymetli okuyucu konuşmalar yapıldıkça, konuşma süreleri ne kadar uzarsa uzasın verilmeyen cevaplar hala kalıyor, hâttâ konuşma uzadıkça sorulacak soruların sayısı da artıyor.
            Milliyet’ten Barkın Şık ve Utku Çakırözen’in 19 Nisan günlü haberine göre MGK’nın 18 Nisan 2005 toplantısında Trabzon, Mersin ve Sakarya'da meydana gelen olaylar da tartışılmış. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, konuyla ilgili bilgi verirken, özellikle olaylar karşısında büyüyen milliyetçilik rüzgârının kontrol altına alınması gerektiğini söylemiş.
            Sonuç olarak; resmi internet sitesinin ana sayfasının en üstünde Gazi’nin “bütün kurumlarda mutlaka milli siyaset izlenmelidir” şeklindeki sözünün yazılı olduğu bir MGK toplantısında Türkiye’nin Dış İşleri Bakanı eğer çıkıp da “büyüyen milliyetçilik rüzgârının kontrol altına alınması gerektiğini” söylüyor ve hazırûn da çıt çıkarmadan onu dinliyorsa; sözü hiç fazla uzatmaya gerek yok, bu iş külliyen bitmiştir efendiler.
            İyi de, madem öyle o sözü orada neden unuttular?