Siyaset20 Nisan 2005 00:00
Yabancılaşmışları Anlamak! - Özcan Yeniçeri
Düşman ağzı ile konuşan yerliler düşmandan daha büyük zarar verirler.Kendi kimliğine yabancılaşmış birini aslına döndürecek hiçbir sihirli formül yoktur.Yabancılaşmış insanların psikososyal tedavisi ortak değerlere olan ihaneti ortadan kaldırmaz; ancak geçici bir süre için erteletir.Şuur altına itilen haince duygular, uygun ortamını bulunca yeniden zuhur ederler. Yabancı için fikir ya da proje üretmek ve tüketmek, sipariş üzerine düşünmek, inanmadığına inanıyor gibi yapmak, AB'den aferin almak için davranmak yabancılaşmış bir yapının tipik davranışıdır.cialis coupons printable link discount prescription drug cardrenovation vejle renovation skive renovaabilify link abilify
Yadırganmamalıdır.
Yaban bir kişiliğin normal tavırları haber değeri taşır.
Eğer "bir milyon Ermeni kestik" diyen birisi bir gün çıkar da "Ben Türkleri seviyorum" derse bunda bir yanlışlık olduğunu düşünmek gerek! Kuşkusuz suçu bireylerde aramak doğru bir yöntem değildir.
Sistemin, şartların ve coğrafyanın ürettiği sorunların suçunu bireye yüklemek çok hakkaniyetli bir tavır olmaz. Yaşanılan çağ aynı zamanda suniliğin doğallığa karşı kesin üstünlüğünün ilan edildiği bir çağdır.
Hormon, silikon, protez, tüp ve kozmetik kamuflaj yaşamın doğal uzantısı haline gelmiştir.
Modern dünyada kabuk özü, sayı niteliği, biçim muhtevayı, Şzik psikolojiyi, somut soyutu kovmuştur.
Plastik sanatlardaki yenilikler, kitle iletişim araçları vasıtasıyla gerçekleştirilen gösteriler insanda amaca, düşe, kurgu tadına, özgürlük ihtiyacına, mahreme, son olarak da aşka dair gizli kalan her şeyi açığa çıkarmıştır.
Tarih, siyaset, eğitim, tüketim, iletişim ve yönetim tepeden tırnağa yabancılaştırıcı öğelerle doludur.
Günümüzdeki küresel sistemin yakıtı kendisine yabancılaşmış insandır.
Bu yüzden yönetim için yönetilenlerin, siyaset için mensuplarında üretilen kişiliksizlikler etkinliklerinin göstergesi olmuştur.
İdeokrasi (fikir diktatörlüğü) özgürlüğü, hiyerarşi ruhu, bürokrasi insani esnekliği, teknoloji hoşgörüyü yiyip bitirmektedir! Helal ile haram, doğru ile yanlış, zalim ile mazlum, güzel ile çirkin birbirine karışınca bireyler kendi aleyhlerine olan ile yararlarına olanı da karıştırır hale geldiler.
Böylece uysallaşmış, iğdiş edilmiş ya da evcilleştirilmiş insanlar; yaşamlarını ve kendilerini tepeden tırnağa kuşatan siyasi ve sosyal örgütleri yeniden gözden geçirme şanslarını kaybetmişlerdir.
İnsanın kullanım katsayısı ile yabancılaşma katsayısı arasında doğru bir ilişki vardır.
Kendisine olan güveni ve saygıyı yitiren toplum ya da bireylerin kullanım katsayısı giderek yükselir.
Bireysel ve toplumsal şahsiyetin kaybı da zafiyet doğurur.
Bu tür bir varlık için hayata ya da halata tutunmak; yamanmak, yaranmak ve adanmak sorunudur. Bireyleri ve toplumları özgür yapan onların direnme güçleridir.
Şahsiyet muhafazası ile vatanın muhafazası arasında yakın bir ilişki vardır.
Kişiliklerini ihmal eden, önemsemeyen ya da yozlaşarak yok olmasına seyirci kalan toplumlar sonuçta bağımsızlıklarını kaybederler.
Bu aynı zamanda özgürlük ve bağımsızlık sorunudur.
Bu yüzden bir milletin özgürlüğüne kast edenler öncelikle onun milli şahsiyetini hedef almaktadırlar.
Zira uşaklığı, bağımlılığı ve köleliği doğuran en büyük faktör şahsiyetsizliktir.
Bugün Türkiye''de insanların kendi milli menfaatleri aleyhine yaban ağzı ile konuşur hale gelmeleri kimseyi şaşırtmamalıdır.
Çünkü hastalıklı bir ortamda yaşayanların "niçin hastalandım" sorusunu kendi kendilerine sormaları çok da anlamlı değildir.
Kapkaçın, cinayetin, uyuşturucu kullanımının, intiharın ve boşanmaların bu denli artması da tesadüf değildir.
