Emperyalizm, hedeflediği ülkelere; sivil toplum örgütü (dernek,
vakıf, sendika), yerel etnik gruplar, bilişim ve istihbarat
alanlarındaki faaliyetleriyle uzanıyor. Yeniçağın sömürü biçimleri
üzerinde kurgulanan yapay iktidarlar, merkezi kapitalist ülkelerin
çıkarları doğrultusunda politika yapmaktalar.
Türkiye’de de AKP iktidarıyla oluşan
baskıcı, faşist batı güdümlü siyasal ortam sadece Türkiye’yi değil,
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni, Batı Trakya Türkleri öncelikli
olmak üzere tüm dış Türkleri etkilemektedir.
Cumhuriyet
Gazetesi’ndeki yazı serüvenim, Türkiye’de yayımlanan “Sivil
Casus” kitabımla başladı. Kitabımda, Batı Trakya
Türkleri’ne biçilmek istenen işbirlikçi, asimilasyon/entegrasyon
yanlısı rolleri, Yunan faşizmine, batı emperyalizmine evrilmiş dille
sahip çıkan dernek ve vakıf yöneticilerinin toplum üzerindeki
olumsuz etkilerini, Batı Trakya Türkleri üzerindeki siyasal
kuşatılmışlığı irdelemiştim.
Kitabın ilgili bölümünün Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanmasının
ardından yazılarımı devam ettirmem istenmişti, gazete yönetimi
tarafından. O gün bugündür, onurla kabul ettiğim Cumhuriyet
yazarlığını sürdürmekteyim. Sanırım halkın uyanmasını, emperyalizmin
ilişkilerinin deşifre olmasını istemeyenler olacak ki beni
“Ergenekoncu” olarak saf dışı bırakmak, lekelemek
istiyorlar.
Aslında yanıt vermek değer vermek olacağından kendilerine yanıt
vermeyecektim ancak halkıma karşı doğruluk ve hizmet yemini
ettiğimden, kalemimi satmadığımdan, Azınlıkça’dan İbram
Onsunoğlu’nun kasıtlı yazısındaki maddi hataları ve asılsız
suçlamaları göstermek istedim.
Kendisi, Amerikan uşağı Taraf
Gazetesi’nde yayımlanan ve asılsız olduğu ortaya çıkan “AKP’yi
ve Fethullah Gülen’i Bitirme Planı” başlıklı haberine
dayanarak, fetullahçı-Amerikancı polis istihbaratı tarafından
oluşturulan bu “belge”nin altında imzası olduğu söylenen Albay
Dursun Çiçek’le beni kurnazca bir araya getiriyor
ve Türkiye’nin benim ve Albay Çiçek gibilerinin yüzünden
demokratikleşemediğini ifade ediyor. Onsunoğlu’nun
demokratikleşmekten anladığı Türkiye’deki liberal, batıcı, ikinci
cumhuriyetçilerin anladığı gibi sanırım.!
Yani Mustafa Kemal aydınlanmacığılını ortadan
kaldıralım, yerine batı destekli ılımlı islam değerlerini geçirelim,
böylelikle Amerikan imparatorluğunun kanatları altına iyiden iyiye
yerleşelim. Onsunoğlu diyor ki:
“Yerel
“Cumhuriyet” gazetesinde Kaan
Turhan imzasıyla çıkan yazılar, yalnızca gizli
planın genel tezleriyle örtüşmekle kalmıyor, böylesi ulusalcı
ideolojik bir tavır da olabilir, dahasında söylem olarak, kullanılan
terimler, paranoid ilişkilendirmeler, komplo teorileri, Batı
aleyhtarlığı havası vs bakımından sanki planın kendisi, onunla
tamamen aynılaşıyor, tesadüfe yer bırakmayacak ölçüde. Sanki o
yazıları bizzat… Albay Dursun Çiçek kaleme alıyor mübarek.”
