Siyaset9 Ağustos 2009 00:00

Güneydoğu "Büyükelçisi" Atanıyor - Meyyal Uygur

Yine yıllardır, “Bu işin baş karargahı NATO’dur” diyorduk. Bence “Kürt açılımı”nın en büyük faydalarından birisi, bunu da gözler önüne sermiş olmasıdır. 2004-2006’da, yani AKP iktidarında NATO Daimi Temsilcimiz olan, emekli Büyükelçi Ümit Pamir’in, “açılımı” tepe noktasına çıkartan önerisini duymuşsunuzdur. “Türkler ve Kürtler birlikte mi, ayrı mı yaşamak istiyor, bunun için referanduma gidelim” diyor. Bunu söylerken, kullandığı şu ifadeye lütfen dikkat; “Referandumda bütün Türkiye halklarına şu soru sorulmalıdır”. levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetesdiscount card prescription discount prescription coupons prescription drugs discount cards

Güneydoğu "Büyükelçisi" Atanıyor

Meyyal Uygur - Açık İstihbarat

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
www.acikistihbarat.com

09.08.2009


Kendimizi kandırıp, görmezden gelmeyelim, DTP’ye Vaşington’da temsilcilik açma “izni”, DTP-PKK’nın resmen ABD himayesine alınması ve “Güneydoğu Büyükelçisi”nin atanmasıdır.

“Abartmayalım, daha önce Brüksel’de de temsilcilik açtılar” mı diyorsunuz?

Bu farklı…

Vaşington açılımı, Başbakan Erdoğan’ın, DTP’yle resmen “Kürt tarafının temsilcisi” olarak masaya oturmasından hemen sonra yapılmıştır!..

ABD Büyükelçisi Jeffrey’in, zirvenin üzerinden 24 saat geçmeden DTP’lilerle buluşması, o temsilciyle tanışması, “temsilcilik” işinin buradan duyurulması ve Jeffrey’in, “Kürtlerin ülkemizde tanınması olumlu bir adım olacak, her türlü desteğe hazırız” demesi normal mi?

Sırada Almanya ve Fransa temsilciliklerinin olması size bir şeyler çağrıştırıyor mu? Birilerinin, Erdoğan-DTP görüşmesi için neden bu kadar ısrar ettiği anlaşıldı mı efendim?!..  

Bu temsilcilik işi pek çok gerçeği de gün yüzüne çıkardı. Bir defa ABD Başkanı Obama’nın, Baykal ve Bahçeli’yi figüran olarak kullandığı, gerçek hedefinin Ahmet Türk’le görüşüp, bizimkilere, “Bakın ben bile görüşüyorum” mesajı verdiğidir. İkincisi, temsilcilik işinin, daha Obama’nın Türkiye ziyaretinde kotarıldığının anlaşılmasıdır.

 

Vaşington temsilciliğinin yeri belirlenmiş.

Açılış tarihi de muhtemelen 4 Eylül olacakmış.

Peki bu tarih size ne hatırlatıyor? Benim aklıma hemen 4 Eylül 1870’te Fransa’da 2. Cumhuriyet’in ilan edilmesi ve 4 Eylül 1919’de Gazi Mustafa Kemal’in Sivas Kongresi’ni açması geldi de!..   

 

Hala “ABD bizim stratejik müttefikimiz, terörle mücadelemize destek veriyor” yalanlarına inanan kaldı mı?

Varsa ABD’nin nasıl gırtlağına kadar bu işin içinde olduğunu görmek için Büyükelçi kisvesindeki Jeffrey’in son faaliyetlerine baksınlar, yeter…

Anlaşılan “Kürt açılımı”nda, filin bir yerini tarifi gibi, herkes bir görev üstlenmiş. Ekselanslarına da, sadece iktidar değil, muhalefeti yönlendirme görevi düşmüş olmalı ki, MHP’ye, DTP’ye akıl veriyor, Baykal’ın ucundan ABD’ye dokundurması üzerine apar topar randevu alıp, 1.5 saat görüşüyor.

Kapalı kapılar ardında konuştukları yetmiyormuş gibi, iktidara, medya üzerinden mesaj yağdırıyor. Akşam Gazetesi’ndeki son demecine baksanıza, ABD’deki kölelerin maruz kaldığı utanç verici uygulamaları, Türkiye’deki “bazı etnik ve dini grupların” durumuyla kıyaslıyor, gayet ustaca Güneydoğu için Vietnam benzetmeleri yapıyor, yine gayet diplomatik ifadelerle cezaevi veya dağdaki PKK teröristlerinin “korucu” yapılmasını –siz bunu Güneydoğu ordusu olarak anlayın- öneriyor, kendilerinin Irak’ta Sünni ve Şii direnişçilerle konuştuğunu hatırlatıp, teröristbaşıyla diyalog kurulmasını “tartışılmak” şartıyla lütfen bize bırakıyor!..

