Ekonomi18 Ağustos 2009 00:00

Tü-Ket-Me-Yin (Teknolojik Rant) - Tevfik Kaymaz

Peki siz bir devlet , bir ülke  olarak kendiliğiniz den bir değer üretemeyecek durumda iseniz , teknoloji üretemiyorsanız ne ne yapıyorsunuz? Hem yüksek teknolojik ürünleri satın alan bir kitleyi ayakta tutmakla ve hemde  örneğin yüksek teknolojili araçların sürat yapabileceği yolları yapmak için uluslar arası kredi kuruluşlarından kredi almakla görevli bir devlete dönüşüyorsunuz. Borç gırtlağı aştıkça da giderek zenginler , yoksullar ve robotlardan oluşan bir toplumun mimarlığı yapılmış oluyor. discount drug coupons click free discount prescription carddiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialiscialis forum link cialis bez recepta

Tü-Ket-Me-Yin (Teknolojik Rant)

Tevfik Kaymaz - Ciddiyiz.Biz

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
www.acikistihbarat.com

18.08.2009



Üretim süreçleri ikinci dünya paylaşımı sonrası dehşet verici bir hızla gelişmeye başladı.

Sermaye , karşısında çığ gibi gelişmekte olan sanayi işçisi yığınları karşısında üretim süreçlerini emek yoğun olmaktan çıkartmak ve aynı zamanda rekabet şansını artırmak için yönetim sistemleri konusunda önemli gelişmeler yarattı. Bu pekte önüne geçilebilecek bir şey değildi.

Bu sürecin önüne geçme eğilimi yaratacak sanayi devriminin başlarındaki makineleşme karşıtı  çartist hareket  benzeri bir süreç yaşanmadı. Bilakis mükemmelleştirme çalışmalarına , beyin fırtınalarına , balık kılçığı analizlerine , kalifiye olmayan işçilerden tutunda en yüksek donanımlı Araştırma geliştirme  mühendislerine kadar herkes hararetle   katıldı.

İşyerleri Ayın personelleri seçip ödüllendirdiler.

Sonuçta mükemmelleşen üretim süreçleri    içerisinde emeğin rolünü giderek azalttı ve halende bu yönetim sistemleri anlayışı olanca hızıyla devam ediyor.

Peki bunun karşısında direnç hattı oluşturmak ne demek olurdu?
Statükoculuk hatta gericilik bile sayılabilirmiydi.?

Bunun karşısında tek ilerici ve insan merkezli direnç sloganı ” iş saatlerin kısaltılması , vardiya sayılarının artırılıp 3 ten 5 e 7 ye çıkartılması" talebi olabilirdi..Dünyanın hiçbir yerinde bu yönde sendikal hareketler büyük oranda başarılı olamadı.

Ayrıca hızla  ilerleyen iş süreçlerini mükemmelleştirme çalışmaları emeğin niteliğini temelden sarstı.

Nasılmı?

İşyerlerinde üretim bantları o kadar geliştiki artık çalışan işçinin olaya kattığı  nitelik azaldı ve her hangi bir ortalama zeka ve beceriye sahip işçinin çalıştığı yerin bir başka embesil tarafından doldurulabilir duruma gelmesi söz konusu hale geldi. Örneğin  Kullanılmakta olan bir çok bilgisayar programı bile en düşük zeka seviyesinin kullanabileceği nitelikte geliştirilmektedir.Sanayi tipi üretim  makinalarıda öyle.

Geliştirilen  bu yöntemlerin bir yan fonksiyonu sermayenin  yedek işsiz ordusunun yani seçeneklerinin çoğalmasını sağladı. Tek sorun vardı çok şey isteyen  personel in kapının önüne rahatlıkla konulabilmesi gerekiyordu.

Dünya genelinde yasalar sermayenin  bu yedek işsizler ordusunu gereğince kullanabileceği ihtiyaçlara uygun hale getirilmesi çalışmaları ulus devletler bünyesinde halen devam ediyor.

