Kendimizi kandırıp, görmezden
gelmeyelim, DTP’ye Vaşington’da temsilcilik açma “izni”,
DTP-PKK’nın resmen ABD himayesine alınması ve “Güneydoğu
Büyükelçisi”nin atanmasıdır.
“Abartmayalım, daha önce
Brüksel’de de temsilcilik açtılar” mı diyorsunuz?
Bu
farklı…
Vaşington açılımı, Başbakan Erdoğan’ın,
DTP’yle resmen “Kürt tarafının
temsilcisi” olarak masaya oturmasından hemen sonra
yapılmıştır!..
ABD Büyükelçisi Jeffrey’in, zirvenin
üzerinden 24 saat geçmeden DTP’lilerle buluşması, o temsilciyle
tanışması, “temsilcilik” işinin buradan duyurulması ve
Jeffrey’in, “Kürtlerin ülkemizde tanınması olumlu bir adım
olacak, her türlü desteğe hazırız” demesi normal mi?
Sırada Almanya ve Fransa temsilciliklerinin olması size bir
şeyler çağrıştırıyor mu? Birilerinin, Erdoğan-DTP görüşmesi için
neden bu kadar ısrar ettiği anlaşıldı mı
efendim?!..
Bu
temsilcilik işi pek çok gerçeği de gün yüzüne çıkardı. Bir defa ABD
Başkanı Obama’nın, Baykal ve Bahçeli’yi figüran olarak kullandığı,
gerçek hedefinin Ahmet Türk’le görüşüp, bizimkilere, “Bakın ben
bile görüşüyorum” mesajı verdiğidir. İkincisi, temsilcilik
işinin, daha Obama’nın Türkiye ziyaretinde kotarıldığının
anlaşılmasıdır.
Vaşington
temsilciliğinin yeri belirlenmiş.
Açılış tarihi de
muhtemelen 4 Eylül olacakmış.
Peki bu tarih size ne
hatırlatıyor? Benim aklıma hemen 4 Eylül 1870’te Fransa’da 2.
Cumhuriyet’in ilan
edilmesi ve 4 Eylül 1919’de Gazi Mustafa Kemal’in Sivas
Kongresi’ni açması geldi de!..
Hala
“ABD bizim stratejik müttefikimiz, terörle mücadelemize
destek veriyor” yalanlarına inanan kaldı mı?
Varsa
ABD’nin nasıl gırtlağına kadar bu işin içinde olduğunu görmek için
Büyükelçi kisvesindeki Jeffrey’in son faaliyetlerine baksınlar,
yeter…
Anlaşılan “Kürt açılımı”nda, filin bir yerini
tarifi gibi, herkes bir görev üstlenmiş. Ekselanslarına da, sadece
iktidar değil, muhalefeti yönlendirme görevi düşmüş olmalı ki,
MHP’ye, DTP’ye akıl veriyor, Baykal’ın ucundan ABD’ye dokundurması
üzerine apar topar randevu alıp, 1.5 saat görüşüyor.
Kapalı
kapılar ardında konuştukları yetmiyormuş gibi, iktidara, medya
üzerinden mesaj yağdırıyor. Akşam Gazetesi’ndeki son demecine
baksanıza, ABD’deki kölelerin maruz kaldığı utanç verici
uygulamaları, Türkiye’deki “bazı etnik ve dini grupların”
durumuyla kıyaslıyor, gayet ustaca Güneydoğu için Vietnam
benzetmeleri yapıyor, yine gayet diplomatik ifadelerle cezaevi veya
dağdaki PKK teröristlerinin “korucu” yapılmasını –siz bunu
Güneydoğu ordusu olarak anlayın- öneriyor, kendilerinin Irak’ta
Sünni ve Şii direnişçilerle konuştuğunu hatırlatıp, teröristbaşıyla
diyalog kurulmasını “tartışılmak” şartıyla lütfen bize
bırakıyor!..
Tüm bunlardan sonra,
“ABD planı
yok, herhangi bir telkinde bulunmuyoruz, kendi fikirlerimizi yıllar
boyunca Türk hükümetleriyle paylaştık. Ben de paketin detaylarını
öğrenmeyi bekliyorum”
demiyor mu?!..Allah O’na
değil, bize akıl fikir versin, acaba bir de “telkin”de
bulunsa, neler söylerdi?..