Tüm bunlardan sonra,

“ABD planı yok, herhangi bir telkinde bulunmuyoruz, kendi fikirlerimizi yıllar boyunca Türk hükümetleriyle paylaştık. Ben de paketin detaylarını öğrenmeyi bekliyorum”

demiyor mu?!..Allah O’na değil, bize akıl fikir versin, acaba bir de “telkin”de bulunsa, neler söylerdi?..

Başka ülkede olsa bu ekselans çoktan “istenmeyen adam ilan edilirdi”, ama biz iktidarı-muhalefetiyle-basınıyla “telkinlerini” dinlemeye devam ediyoruz.   


Yine yıllardır, “Bu işin baş karargahı NATO’dur” diyorduk.

Bence “Kürt açılımı”nın en büyük faydalarından birisi, bunu da gözler önüne sermiş olmasıdır. 2004-2006’da, yani AKP iktidarında NATO Daimi Temsilcimiz olan, emekli Büyükelçi Ümit Pamir’in, “açılımı” tepe noktasına çıkartan önerisini duymuşsunuzdur. “Türkler ve Kürtler birlikte mi, ayrı mı yaşamak istiyor, bunun için referanduma gidelim” diyor. Bunu söylerken, kullandığı şu ifadeye lütfen dikkat; “Referandumda bütün Türkiye halklarına şu soru sorulmalıdır”.

Bu ekselansımız da, ayrışma veya birlikte yaşama sonucuna göre tüm aşamaları en ince detayına kadar düşünmüş…(Erdoğan’ın 1993’te 2. Cumhuriyet Tartışmaları kapsamında, ‘Türkiyeli’ ifadesini kullandığını, ‘Eğer ülke içinde yaşayan bazı grup insanlar milli yapı içinde kalmak istemezse ne olacak” sorusunu,Onun kararını halk verecek…Eyaletler içinde bir sistem olabilir’ diye cevapladığını hatırlıyorsunuzdur)

 

Ümit Pamir’de bunca yılın “tecrübesi” var, görüşlerini NATO’ya bağlantılı telakki etmememiz için “Emekli büyükelçi sıfatıyla, şeytanın avukatlığını yaptığını” vurgulama gereğini duymuş.

Biz, o emeklileri de İlter Türkmen, Cevat Öneş vs-, şeytanları da çok iyi biliriz ya neyse…

Peki bu zat Dışişleri Bakanlığımızın teklifi ile NATO’nun yeni stratejik planlarının yazımı için görevlendirilen 12 kişilik “akil adamlar” grubuna seçilmedi mi?

NATO olmasa bile en azından Dışişlerimiz, görüşlerine pek itibar ediyor olmalı ki, kendilerini bu görev tevdi edilmiş. Ya o akil adamlar grubunun başında ABD Dışişleri eski Bakanı Madeleine Albright’ın olması?..

Bu hanımefendinin, Clinton döneminden beri “Kürt politikalarını” belirlediğini, o zaman da, şimdi de 2. Cumhuriyetçilerimiz ve FG Cemaati ile nasıl kol kola olduğunu bilmiyor muyuz?!..         

 

ABD ve NATO’nun fonksiyonu ortadayken, pek kıymet-i harbiyesi yok, ama bizim dışımızda herkesin, her şeyden haberdar olduğunu göstermek için bir örnek daha vermek istiyorum. Kürtçe eserlerin basım ve dağıtımına öncülük eden, bunun için yılda 4-5 defa Diyarbakır’a giden İsveç’in İstanbul Konsolosu Annika Svahnstrom geçenlerde bu ilimize yaptığı veda ziyaretinde,

“Atılan adımların, Türkiye’nin doğru yola girdiğini gösterdiğini”

söyledi ve

“Sonraki süreçte sanırım Kürtçe’nin seçmeli ders olarak okutulması gündeme gelecek”

haberi verdi. Ne tesadüf, bir hafta sonra DTP’liler Diyarbakır’da “Yola Gelin” yürüyüşü yaptı, yandaş medya, İçişleri Bakanlığı’nın “Demokratik Açılım” paketinde, “Kürtçe seçmeli dersin” bulunduğunu yazmaya başladı.

