Kayzerli Gül ve Potamyalı Erdoğan Ne Yapıyor? – Meyyal UYGUR
“Reçeteleri” ile kavmiyetçiliği hortlatıp, Osmanlı’dan onlarca devlet çıkartan Batı’nın, şimdi de “Kürt kavmiyetçiliği” ile son bölünmeyi tamamlama peşinde olduğunu sağır sultan bile duymuş, ama bizimkiler, “Birlik ve beraberliği, Osmanlı anlayışıyla sağlama” masalları anlatıyor. Hadi biz “paranoyak”ız, Ahmet Taşgetiren’in, “Osmanlı’nın son yüzyılı, ona yönelik çözücü emperyalist politikaların uygulandığı bir yüzyıl. Emperyalist çözücü politikalar...Bu dinamiği göz ardı etmemek lazım. Önce gayrimüslim unsurlar üzerinde, sonra Müslüman unsurlar üzerinde çalışılmış...” ikazının, Altan Kardeşler veya Lagendijk’in görüşleri kadar da mı kıymet-i harbiyesi yok?!.. new prescription coupons sporturfintl.com online cialis couponsbuscopan floridafriendlyplants.com buscopan pluscialis walgreen coupon cialis discount cialis couponoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin
Erdoğan ve Gül’ün “açılım” yarışı kızıştı. Gül’ün “Norşin”inden geri kalmayan Erdoğan, önce grubunu gözyaşlarına boğdu, ardından “Potamyalı” olduğunu ilan etti. Artık Gül’ün ilk fırsatta Kayseri’ye gidip, “Mazaka” (Kayseri’nin tarihteki ilk ismi)’lı veya “Kaisaria” (Şehrin Bizanslıların eline geçtikten sonraki adı)’li olduğunu söylemesi gerekiyor!..Yeni Türkiye’yi inşaa ediyoruz ya!..
Erdoğan’ın grup konuşması için uygun görülen başlıklar, “Tarihi Sözler…Tarihi Tespit…Barışın Başbakanı…Kardeşlik Açılımı…Ağlatan Mesajlar”…Gerçekten öyle “tarihi” sözler ki, PKK’nın ibrasına, devletin suçlu ilan edilmesine tanık oluyoruz.
Aslında ilk resmi “tarihi” açıklamaları, Pazartesi günkü Bakanlar Kurulu toplantısından sonra Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek yaptı, “Türkiye bu sorunu çözmek mecburiyetindedir. Yoksa başkaları kendi hesabına karıştırıyor” dedi. Bunu, Gül de söyleyip, duruyordu…Ancak ilk kez hükümet de, birilerinin Türkiye’yi tehdit ettiğini onayladı. Bu tehdide karşı bulunan çare ise tehdidi yapanlara meydan okumak değil, dönüp, kendi milletini tehdit etmekmiş…
”Açılım” faaliyetleriyle yapılan tam olarak bu. İmralı’daki bölücübaşının “çözüm paketi” için 15 Ağustos tarihinin seçilmesi yeterince meydan okuma değilmiş gibi, açıklamanın “ilk kurşun”un atıldığı Eruh’ta yapılacak olmasına, DTP eşbaşkanı Emine Ayna’nın “PKK ve Öcalan’ı tasfiye ettirmeyiz” sözlerine bakan yok. İktidarından, “demokrasi havarisi” aydınlarına herkes, “Terör Lobisi”ne değil, muhalefete ve “açılıma” karşı çıkanlara haddini bildiriyor. Baş akıl hocaları Altan Kardeşlerin yazdıklarına bakar mısınız; Biri, “Savaş Lobisi” yaftasını yapıştırıyor, öteki adeta çıldırmış, “Bunlarla uzlaşmayın…Gerçekten iki kötü adam bunlar. Gençlerin ölümlerinden kendilerine siyasi çıkar sağlamaya çalışan iki bencil ihtiyar…Bunlar siyaseti, bir yanından ölü çocuk koyduğunda, öbür tarafından oy çıkan kanlı bir kutu gibi görüyorlar” diyor. İçerdekiler yetmiyormuş gibi Radikal’e ithal edilen T.C. ve Atatürk düşmanı Türkiye-AB Karma Parlamento Eş Başkanı Lagendijk, sadece muhalefetin değil, iktidarın kulağını çekip, “Eğer attığı bütün bu adımlar ikna edici ve cesur bir çözüme varmazsa, hükümetin imajı hem ülke içinde, hem de dışında ciddi şekilde zedelenecektir. AKP bu kez başarmak zorunda” giyotini sallıyor.
İktidarın, sessiz çoğunluk için şimdilik bulduğu formül ise ünlü psikiyatrist Prof. Vamık Volkan’lı psikolojik seans…Bu arada TOBB’dan Türk Ocaklarına tüm dernek, kuruluş ve STÖ’lerin “telkinlerini” de alıyormuş gibi yapıyorlar. Bir Türk Ocakları ile İHD’nin veya BBP ile DTP’nin bir ortak “çözüm”de buluşmalarına imkan var mı? Olmadığına göre, “Bakın herkes destekliyor” havası verip, eldeki malum listeyi kamuoyuna hazmettirme, topyekun bir “Aydınlar Dilekçesi” oluşturma peşindeler. Bu olduktan sonra, birileri istediği kadar “biz bunları desteklemedik, desteklemiyoruz” itirazında bulunsun, kim duyar, kim dinler?!..
