Ermenistan ile Türkiye (AKP
iktidarı) her konuda anlaştı. Muhalefetin de, Hürriyet Gazetesinden
öğrendiği, sürece hiçbir şekilde dahil edilmediği protokolün,
gayrı-resmi metni bugün yayınladı. Buna göre:
Sınır 2 ay içerisinde açılıyor.
Diplomatik ilişki
kuruluyor.
Hava, kara ve demiryolu bağlantıları
kuruluyor.
Türkiye Ermenistan’a uyguladığı
uluslar arası tüm vetolarını kaldırıyor.
Türkiye ilerde kurulabilecek enerji
ve doğalgaz anlaşmaları da dahil tüm vetolarından vazgeçip
Ermenistan ile işbirliğine gidiyor.
Yani Ermenistan yıllardır
istediği her şeyi AKP iktidarı sayesinde altın tepside sunulu
vaziyette elde ediyor.
Bu protokol ile Ermenistan,
tecrit hayatından, yoksulluktan kurtulup deniz ile bağlantısına,
Avrupa’ya kapısına, Azeri kardeşlerimizin başlarını keserek
(mecazi anlamda kullanmadım) ele geçirdikleri Hazar’ın
nimetlerinden faydalanmaya AKP iktidarı sayesinde hak kazanacak.
İşin en vahim yanlarından biri ise; diplomatik ilişkimizi
kesme nedenimiz olan Ermenistan’ın Dağlık Karabağ işgali devam
etmekte.
Başbakan Erdoğan’ın; Azeri Meclisinde “Karabağ
sorunu çözülmeden sınır açılmayacak” sözünü vermesine rağmen
protokolde işgalin sona ereceği ile ilgili taahhütte bulunulmaması.
Başbakan Erdoğan veya Cumhurbaşkanı
Gül; Ermenistan ile anlaşmayı imzalarken gülümseyerek kameralara poz
verecekler. Tüm dünya bu görüntüleri yayınlarken, yarın kurulması
muhtemel Kürdistan için de Ermenistan bir umut olacak.
“Yalanlarla dolu iddialarda yeterince bulunur ve ısrarcı
olursak Türkiye’ye istediğimiz her şeyi yaptırabiliriz.”
Ermenistan konusunda AKP iktidarı;
etkin ve kamu oyundan, hatta muhalefetten bile gizli bir politika
oluşturdu.
Öncelikle AKP iktidarını Ermenistan ile gizlice
görüşmeye ve neticede bir protokol hazırlamaya iten nedeni ortaya
koyalım: Avrupa Birliğinin ve
Amerika'nın, Orta Asya ve Hazar’daki enerji kaynaklarına
ulaşma isteği.
ABD ve Avrupa'nın; Asya'daki enerji
kaynaklarına -Rusya'yı mümkün olduğunca saf dışı bırakarak- ulaşmak
için başlattığı "Nabucoo Projesi" imzalandığı gün; Türkiye’nin
Ermenistan ile diplomatik ilişkiyi başlatması kaçınılmaz oldu. Zaten
Obama’nın Türkiye ziyaretinin ve “Geçmişinizle yüzleşin”
temalı konuşmasının ana nedeni de Rusya’nın saf dışı edildiği bir
enerji hattında; Türkiye’nin “Taşeron” olarak
kullanılmasıydı.
AKP iktidarı kendisine verilen rolü
kabullenmiş olmalı ki; gelişmeler rutin bir hızda bu güne kadar
geldi:
Öncelikle Başbakan Erdoğan Ermenilere bir çağrıda bulundu
“Ortak bir tarih komisyonu kurulsun.”
Ardından “Türkler Ermenileri katletti” diyen O. Pamuk’a
Nobel ödülü verildi. Başbakan Erdoğan’ın çalışmaları yerinde
incelemek için gizlice gittiği Van Akdamar Ermeni Kilisesi 3
milyar liraya (3 trilyon) restore edildi.