Türkiye''de yaşayan insanlar; yabancılaşmanın el üstünde tutulduğu bir ülkede yaşadıklarını hiçbir zaman unutmamalıdır. Kuşkusuz yanlış zemin üstüne oturarak sahte gündemlerle meşgul alanlar "içinde yaşadıkları denizin" farkına varamayanlardır.
Bu yüzden de Türk Milletinin değerleri, kültürü, tarihi, şehitleri, büyükleri, bayrağı, inançları aleyhine tavır üretenler gerçekte böyle bir sistemin cami avlusuna terk ettiği yavrulardır.
Yaban bir kişiliğin normal tavırları haber değeri taşır.
Eğer "bir milyon Ermeni kestik" diyen birisi bir gün çıkar da "Ben Türkleri seviyorum" derse bunda bir yanlışlık olduğunu düşünmek gerek! Kuşkusuz suçu bireylerde aramak doğru bir yöntem değildir.
Sistemin, şartların ve coğrafyanın ürettiği sorunların suçunu bireye yüklemek çok hakkaniyetli bir tavır olmaz. Yaşanılan çağ aynı zamanda suniliğin doğallığa karşı kesin üstünlüğünün ilan edildiği bir çağdır.
Hormon, silikon, protez, tüp ve kozmetik kamuflaj yaşamın doğal uzantısı haline gelmiştir.
Modern dünyada kabuk özü, sayı niteliği, biçim muhtevayı, Şzik psikolojiyi, somut soyutu kovmuştur.
Plastik sanatlardaki yenilikler, kitle iletişim araçları vasıtasıyla gerçekleştirilen gösteriler insanda amaca, düşe, kurgu tadına, özgürlük ihtiyacına, mahreme, son olarak da aşka dair gizli kalan her şeyi açığa çıkarmıştır.
Tarih, siyaset, eğitim, tüketim, iletişim ve yönetim tepeden tırnağa yabancılaştırıcı öğelerle doludur.
Günümüzdeki küresel sistemin yakıtı kendisine yabancılaşmış insandır.
Bu yüzden yönetim için yönetilenlerin, siyaset için mensuplarında üretilen kişiliksizlikler etkinliklerinin göstergesi olmuştur.
İdeokrasi (fikir diktatörlüğü) özgürlüğü, hiyerarşi ruhu, bürokrasi insani esnekliği, teknoloji hoşgörüyü yiyip bitirmektedir! Helal ile haram, doğru ile yanlış, zalim ile mazlum, güzel ile çirkin birbirine karışınca bireyler kendi aleyhlerine olan ile yararlarına olanı da karıştırır hale geldiler.
Böylece uysallaşmış, iğdiş edilmiş ya da evcilleştirilmiş insanlar; yaşamlarını ve kendilerini tepeden tırnağa kuşatan siyasi ve sosyal örgütleri yeniden gözden geçirme şanslarını kaybetmişlerdir.
İnsanın kullanım katsayısı ile yabancılaşma katsayısı arasında doğru bir ilişki vardır.
Kendisine olan güveni ve saygıyı yitiren toplum ya da bireylerin kullanım katsayısı giderek yükselir.
Bireysel ve toplumsal şahsiyetin kaybı da zafiyet doğurur.
Bu tür bir varlık için hayata ya da halata tutunmak; yamanmak, yaranmak ve adanmak sorunudur. Bireyleri ve toplumları özgür yapan onların direnme güçleridir.
Şahsiyet muhafazası ile vatanın muhafazası arasında yakın bir ilişki vardır.
Kişiliklerini ihmal eden, önemsemeyen ya da yozlaşarak yok olmasına seyirci kalan toplumlar sonuçta bağımsızlıklarını kaybederler.
Bu aynı zamanda özgürlük ve bağımsızlık sorunudur.
Bu yüzden bir milletin özgürlüğüne kast edenler öncelikle onun milli şahsiyetini hedef almaktadırlar.
Zira uşaklığı, bağımlılığı ve köleliği doğuran en büyük faktör şahsiyetsizliktir.
Bugün Türkiye''de insanların kendi milli menfaatleri aleyhine yaban ağzı ile konuşur hale gelmeleri kimseyi şaşırtmamalıdır.
Çünkü hastalıklı bir ortamda yaşayanların "niçin hastalandım" sorusunu kendi kendilerine sormaları çok da anlamlı değildir.
Kapkaçın, cinayetin, uyuşturucu kullanımının, intiharın ve boşanmaların bu denli artması da tesadüf değildir.
Türkiye''de yaşayan insanlar; yabancılaşmanın el üstünde tutulduğu bir ülkede yaşadıklarını hiçbir zaman unutmamalıdır. Kuşkusuz yanlış zemin üstüne oturarak sahte gündemlerle meşgul alanlar "içinde yaşadıkları denizin" farkına varamayanlardır.
Bu yüzden de Türk Milletinin değerleri, kültürü, tarihi, şehitleri, büyükleri, bayrağı, inançları aleyhine tavır üretenler gerçekte böyle bir sistemin cami avlusuna terk ettiği yavrulardır.