Başka ülkede olsa bu ekselans
çoktan “istenmeyen adam ilan edilirdi”, ama biz
iktidarı-muhalefetiyle-basınıyla “telkinlerini” dinlemeye
devam ediyoruz.
Yine
yıllardır, “Bu işin baş karargahı
NATO’dur” diyorduk.
Bence “Kürt
açılımı”nın en büyük faydalarından birisi, bunu da gözler önüne
sermiş olmasıdır. 2004-2006’da, yani AKP iktidarında NATO Daimi
Temsilcimiz olan, emekli Büyükelçi Ümit Pamir’in, “açılımı”
tepe noktasına çıkartan önerisini duymuşsunuzdur. “Türkler ve
Kürtler birlikte mi, ayrı mı yaşamak istiyor, bunun için referanduma
gidelim” diyor. Bunu söylerken, kullandığı şu ifadeye
lütfen dikkat; “Referandumda bütün
Türkiye halklarına şu soru sorulmalıdır”.
Bu ekselansımız da, ayrışma veya birlikte yaşama
sonucuna göre tüm aşamaları en ince detayına kadar
düşünmüş…(Erdoğan’ın 1993’te 2. Cumhuriyet Tartışmaları
kapsamında, ‘Türkiyeli’ ifadesini kullandığını, ‘Eğer
ülke içinde yaşayan bazı grup insanlar milli yapı içinde kalmak
istemezse ne olacak” sorusunu, ‘Onun kararını halk
verecek…Eyaletler içinde bir sistem olabilir’ diye
cevapladığını hatırlıyorsunuzdur)
Ümit
Pamir’de bunca yılın “tecrübesi” var, görüşlerini NATO’ya
bağlantılı telakki etmememiz için “Emekli büyükelçi
sıfatıyla, şeytanın avukatlığını yaptığını” vurgulama
gereğini duymuş.
Biz, o
emeklileri de –İlter
Türkmen, Cevat Öneş vs-, şeytanları da çok iyi biliriz ya
neyse…
Peki bu zat Dışişleri Bakanlığımızın
teklifi ile NATO’nun yeni stratejik planlarının yazımı için
görevlendirilen 12 kişilik “akil adamlar” grubuna seçilmedi
mi?
NATO olmasa bile en azından Dışişlerimiz, görüşlerine
pek itibar ediyor olmalı ki, kendilerini bu görev tevdi edilmiş. Ya
o akil adamlar grubunun başında ABD Dışişleri eski Bakanı Madeleine
Albright’ın olması?..
Bu hanımefendinin, Clinton döneminden
beri “Kürt politikalarını” belirlediğini, o zaman da, şimdi
de 2. Cumhuriyetçilerimiz ve FG Cemaati ile nasıl kol kola olduğunu
bilmiyor muyuz?!..
ABD
ve NATO’nun fonksiyonu ortadayken, pek kıymet-i harbiyesi yok, ama
bizim dışımızda herkesin, her şeyden haberdar olduğunu göstermek
için bir örnek daha vermek istiyorum. Kürtçe eserlerin basım ve
dağıtımına öncülük eden, bunun için yılda 4-5 defa Diyarbakır’a
giden İsveç’in İstanbul Konsolosu
Annika Svahnstrom geçenlerde bu ilimize yaptığı veda ziyaretinde,
“Atılan adımların, Türkiye’nin doğru yola girdiğini
gösterdiğini”
söyledi ve
“Sonraki
süreçte sanırım Kürtçe’nin seçmeli ders olarak okutulması gündeme
gelecek”
haberi verdi. Ne tesadüf, bir hafta sonra
DTP’liler Diyarbakır’da “Yola Gelin” yürüyüşü yaptı, yandaş
medya, İçişleri Bakanlığı’nın “Demokratik Açılım” paketinde,
“Kürtçe seçmeli dersin” bulunduğunu yazmaya başladı.
Gül, Öcalan’ın “Çözüm Paketi”ni Biliyor mu Ne?
Dışarıya
baktık, biraz da içimize dönelim.
