GENEL
BİLGİLER
Temel sektörlerden biri olan tarım, dar
anlamda; arazide ekim, dikim, yetiştirme ve/veya bakım yollarıyla
bitki, ağaç, hayvan veya hayvanlardan ürün elde edilmesi ve bunların
işlenip değerlendirilmesi faaliyetleridir. Ormancılık, balıkçılık ve
arıcılık da birer tarım faaliyetidir.
Türkiye
yüzölçümünün % 30’u tarım alanı olarak kullanılmaktadır.
233.400 kilometrekarelik bu alanın % 9’u sulu tarıma elverişlidir.
Güney Doğu Anadolu Projesi (GAP), bütün üniteleriyle devreye
girdiğinde daha geniş bir alanın sulanması mümkün
olacaktır.
Tarım sektörünün dünya ekonomisindeki önemi
artıyor. Buna rağmen ülkemizde azalmalar gözleniyor.
İstihdam açısından bakıldığında şunları görüyoruz:
1927 yılındaki nüfus sayımına göre aktif nüfusun %
80’i tarımda çalışıyordu. 1980’li yıllarda oran % 60’a, içerisinde
bulunduğumuz yıllarda ise % 30’lara inmiştir.
Tarım
sektörünün Türkiye millî geliri içindeki payı 1927 yılında % 67
iken, 1950’de % 52’ye, 1970’te % 30’a, 1980’de % 20’ye geriledi.
Günümüzde % 10’lara düştüğü tahmin edilmektedir. Türk
tarımının yapısı incelendiğinde, bitki türündeki ürünlerin ilk
sırayı oluşturduğu görülür. İkinci sırada hayvancılık vardır.
Ormancılık ve su ürünleri sonraki sıraları işgal eder. Tarıma dayalı
sanayi sektöründe, gelişmiş ülkelerin çok gerisindeyiz.
GIDA KRİZİ
Çin ve Hindistan gibi
yüksek nüfuslu gelişmekte olan ülkelerde yaşanan gıda
yetersizliğinin sonucu olan gıda krizi, Türkiye’yi de etkiledi. Adı
geçen ülkelerde yaşanan gıda yetersizliğinin başlıca sebepleri
şunlardır:
*Tarım alanları, sanayi sektörüne tahsis edildi.
*Enerji sektöründe kullanılan etanolün hammaddesi, insanlar
ve hayvanlar için önemli bir besin kaynağıdır.
*Zenginleşen
insanlar daha çok ve daha iyi beslenme arzularını tatmin etme imkânı
buldular. Buna karşılık arz yetersizliği söz konusudur.
*İnsanoğlu, tabiat kaynaklarını hoyratça kullanıyor.
Toprağın verimi azaldı.
*Enerji ihtiyacındaki artış, enerji
fiyatlarını yükseltti. Gıda fiyatları da buna paralel olarak arttı.
*Bütün dünyada, tarım sektöründeki insan gücünden diğer
sektörlere hızlı transferler yaşanıyor.
Dünya ölçeğinde
yaşanan gıda krizi sebebiyle Birleşmiş Milletler Teşkilâtı
bünyesinde faaliyet gösteren UNESCO; ‘Yaşamak için tarım
sektörünü geliştirmeliyiz.’ Diyor.
Bu tavsiyeden en çok
yararlanacak olan ülke Türkiye’dir.
UNESCO’nun raporunda;
‘Tarım sektöründeki verimliliğin son 50 yılda
arttığı…’ belirtiliyor.
Türkiye’de tarım
sektörünün verimi esâsen düşüktü. Uygulanan hatâlı politikalar
sebebiyle daha da düştü. Avrupa Birliği (AB)’nin baskıları
sonucunda tarım alanındaki sübvansiyonların sıfır noktasına
yaklaştırılması, tabii gübre yerine kimyevî maddeler kullanılması,
bu maddelerin de dışa bağımlılık sebebiyle pahalı oluşu, akaryakıt
fiyatlarının çok yükselmesi ve diğer etkenlerle, kârlılık oranı
düşünce, tarımdaki nüfus başka alanlara kaydı.
Kârlılık
oranının düşüklüğünde en çarpıcı örneği sütte görüyoruz.
Yıllardır devam ede-gelen yem-süt paritesine göre 1
Kg. sütün satış bedeli ile en az 1,5 Kg. yem alınabiliyordu.
Günümüzde 1 Kg. sütle 900 gram konsantre yem alınabiliyor.
Süt üreticileri para kazanabilmek için 1 Kg. süt ile 2 Kg.
yem alınabilmeli. Türkiye’de yem fiyatları artarken süt fiyatları
düşüyor. Çünkü süt sektöründe faaliyet gösteren 8-10 büyük
firma, aralarında anlaşarak, süt alımında düşük fiyat
uyguluyorlar. Süt üreticisi; ineğini koyununu satıp
şehirlere göç ediyor, inşaat işçisi, taksi veya kamyon şoförü olarak
çalışıyor.