Örnek kıdem tazminatlarına , emeklilik sistemlerine ,  sosyal sigortalar sistemine yapılan saldırılar.

Ülkemizde böyle bir süreç içersisindedir.

Küresel sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda ülkemizde sadece toprak mülkiyeti , Asker, sivil  personel  yasaları politikaları değil sadece değişen .

Çalışma hayatıyla ilgili yığınla değişiklikte yapılıyor ve bizler bunları anlayamıyoruz bile. Çünkü kartlar sermayeden yana. Küresel sermaye nerede elverişli ortam bulur ise orada zaten kolaylaşmış olan üretim sürecini hemen tesis ediveriyor. Çin , Hindistan vs bolca yatırım yapılan ülkeler arasında örneğin.

Küresel sermaye bu gün istediği yerde üretim yapıyor istediği yerde de pazar kurup mal satıyor. Bunu istediği şekilde yapmak içinde üretim yapacağı yerde üretime ve pazar kuracağı yerde de pazara elverişli şartları sağlamak için Ulusal devlet yapılarıyla oynuyor.

Gerekli oyunu oynamak içinde kendi istikametinde siyaset yapacak kurumları fonluyor , örgütlüyor.

Adeta geçmiş enternasyonal , sosyalist devrimci kahramanların yerini cebin de bol parası olan yatırımcılar aldı. Gereksinimlerine uygun
“Devrimler ” için gerekeni yapıyorlar.

Şimdi işçi üretim sürecinde niteliksel baskınlığını yitirmeye doğru gidip robotlaştıkça  ve üretim süreçlerine gerçek robotların dahil olma oranı arttıkça ortaya zenginler , yoksullar ve robotlardan oluşan bir toplumsal yapı yavaş yavaş çıkıyor.

Artık üretim sektörlerinde   sermaye için hammadde , emek ve enerjiye ödene para ile malın satış fiyatı arasındaki farkta çarkı döndürebilmek ve kazancı süreklileştirmek için yeterli olmuyor. Çünkü üretim sürecleri çok dinamik ve duran yerinde duramayıp düşüyor.

Bu durum Araştırma geliştirme süreçleri denilen süreçleri daha önemli kılmış durumda.

Özellikle Otomotiv ve elektronik teknolojisi akıl almaz bir hızla gelişiyor.

Ürününe teknolojik olarak ek bir özellik kazandırabilen de karlılığın , rantın sürekliliğini sağlayabiliyor. Pazarda kalabiliyor.

Teknolojik bir üründe yeni bir özellik ilk piyasaya sürüldüğünde yüksek fiyatlarla arzları doyurmaya başlıyor. Arz talep de dengeyi bulduğu noktada ise fiyatı düşüşe geçiyor rantı düşüyor ve üretilmemek üzere teknolojik çöplükte yerini alıyor. Hatta bu durum teknolojik ürünlerin dayanıksız üretilmesini de gerekli kılan yeni bir durum doğuruyor.

Teknolojik ürünler nerelerde Pazar buluyor?

Şöyle bir elektronik mağazalarına ve yollardaki araçlara bir bakınca ülkemizin bu alanda iyi bir pazar olduğunu görebiliyoruz. Bu ülkelerin ekonomilerine egemen olmanında  , sömürüyü artırmanında önünü açıyor.

Peki siz bir devlet , bir ülke  olarak kendiliğiniz den bir değer üretemeyecek durumda iseniz , teknoloji üretemiyorsanız ne ne yapıyorsunuz? Hem yüksek teknolojik ürünleri satın alan bir kitleyi ayakta tutmakla ve hemde  örneğin yüksek teknolojili araçların sürat yapabileceği yolları yapmak için uluslar arası kredi kuruluşlarından kredi almakla görevli bir devlete dönüşüyorsunuz.

Borç gırtlağı aştıkça da giderek zenginler , yoksullar ve robotlardan oluşan bir toplumun mimarlığı yapılmış oluyor.