Dışişleri Bakanıyken,
“80 yıldır kendi dinamiklerimizle gerçekleştiremediğimiz
dönüşümü AB sayesinde gerçekleştiriyoruz” itirafını yapan
Abdullah Gül,
“Kürt açılımı”nda birden bire “kendiliğimizden
yapalım” politikası izlemeye başladı ya, hep birlikte adeta
Metropoll Araştırma Şirketi’nin başı gibi çalışan İçişleri Bakanı
Atalay’ın temaslarını ve teröristbaşının 15 Ağustos’ta açıklayacağı
“Demokratik Çözüm Paketi”ni bekliyoruz.
Acaba her
şeyi bilen isim Gül mü?
Zira Çankaya Köşkü’nün
Hürriyet’teki kolu Fatih Çekirge geçenlerde çok ilginç bir yazı
yazdı.
“Nereden aldığımı sormayın, eğer söylediklerim
çıkarsa, nasıl öğrendiğimi açıklayacağım”
diyerek,
ortadaki bir listeden söz etti.
Listede,
“Eğitim, sağlık, kültür, turizm vs. yetkilerine sahip
bölgesel meclis, yerel gelirlere sahip olma, Kürtçe eğitim ve
siyaset, Anayasa’da çok kültürlülüğe vurgu”
falan
varmış. Çekirge, “Peki
Devlet, Hükümet ve Parlamento bunu kabul eder mi?” sorusunu yönelttikten sonra, şu
haberi veriyor;
“Bu sorunun cevabı için Gül’ün yakın
zamanda CHP, MHP ve DTP ile görüşmesi şaşırtıcı olmaz...”
Başbakan
Erdoğan’a gelince, “Kürt sorunu”nda diğer aktörlerden
kesinlikle farklı düşünmüyor, sadece “Engelleri aşa aşa
gideceğiz” anlayışında ve daha temkinli olan biri.
Ancak son dönemde canhıraş bir “rol kapma” yarışında,
adeta “süpürülmeme” mücadelesi verdiği gözleniyor. O’na yakın
isimler de, “Erdoğan’ın açılımının 18 yıllık” olduğunu
anlatmak için yarışıyor.
Doğru, Mehmet Metiner’in 1991’de
hazırladığı “Kürt Raporu”nda, kendisinin 1993’te 2.
Cumhuriyet tartışmaları üzerine söylediklerinde, 2001 yılında AKP’yi
kurarken danışmanlarının başucuna koyduğu “Türkiye
Projesi”nde bugün konuştuklarımızın hepsi, hatta daha ötesi
yer aldı.
Ancak yine de Erdoğan’ın duruşunda bir tuhaflık,
tedirginlik var!..
Her neyse
ne!..
Şu gerçek ki, İstanbul Avcılar’da polis yeleği giymiş
6 kişi tarafından, çalıştığı müzikholden onlarca kişinin gözleri
önünde saçlarından sürüklenerek kaçırılıp, tecavüz edilen
konsomatris gibi saçlarımızdan sürükleniyoruz. Tecavüzcüler,
mahkemede kadından özür dilemiş. Özürden vazgeçtik, tecavüzler sınır
tanımıyor.
PKK’nın
Hatay’da devriye gezen askerlere düzenlediği, 1 askerimizin şehit
olduğu, birinin yaralandığı son saldırıyı, FG Gazetesi’nin hangi
başlıkla verdiğine bakın, ne demek istediğimi anlayacaksınız;
“İlginç bir zamanlama daha: 1
Şehit”…
Bundan sonra PKK’nın yapacağı tüm
katliamları, “Kürt açılımına” karşı çıkanlara,
Ergenekonculara yıkmaya ne kadar da hazırlar!..
Kim tutar
PKK’yı?..
Fakat
DTP’li Akın Birdal’ın Balıkesir-Edremit’te yaptığı bir konuşma var
ki; uğradığımız tecavüz, hiç bu kadar net ifade
edilmemişti…
”Genel af çıkmalı, gerillalar
dağdan inmeli, cezaevlerindeki yurtseverler evlerine
dönmelidir”
demiş.
Ulusalcılar ve milliyetçiler
“hain”, bölücü terörle mücadele eden askerler
“terörist” ilan edilip, ağırlaştırılmış müebbetle
yargılanırken, Birdal’a ne denebilir ki?