Ve devam ediyor, Onsunoğlu:
“Azınlıkla hiç ilgisi olmayan Türkiye’nin iç
çelişkilerini, iç kavgalarını, belirli bir kesin ideolojik konumdan
propaganda havasıyla azınlık kamuoyuna aktarmanın ne anlamı
var?”
Yeri gelmişken Türkiye’de, Ergenekon’la anılan Silivri
Sürgünlerinin anlamı nedir?
Türkiye nereye götürülmek
isteniyor, TSK neden hedefe kondu? Gibi soruları yanıtlayayım ki,
Onsunoğlu’nun kasıtlı maddi hataları kendiliğinden ortaya
çıksın. Ergenekon operasyonu üzerine değerlendirmeler
yapanların, çözümlemeler yapanların iyi niyetinden, “hâlâ bir
hukuk devleti var” yanılgısından kaynaklı bir çarpıklık var ki,
satır aralarında gizli kalıyor. Ergenekon operasyonu çerçevesinde,
tutuklamalar, güç gösterisine dönüştürülmek istenmiş ve
başarılmıştır. Sabaha karşı evlerinde basılarak gözaltına almalarla,
çoluk çocuğu gecenin bir yarısı uyandırılarak alıp götürmelerle,
baskılama, sindirme ve güç gösterisinde bulunma amacı
güdülmüştür.
Soruşturmada kaçma şüphesi, delilleri karartma şüphesi olmadığı
halde hukuksal normlar hiçe sayılarak ifade almak için ‘davet’
edilmeksizin devletin kolluk gücü kullanılarak insanlar zapturapt
altına alınmak istenmiştir ve başarılmıştır. Son derece zekâsız,
akılsız ve mesnetsiz iddialarla örülen iddianameler, gücünü
Amerika’dan alan siyasal iktidarın, Silivri’yi kör döğüşüne çevirme
çabasının bir sonucudur, gelinen nokta.
Tarihte tüm aydın sürgünlerinin, aydın kıyımlarının ve toplumsal
korku cenderesinin sonuçlarında emperyalizme açılan bir kapı
görülmüştür. Malta sürgünleriyle başlayan süreç Türkiye’nin
parçalanmasını öngören batılı emperyalistlerce dayatılan sevri
gündeme getirmiş, ‘bizim oğlanlar başardı’ ifadesiyle anlam
kazanan 1980 darbesi, tüm ulusu ve sol hareketi ortadan kaldırarak,
Türkiye’yi sömürülmeye açık Pazar haline getirmiş; 1993’te
Madımak’ta yakılan aydınlarla, Türkiye’deki halkçı damar yok
edilmiştir.
Kürtçü İslamcı AKP kadrolarıyla birlikte,
Bush Erdoğan görüşmesiyle başlayan
Büyükanıt Erdoğan Dolmabahçe buluşmasıyla hızlanan
Ergenekon süreciyle hedeflenen emperyal projeler çok açıktır:
1. Türkiye’de muhalefete ciddi anlamda baskı uygulamak ve AKP,
ABD, AB karşıtı her unsuru etkisizleştirmek,
2. Ortadoğu’da Türkiye’ye işgal sonrası Irak’ta Kürdistan’ı inşa
etmesinde koçbaşı rol vermek,
3. Ulusal istihbaratı ucu açık bir süreçte, koşulsuz olarak
CIA’nın denetimine sokmak,
4. “Yeni Osmanlı” stratejisi çerçevesinde, Osmanlı hinterlandında
Türkiye’yi emperyal projelerde kullanıma hazır bulunmasını
sağlamak,
5.. Kürdistan’ın ilanını kabul etmek ve gelişmesini sağlamak
koşuluyla PKK’nın tasfiye edilmesi,
6. KKTC’nin Avrupa Birliği sürecinde teslimiyetinin
tescillenmesini sağlamak,
7. Ermenistan’ın ‘soykırım’ taleplerine uygun ortam hazırlamak,
Fener Rum Patrikhanesi’ni tüm Ortodoksların merkezi olarak Ekümenik
ilân etmek,
8. Güneydoğu’da mayınlı arazilerin uluslararası şirketlere
verilerek temizliğinin sağlanması ve kurulacak olan Yahudi Kürt
devletiyle arada tampon/insansız bölge oluşturularak, siyasal
boşluktan yararlanılarak güçlünün tasarrufuna bırakılması,
9. İslam dininin toplumcu, ahlâklı ve eleştirel akılcı yönlerini
torpilleyerek Amerikan siyasetine, Amerikan kültürüne ve Amerikan
dış politikasına teşne ılımlı islam yaratılması, Fethullah Gülen’in
hedef ülkelerde işbirlikçi toplum oluşturması,
10. NATO’da olmayan bağımsız Jandarma’nın gücünün
etkisizleştirilerek, NATO gücü haline getirilmesi.