“Ermenilerin Türkleri katlettiği”
gerçeğini belgeleriyle ortaya çıkartan Türk Tarih Kurumu Başkanı
Yusuf Halaçoğlu görevden alınıp, “Ermenistan ile iyi ilişkiler kurulmasından
yana olan” Prof. Ali Birinci atandı.
Bizler ise
“Türklerin Ermenileri katlettiğini meclislerinde kabul
eden” İsviçre’nin arabuluculuğunda (ki ne kadar yansız olduğunu
anlaşma metninden görüyoruz!) gizli bir heyet oluşturulduğunu ve
görüşmelere çoktan başlandığını Ermeni basını sayesinde öğrendik.
Bu arada iki ülkenin milli takımlarının maç yapacak olması,
emperyalist batının işlerini kolaylaştırdı. Cumhurbaşkanı A. Gül
Türk halkı olumsuz bakmasına rağmen Erivan’a maçı izlemek için
gitti. Ardından da Cumhurbaşkanı A. Gül’ün, “Yorum
yapmayarak” destek olduğu “Özür Kampanyası” devreye
sokuldu.
“İki
devlet tek millet” söyleminde bulunduğumuz Azeri kardeşlerimizin
hassasiyetlerinin dikkate alınmadığı tüm bu gelişmeler; Türkiye’de
büyük bir kesim tarafından hoş karşılanmayarak protesto edilince,
süreç gene sessiz ve gizli yürütülmeye başlandı.
Gelelim
neticeye: Ermenistan eski Dışişleri Bakanı Oskanyan, Mart ayında NTV’ye verdiği demecinde haklı
çıktı;
“Ermenistan politikaları
Türkiye’ye boyun eğdirdi, sınır en geç 18 ay içerisinde
açılır.”
Bir de protokolün Ermenistan
ayağına yani bizim kazanımlarımıza (!) bir bakalım:
Ermenistan Türkiye ile ilgili resmi
sınırı tanıyacak.
Soykırım iddialarını araştırmak için
bir alt komite kuracak.
Soykırım iddialarını uluslar arası
faaliyetlerde kullanmama taahhüdü verecek.
Ermeni arşivleri araştırmaya
açılacak.
Sizce elimize geçmiş “Somut” bir
kazanç var mı?
Türkiye’nin zaten var olan ve çiğnenmesine
canımız pahasına karşı duracağımız Misak-ı Milli sınırımızı
tanıması, zaten olmayan ve hatta kendilerinin yaptığı soykırımı
araştırmakla görevli alt komisyon (üst bile değil) kurulması, hayal
ürünü iddialarından vazgeçmesi, gene hayal ürünü iddialarını yüzde
yüz destekler geçerli resmi kanıtların bulunma ihtimalinin olmadığı
arşivlerini açması; Türkiye’nin kazancı mı oldu!
Kimse
kusura bakmasın buna kazanç denmez. Bunun adı “Normalleşme” değil;
“Boyun Eğme”dir.
Ermeni Cumhurbaşkanı’nın “Sınır
açılmazsa maça gelmem” demecini de dikkate aldığınız zaman,
buna daha önceki bir makalemde dediğim gibi
“3 milyon
Ermeni’nin 70 milyon Türk’e diz çöktürmesi”
denir.
Neden mi?
İktidarların yaptığı
anlaşmalar, protokoller ülkenin anayasasına aykırı olamaz.
Eğer söz konusu anlaşmalar, protokoller anayasaya aykırı ise geçerli
olan “Anayasa”dır.
