Türkiye’de tüm alanlarda asimetrik psikolojik savaş
yöntemleri uygulanıyor.
Hatırlanacağı üzere muvazzaf subaylarla ilgili medyanın yoğun
suçlamaları karşısında TSK kendine yönelik asimetrik psikolojik
savaş açıldığından bahsetmişti.
Bünyesinde “psikolojik harp dairesi” bulunan tek
kurumun asimetrik bir psikolojik savaşın sonuçlarından şikâyetçi
olması gerçekten çok garip bir durumdu. Garipliğin nedeni ise bir
değil, iki değil daha çok...
Bir
defa, genellikle savaşın
asimetrik niteliğinden şikâyet etmek için bir savaşın varlığını
ve o savaşın bir tarafı olduğunu, ardından da o savaştaki adil
olmayan bir güç dağılımının mağduru olduğunu kabul etmek gerekiyor.
Psikolojik savaş, neresinden bakarsanız hile ve entrika boyutunun
karakteristik olarak belirleyici olduğu bir savaş biçimidir.
Asimetrik savaştan, yine kendini bu savaşın mağduru olarak
görerek ilk bahseden kişinin George W. Bush olduğunu hatırlayalım.
ABD istihbarat örgütlerinin,
film endüstrisinin, insani yardım
kuruluşlarının örtülü etki altına almalara zemin hazırlamak
üzere psikolojik harbin hiçbir sınır tanımayan uygulamaları
biliniyor. Bu uygulamalar; gözümüzün önünden tek tek geçtiğinde söz
konusu garabet bir an önce uyanmak istediğimiz bir kâbusa dönüşüyor.
İktidar ve güç için kamuoyu
nezdinde bir meşruiyet veya haklılık kazandırılabilmesi için girişim
öncesi ve sonrası başvurulan akıl almaz ahlak kaldırmaz yöntemler
her geçen gün daha iyi görülüyor.
Türkiye’yi kontrol altında
tutma uğruna; 12 Mart'a giden süreçte NATO Gladiosu’nca
başvurulan yöntemler yüzlerce masum gencin hayatına mal olmuştu.
Polonya Gdansk başkaldırısı ve İran devrimi ile
endişeye kapılarak, Türkiye’de batı karşıtı yapılanma iktidara
gelebilir endişesi duyan NATO Gladiosu, 12 Eylül'e
giden süreci haklılaştırmak üzere verilen psikolojik savaş uğruna
beş bin Türk gencinin kurban olması gerekmişti.
İyice
yerleştirilen ve stabilize edilen ABD
vesayet rejiminin Türk devletini kilitlemesi daha ne kadar devam
edecek?
ABD-İngiltere’nin bölge egemenliği için Türkiye’den çatlak
ses çıkmamasını istemesi ve gereğini yapması kaçınılmazdı! Ahlaksız
ekonomik ve siyasi iktidarın sürdürülebilmesi için her şeyden önce
çok etraflı bir psikolojik
savaşın verilmesi gerekiyordu ve bu savaş uğruna birçok kişi
itibardan düşürüldü, ötekileştirildi. Türk halkından, gelinen
noktada birbirinden nefret eden zümreler, taraflar, kesimler
yaratıldı.
Türk
halkında derin sancılara yol açan bütün kitlesel olayların bugün bu
psikolojik savaş çerçevesinde tezgâhlandığını öğrenmek büyük bir psikolojik travmaya yol
açıyor. Bu travma aynı zamanda toplumun bazı düzeylerde bir miktar
rehabilite olmasını da sağlıyor. Özel bir müdahale olmadan halkın
birbirine bu kadar kem gözlerle girişmediğini öğrenmek eminim Türk
halkının birçoğuna acaba
dedirtiyor, büyük ihtimalle halkın kendi bütünlük algısını
psikolojik olarak yeniden tesis ediyordur.
Türkiye’de ortaya serilen sayısız örneklerle bir yönetim
biçimi olarak benimsenmiş olan psikolojik savaş alanında
bugün bir mağduriyet söyleminin ifade ediliyor olması gerçekten
garip değil mi?
Bu mağduriyetin giderilebilmesi için psikolojik
savaşın hangi simetrik koşullarda cereyan etmesi gerekiyor acaba?
Bunun
için öncelikle şu soruya biraz daha açık cevap vermek gerekmiyor mu?
Bu psikolojik savaşın tarafları açıkça güçlerini kullanmıyor
mu?
Yapılan
açıklamalara ve kullanılan dile bakıldığında dönemsel öncelikler
değişse de bir düşman
tanımlaması var.
Peki, girişilen psikolojik savaşta
halkın simetri duygusunu karşılayabilecek nasıl bir güç dengesi
olabilir?
AKP’nin
artık kendi savaşını, öteki
tarafı olarak gördüğü kesimlere yönelik devlet gücünü tümüyle
kullanırken, vazgeçmeye başlamasını beklemek olanaklı mı?
Yabancı
istihbarat örgüt
mensuplarının değişik kimlikle ülkede cirit attığı bir dönemde
yaşananlar normal mi diyeceğiz!
Asimetrik psikolojik savaş; ABD ve AB’ın tüm gücüyle destek
verdiği AKP’li işbirlikçilerle, devletin ve milletin bekasını
düşünenler arasında sürerken tarafsızlık ve suskunluk olur
mu?
Günün Sözü: Ne yapıldığını iyi anlarsan,
ne yapacağına doğru karar verebilirsin.