Buyurun, Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek’in ikinci “resmi” açıklamasına bakın; “Türkiye üniter devlettir ve bu çalışmalar üniter devlet yapısı içinde yapılacaktır” demedi mi? Nerede bu devletin “milli” vasfı?..Evet Pazartesi günü itibarıyla AKP, T.C. Devleti’nin “milli” vasfından vazgeçtiğini ilan etmiştir!..Öcalan, şürekası ve “aydınlar” da zaten ilk etap için bunu istemiyor muydu?!..
Başbakan Erdoğan’ın açıklamalarının “tarihi” boyutuna gelince;
“Türkiye’nin bugün demokrasiyle elde etmiş olduğu standartları bundan 10, 20, 30 yıl önce elde etmiş olsaydık, Türkiye bugün nerelerde, hangi seviyelerde olurdu, bunun hesabını yaptık mı, kendimize bu soruyu sorduk mu?...Eğer Türkiye enerjisini, bütçesini, kazanımlarını, bütün bunların ötesinde huzurunu, refahını, gencecik fidan gibi delikanlılarını teröre kurban etmeseydi, Türkiye son 25 yılını terörle, çatışmayla, olağanüstü haliyle faili meçhullerle, boşaltılan köylerle, üzerine ay yıldızlı bayrağımızın örtüldüğü tabut görüntüleriyle heba etmeseydi bugün nerede olurdu?..Zap suyu gibi coşmak, Munzur’da kardelen toplamak istiyoruz…Buna gölge etmeyin” diyor…
Sanırsınız devlet durup dururken, olmayan bir düşman ve tehditle mücadeleye girişmiş, ülkenin kaynaklarını heba etmiş, “Munzur’da kardelen toplamamızı” engellemiş!..Sebep ne bölücü terör, ama adı anılmıyor. Aksine adeta “açılımlarla”, istekleri yerine getirilerek, PKK ibra, devlet suçlu ilan ediliyor. Kim tarafından; T.C. Devleti Başbakanı tarafından!..
Başbakan Erdoğan’ın gözyaşları içinde çizdiği, “İstiklal Marşı’ndan Yemen türküsüne, halaydan horona, Yasin’den Fatiha’ya” bin yıllık Türkiye tablosu bana Avrupa Konseyi Irkçılıkla Mücadele Komisyonu’nun birkaç yıl önce hazırladığı bir raporu hatırlattı. Orada, “PKK terörüne rağmen Türkler ve Kürtlerin hiçbir zaman karşı karşıya gelmediği, çatışmadığı” biraz da, “esefle, üzüntüyle” vurgulanıyordu.
Türkiye’yi AB ipoteğine sokan 3 Ekim Müzakere Çerçeve Belgesi’ni imzalayan Gül’ün, muhalefetin itiraz ve uyarılarına verdiği, “Biz koalisyon değiliz ki, muhalefetin görüşünü alalım” cevabı, iktidarın Kıbrıs, Ege, Vakıflar, Ermenistan, Mayın Yasası gibi hepsi de “Türkiye’nin sorunu” olan konularda tek başına yaptığı “açılımları” düşündüm. Son, TSK’yı allak bullak edecek, askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasını öngören gece yarısı baskınıyla çıkarılan kanunu, değil muhalefeti, TSK’yı bile bilgilendirmediklerini, hatta Başbakan’ın, “Uyumasaydınız” dediğini de…Ne oldu da şimdi muhalefet, millet, kurumlar akla geldi?
Çünkü bu “açılım” öyle bir açılım ki, Avrupa Konseyi’nin “esefle” ifade ettiği, PKK terörünün 25 yıldır başaramadığını başaracak, o Türkiye tablosunu paramparça edecek. Onun için Cemil Çiçek, “Bu sorun AK Parti’nin sorunu değil. Herkes elini taşın altına soksun” diyor, Beşir Atalay göstermelik de olsa kapı kapı dolaşıyor.
“Reçeteleri” ile kavmiyetçiliği hortlatıp, Osmanlı’dan onlarca devlet çıkartan Batı’nın, şimdi de “Kürt kavmiyetçiliği” ile son bölünmeyi tamamlama peşinde olduğunu sağır sultan bile duymuş, ama bizimkiler, “Birlik ve beraberliği, Osmanlı anlayışıyla sağlama” masalları anlatıyor. Hadi biz “paranoyak”ız, Ahmet Taşgetiren’in, “Osmanlı’nın son yüzyılı, ona yönelik çözücü emperyalist politikaların uygulandığı bir yüzyıl. Emperyalist çözücü politikalar...Bu dinamiği göz ardı etmemek lazım. Önce gayrimüslim unsurlar üzerinde, sonra Müslüman unsurlar üzerinde çalışılmış...” ikazının, Altan Kardeşler veya Lagendijk’in görüşleri kadar da mı kıymet-i harbiyesi yok?!..
Yamandır “Emperyalist çözücü politikalar”…25 yıldır canımızı, kanımızı emdiler. Şimdi de kendi eserleri, “PKK”yı ortadan kaldırmak için, bedellerin en ağırını ödememizi istiyorlar.
Kayzerli Gül “Mavi Yolculuk”ta…Potamyalı Erdoğan, “Seninle gurur duyuyoruz” diye alkışlanıyor…
AKP’liler değil, sen ağla sevgili yurdum, sen ağla!..