 

                  Gül, Öcalan’ın “Çözüm Paketi”ni Biliyor mu Ne?

 

Dışarıya baktık, biraz da içimize dönelim.

Dışişleri Bakanıyken, “80 yıldır kendi dinamiklerimizle gerçekleştiremediğimiz dönüşümü AB sayesinde gerçekleştiriyoruz” itirafını yapan Abdullah Gül, “Kürt açılımı”nda birden bire “kendiliğimizden yapalım” politikası izlemeye başladı ya, hep birlikte adeta Metropoll Araştırma Şirketi’nin başı gibi çalışan İçişleri Bakanı Atalay’ın temaslarını ve teröristbaşının 15 Ağustos’ta açıklayacağı “Demokratik Çözüm Paketi”ni bekliyoruz.

Acaba her şeyi bilen isim Gül mü?

Zira Çankaya Köşkü’nün Hürriyet’teki kolu Fatih Çekirge geçenlerde çok ilginç bir yazı yazdı.

“Nereden aldığımı sormayın, eğer söylediklerim çıkarsa, nasıl öğrendiğimi açıklayacağım”

diyerek, ortadaki bir listeden söz etti.

Listede,

“Eğitim, sağlık, kültür, turizm vs. yetkilerine sahip bölgesel meclis, yerel gelirlere sahip olma, Kürtçe eğitim ve siyaset, Anayasa’da çok kültürlülüğe vurgu

falan varmış. Çekirge, “Peki Devlet, Hükümet ve Parlamento bunu kabul eder mi?” sorusunu yönelttikten sonra, şu haberi veriyor;

“Bu sorunun cevabı için Gül’ün yakın zamanda CHP, MHP ve DTP ile görüşmesi şaşırtıcı olmaz...”

 

Başbakan Erdoğan’a gelince, “Kürt sorunu”nda diğer aktörlerden kesinlikle farklı düşünmüyor, sadece “Engelleri aşa aşa gideceğiz” anlayışında ve daha temkinli olan biri.

Ancak son dönemde canhıraş bir “rol kapma” yarışında, adeta “süpürülmeme” mücadelesi verdiği gözleniyor. O’na yakın isimler de, “Erdoğan’ın açılımının 18 yıllık” olduğunu anlatmak için yarışıyor.

Doğru, Mehmet Metiner’in 1991’de hazırladığı “Kürt Raporu”nda, kendisinin 1993’te 2. Cumhuriyet tartışmaları üzerine söylediklerinde, 2001 yılında AKP’yi kurarken danışmanlarının başucuna koyduğu “Türkiye Projesi”nde bugün konuştuklarımızın hepsi, hatta daha ötesi yer aldı.

Ancak yine de Erdoğan’ın duruşunda bir tuhaflık, tedirginlik var!..   

 

Her neyse ne!..

Şu gerçek ki, İstanbul Avcılar’da polis yeleği giymiş 6 kişi tarafından, çalıştığı müzikholden onlarca kişinin gözleri önünde saçlarından sürüklenerek kaçırılıp, tecavüz edilen konsomatris gibi saçlarımızdan sürükleniyoruz. Tecavüzcüler, mahkemede kadından özür dilemiş. Özürden vazgeçtik, tecavüzler sınır tanımıyor.

 

PKK’nın Hatay’da devriye gezen askerlere düzenlediği, 1 askerimizin şehit olduğu, birinin yaralandığı son saldırıyı, FG Gazetesi’nin hangi başlıkla verdiğine bakın, ne demek istediğimi anlayacaksınız;

“İlginç bir zamanlama daha: 1 Şehit”

Bundan sonra PKK’nın yapacağı tüm katliamları, “Kürt açılımına” karşı çıkanlara, Ergenekonculara yıkmaya ne kadar da hazırlar!..

Kim tutar PKK’yı?..

 

Fakat DTP’li Akın Birdal’ın Balıkesir-Edremit’te yaptığı bir konuşma var ki; uğradığımız tecavüz, hiç bu kadar net ifade edilmemişti…

”Genel af çıkmalı, gerillalar dağdan inmeli, cezaevlerindeki yurtseverler evlerine dönmelidir”

demiş.

 

Ulusalcılar ve milliyetçiler “hain”, bölücü terörle mücadele eden askerler “terörist” ilan edilip, ağırlaştırılmış müebbetle yargılanırken, Birdal’a ne denebilir ki?

 


 

 
 
www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2009