Bu mimarlığı yapan yönetsel erkin bir görevide  küresel olarak serbest hareket eden sermayenin hareket ettiği yerlere doğru iş ve ekmek için  harekete geçebilecek göçedebilecek   insan toluluklarını da tel örgüler ile  engellemek. Hatta küresel emperyal güçler bu tel örgüleri giderek artırırken kendi hareket alanınıda olabildiğince genişletmeye devam ediyor.

Bu durumda  sanırım Marx'ı eleştirirken

"Marx işçi sınıfından bile değildi , burjuvaydı , o ne anlarmış canım  işçi sınıfı devrim mevrim yapamıyor marks yanıldı işte…."

. diye eleştirmek yerine yeni toplumsal yapıları tanımak ve duruma bilimsel bir bakış açısı yaratmak gerekiyor.

Marks kendi yaşadığı döneminde,  kendi coğrafyasında yaşamış entelejensiya denen toplumsal yapıdan  bir filozof..

Yani sınıfsallığı ne olursa olsun yaşadığı mevcut hayattan memnun olmayan sürekli kendisi ve insanlık için daha yeni daha gelişmiş bir yaşam arayan mutsuz hasta bir adam.. Dünya tarihinde en önemli gelişmeleri yaratan felsefi çığırlar açan  bu şekilde mutsuz ve arayış içinde olan insanlardır. Aksilik bu ya genelde de toplumsal yapı içinde burjuva , küçük burjuva vs katmanlar içinden çıkarlar. Rahat battığı için heralde ... Yani tümüyle eğitimsiz yoksul halkın içinden bu halkın yararına bir dünya görüşünü filozofik ve yaşamsal temelde ortaya koyan bir insanın çıkması da zordur.

Sanırım Marks gibi adamları eleştirirken  faşist diktatörlerin bile yararlandığı Marks ve Engelsin ortaya koyduğu en başta “ Değişmeyen tek şey değişimdir.” diyen felsefeyi kullnamak gerekiyor ama işin üç kağıdına kaçmadan yani sofist bir anlayışla değil…..

Bunu yaptıktan sonrada mevcut kendini marksist sayan dogmatik yada oportünist ,yahutta komprador örgütlenmeleri teşhir edip yeni politikalar ortaya koymak gerekiyor.

Örneğin topluma “tüketmeyin”, “tasarruf edin” yani yapabiliyorsanız mümkün olunca emeğinizle kazandığınızı teknolojik rantla kaptırmayın biriktirin demek olabilirmi?

Yada  Küresel emperyalizm ile baş edecek olan eski bildik söylemlerle tek başına  “proleterya enternasyonalizmi “  “ sınıf bilinci “  vs vs  değildir. desek eskilerden bu yazıyı okuyan varsa biliyoruz tabiî ki deyip  bize gülermi?

İnsanların Kendi ülkesinde , coğrafi bölgesinde , yani kendi tel örgülerinin içinde , yaşam koşullarını geliştirmek için , kendi coğrafyasında üretim yapılmasını ,kazancın adilce paylaşılmasını , üretimden gelen kazancla yine kendi ülkesinde yeni yatırımlar yapılmasını , kendi ülkesindeki insanların refahını sağlamak için  bilinçlenmesi sanırım artık daha insan merkezli ve aynı zamanda daha  enternasyonalist.  Üretmek , teknoloji geliştirmek ve yeniden üretmek , yurdunu küresel sermaye “devrimci” lerinden korumak , yönünde şekillenen bir yurtseverlik bilinci emperyalizmle başadebilir.

Tüm Dünya da ülkelerin , insanların , arasındaki sınırların anlamsızlaşması  sınıfsal aidiyeti ne olursa olsun tüm mutsuzlarla , vatanını insanını seven ,  Vatanseverler ile Küresel sermayecilerin  karşılıklı direnişinin inatlaşmasının sonucu olabilir.

Birilerine desek ki :

Şiwanperver  den manzumeler okumayı bırak , onu okumanın  bize bir faydası yok.

Mehmet Akif ten oku.

"Verme dünyaları alsanda bu cennet vatanı. "

de ve öyle ağla…


 
 
www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2009