Ermeni Bağımsızlık Bildirgesi ve
Anayasasının 12. Maddesinde
“Ermenistan
Cumhuriyeti, 1915 Osmanlı Türkiye’si ve Batı Ermenistan’da
gerçekleştirilen soykırımın uluslar arası alanda kabulünün
sağlanması yönündeki çabaları destekleyecektir”
denilmektedir. Yani; sözde soykırım, mevcut sınırın
tanınması, soykırım iddialarından uluslar arası faaliyetlerde
vazgeçilmesi gibi AKP iktidarı ve Sevrci basının dile getireceği
gibi protokolün Türkiye lehine bir kazanç olması için,
Ermenistan’ın “Bağımsızlık Bildirgesi”nde ve “Anayasa”larında açıkça
yazan bu maddelerde değişikliğe gitmesi gerekmektedir.
Bu değişiklik yapılmaz ve anayasaları olduğu gibi kalırsa;
şimdiden “Büyük Ermenistan rüyasının sonu” haberleri yapan
güdümlü medyanın yanıldığını, Ermenistan’ın toprak
taleplerinden asla vazgeçmediğini, protokolün
Türkiye’ye hiçbir kazanç sağlamadığını,
aksine çok şey
kaybettirdiğini yakın bir tarihte göreceğiz demektir.
Kısacası; protokoldeki söz konusu maddelerin gerçekten bizim
için kazanç olması; Ermenistan Anayasasının değiştirilmesine
bağlıdır.
Sözde soykırımı araştırmak için alt
komisyon kurulması ve arşivlerin açılması konusuna gelince; Türk
tarihi son 150 yıldır -Lozan Anlaşması- dışında emperyalistler ve
onların uşaklarıyla oturduğu masadan tek bir kazanç dahi sağlayarak
kalkamamıştır.
Bizler tüm olumsuzluklara rağmen savaş
meydanında yoğu var edip muhabere kazanmayı başarabildiğimiz için,
düşmanlarımız bizi hep masa başına oturmaya zorlamıştır. Bugün de
yapılan budur: Olmayan bir soykırımın tarihçiler tarafından
araştırılması.
Zorla oturtulduğumuz bu masada söz
konusu tarihçiler “Türkler soykırım yapmıştır” kararı
alırsa ne olacak?
Bu soruyu tarihimizden şüphelendiğim için
değil; emperyalistlerin tarih boyunca bir çok oyununa şahit
olduğumuz için soruyorum.
Bu oyunlardan, hem de sözde Ermeni
soykırımı ile ilgili olandan bir örnek vereyim:
Lozan
Anlaşmasına imza atan ve Türkiye’nin bağımsızlığını bu anlaşma
gereği kabul eden tüm ülkeler “Türkiye Cumhuriyeti 1915
olaylarının sorumlusu değildir” maddesini kabul
etmiştir.
Dolayısı ile Türkiye Cumhuriyetini resmen tanıyan
ülkelerin hiç biri, bizi soykırım yapmakla suçlayamaz!
Bu
nedenle Başbakan Erdoğan’ın söylemiyle başlayan “Tarihçilere
bırakma” konusu; Lozan’ın bu maddesini inkar anlamına geldiği
için kabul edilemez.
Talat Paşa anılarında der ki;
"Biz suçsuz olduğunu bildiğimiz için İngilizlerin 145
arkadaşımızı Malta'ya sürgün etmesine sesimizi çıkarmadık. Acaba
İngiliz ve Fransızlar öldürülmüş yüz binlerce Müslüman'ın bir
kısmını kendi elleriyle katletmiş Ermeni Generali; Londra ve
Paris'te hürmetle karşılarken ve ellerini sıkarken hiç mi utanmadı?"
Bugün aynı soruyu bu protokol imzalanacak olursa bizim
de sorma hakkımız doğmuyor mu?
“Kurtuluş ve Kuruluş
mücadelemiz boyunca ülkemizde ve 1992 yılında Hocalı’da ellerine
Türk ve Müslüman kanı bulaşmış, bizim; hak etmediğimiz insanlık dışı
bir suç işlediğimizi iddia eden, bugün hala “Tek millet iki devlet”
dediğimiz Azerbaycan topraklarını işgal altında bulunduran
Ermenilerle anlaşma imzalarken utanmayacak
mısınız?”