Bu hedeflerle görülebildiğinde; Ergenekon soruşturması,
Türkiye’nin Emperyalizme açılmasının önündeki ‘ayak
bağlarını’ ortadan kaldırma amacını taşımaktadır.
Ergenekon, emperyalizmin Türkiye’ye girdiği büyük
kapıdır
Onsunoğlu, sanırım Fethullah
Gülen’e dokunanı, gerçekleri tüm çıplaklığıyla söyleyeni,
halkı için sadece kalemini değil bedenini taşın altına koyanları
“Ergenekoncu” olmakla suçlama eğilimi taşıyor. Tabii onun gibi
düşünenlerin tipik özelliğidir ki, Kemalist, aydınlanmacı,
Cumhuriyetçi ve ulusalcı her aydını paranoya görmekle, komplo
teorisi üretmekle suçlarlar. Yaşadığımız dünyanın biricik efendisi
Amerikan’ın büyülü hegamonyası gözleri kör ediyor olsa gerek.
Onsunoğlu diyor ki
“azınlık
çevresinde, Türkiye’nin iç çelişkilerini, iç siyasetini tartışmanın
ne anlamı var?”
Hayır, o kadar çok anlamı var ki! Hele
Onsunoğlu dile getirmişse, çok anlamı var!
Halkımız, gerçek aydınlarımız, düşünürlerimiz bilirler ki, olan bir
olay sadece o olayın birincil etkilerine maruz kalanlarla
sınırlanamaz. Aynı olayın ikincil, üçüncül etki alanı da oluşabilir
ve her aşamada derinleşerek etki yaygınlığı artabilir. Türkiye’de
son dönemde yaşanan ucubelerden de sadece Türkiye etkilenmektedir
demek kör bir bakışın ifadesi olur.
Onsunoğlu’nun sahte belgelerden ilişki ağı
oluşturmaya çalışması önemli bir konuyu da gündeme getiriyor.
AKP’nin, ABD’nin Ergenekon’u Batı Trakya’ya taşıma siyaseti
oluşmuştur. ‘Muhalif kim varsa susturun, aydınlanma uğruna kim
mücadele ediyorsa ayak bağıdır kurtulun!’ düşüncesi
egemenliğini korumaktadır. Bir dönem Ergenekon’a KKTC’yi
bulaştırmaya kalktılar, elleri yandı. Ulusalcı tüm unsuları aynı
torbaya koymaya kalktılar halk aşağılık siyaseti gördü yine elleri
yandı. Şimdi de Batı Trakya Türkleri’ne bulaştırmak istiyorlar,
elleri yine yanacak!
Türklerin önüne konan siyasette halkın ulusal olandan yana
yaptığı kesin ayrım, bize örnektir. Emperyalizme karşı mücadele mi
edeceğiz yoksa emperyalizmi sırtımızda mı taşıyacağız. Buyrun
Onsunoğlu, ayrım
sizin