İSTİKAMET
DEĞİŞTİRMELİYİZ
Tarım sektöründe 20-30 yıl
önceki konumda olsaydık, gıda krizinden etkilenmeyeceğimiz gibi
büyük yararlar sağlayabilirdik.
Zararın neresinden dönülürse
kârdır. Derhal harekete geçersek, geçmişteki kayıplarımızı telafi
edebiliriz.
Dünya tahıl stoku, bilinen en düşük
seviyede. İklim değişimleri sebebiyle krizlerin devam
edeceği, hatta daha da derin etkili krizlerin yaşanacağı tahmin
ediliyor.
Tarım sektörü yalnızca gıda sektörüne yönelik
değil. Eczacılık, giyim, parfümeri, kâğıt, mobilya ve diğer
sektörleri destekleyen tarım faaliyetleri, artık enerji sektörüne de
katkıda bulunuyor.
Bolivya ve Peru’da, biyo-yakıtın bölge
insanını açlığa mahkûm ettiği açıklandı. Pek çok ülkede tarımın
enerji sektörünü desteklememesi için düzenlemeler yapılıyor. Aslında
enerji hammaddesi üretmesi, tarım sektörü için mükemmel bir
açılımdır. Sektör geliştirililerek, insanlığın zararına yol açmadan,
imkânlardan yararlanmak gerek. Tarım sektörünün en büyük katkısı ise
ekolojik dengeye olacaktır.
FIRSATLAR
DEMETİ
Dünya milletlerinin pek çoğu için tehdit
unsuru oluşturan olumsuzluklar, Türkiye’nin önünde parlak fırsatlar
demeti olarak duruyor.
Tarımdan geçim sağlayan insanların
sektörden kopması zordur. Biz yanlış politikalarla üzücüdür ki, zoru
başardık. Şimdi daha da zor olanı başarıp, her türlü özendirici
tedbirleri uygulayıp insanımızı köyüne-toprağına döndürmek
mecburiyetindeyiz.
Gıda krizinin sebepleri ve sonuçları,
ekonomi ile sınırlı değildir. Krizi önleyecek köye-toprağa dönüş
projesi ile sosyal boyutta elde edilecek kazanımlar, geleceğimizi
teminat altına alacaktır.
Çünkü köylü; örfüne, âdetine,
geleneğine, kültürüne ve öz değerlerine şehirliden daha fazla
sâhiptir. Dayanışmacıdır, paylaşımcıdır, dayanıklıdır.
Hile-desise-entrika bilmez. İsrafı sevmez. Üretkendir. Özetle insanı
insan yapan değerlere, toplumu yücelten özelliklere sâhiptir.
Tarım sektöründe çalışanlar; medeniyet ve teknolojiden,
onların çocukları eğitim imkânlarından, yararlandırılarak, geri
kalmışlıktan kurtarılabilir. Çocuklarına tarım sektöründe yüksek
öğretim avantajları sağlanabilir.
Tabii ki bir ülkenin
sanayileşmeden kalkınması, insanına refah ve mutluluk vermesi mümkün
değildir. Tarıma dayalı sanayi, Türkiye için en uygun çözüm olarak
görülüyor.
GEÇ
KALMADAN
Global (küresel) ısınma sebebiyle her
yıl 700.000 hektar tarım alanı yok oluyor.
Bu sebeple daha
az alandan daha fazla verim elde edebilmek için genetik tarıma
yönelmeler var. Artık farkına varılmıştır ki genleriyle oynanmış
gıdalar, belirli hastalıkları destekliyor. İnsan vücudunun bu tür
bitkilere verdiği tepkiler, ilim adamlarının meçhulü değil. Bütün bu
olumsuzluklar sebebiyle genetik tarımın kısa bir süre sonra
yasaklanması söz konusudur.
Esâsen genetik tarım,
dünya üzerinde birkaç büyük firmanın tekelinde. Fiyatlarla
oynayarak kendileri aşırı kazançlar elde ederlerken, daha çok köylü,
hatırı sayılır ölçüde de tüketici mağdur oluyor. Gelişmiş ülkeler,
gelişmekte olanları daha fazla kendilerine mahkûm ediyorlar.
Genetik usullerle dengesi bozulan gıda maddeleri ile
beslenenlerin dengeleri de bozuluyor. Böylece dengesiz bir toplum
oluşuyor. Kısırlaştırılmış tohumlar, insanlarda da kısırlığa yol
açıyor. Onun yerine organik tarım geliştirilmeye çalışılıyor.
Tarım alanındaki bir başka gelişme de topraktan
yararlanmadan yüksek verime ulaşma yönünde. Bu teknoloji Türkiye’nin
yabancısı değil. Biliniyor ve uygulanıyor. Ne var ki yaygın değil.
Çiftçinin aydınlatılması ve kredilerle desteklenmesi gerekiyor.
Dünyanın düzeni öyle kurulmuş ki, bir tarafta tehditler var,
diğer tarafta fırsatlar. Fırsatları kullanmakta geç kalanların
kayıpları her türlü tahminlerin üzerinde olacak.