Seferberlik İlânı- Meyyal UYGUR
“Seferberlik” kelimesini özellikle seçtim, kutsal bildiğimiz kavramları tersyüz etmede o kadar mahirler ki, toplu iğfali rahatlıkla böyle pazarlayabilirler. Baksanıza koydukları isme; Analar Ağlamasın’mış. Acaba bu analar hangileri, kimlerle görüşüp, bu sonuca vardılar; “Şehit Anaları” mı, “Barış Anneleri” mi? Beğenmediğimiz Barzani’nin üstelik Sabah Gazetesi’nde yayınlanan, “Rol modelim bir Kürt kadını oldu. Evini bombalamışlardı, elinde bir torba vardı. 4 oğlunu kaybetmişti. Çocuklarının parçalarını bir torbaya toplamıştı. Bana ‘Seni ağlarken görmek istemiyorum…Benim iki oğlum daha var. Onları da Kürdistan’a feda edebilirim’ dedi. İşte o Kürt kadını benim örnek liderim oldu. Kimsenin elini öpmedim. Sadece şehit analarının elini öperim” sözlerinden de mi utanmıyorlar? O bile “Kürdistan şehitlerine” böyle sahip çıkarken, biz ne yapıyoruz?coupons for cialis 2016 coupons for prescription drugs prescription drug cardscialis manufacturer coupon cialis coupons and discounts drug coupon cardsymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenasitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effectsclaritin mazilo claritin tablete claritin mazilo
Neyin seferberliğinden önce, içler acısı halimizden son örnekler…“Ergenekon-2 ve 3” aynı anda vizyona girdi. Girdi de o modern mahkeme salonu niye yapıldı, o kadar insan niye yargılanıyor, anlayamadım. Sebebi şu; hem Başbakan, hem Yardımcısı Bülent Arınç, “kararı” çoktan verdi. Görüşleri en baştan belliydi de, “son hükmü” hatırlamakta fayda var. Erdoğan, “Türlü taktiklerle, kirli oyunlarla, çirkin senaryolarla millet iradesini gölgelemek istediler”, Arınç da, “Ergenekon’u tepeledik. 4 defa darbe teşebbüsü, 5 defa suikast, 10 defa bilmem ne...Bugün kuyulardan insan kemikleri çıkıyor. JİTEM’in yaptıkları gazetelerde sayfa sayfa yerini alıyor…” sözleriyle, o insanların kalemini çoktan kırdılar.
Kalemi çoktan kırılan biri daha var, Sincan Hakimi Osman Kaçmaz. Aylar önce derin kulislerde, Yargı operasyonunun başlatılması, liste başında da Kaçmaz’ın, Ergenekon’a dahil edilmesi planlarının yapıldığını duymuş, inanmamıştım. Çok kısa bir süre sonra Kaçmaz, kayıp trilyon davasına Gül’ün dahil edilmesi kararını alınca, izlemeye koyuldum. Hükümet kanadı, HSYK toplantısında da Kaçmaz pazarlığı yapınca iyice emin oldum ki, büyük bir bilek güreşi var. Arkası çorap söküğü gibi geldi, Sincan’a müfettişler gönderildi, Kaçmaz’ın telefonlarının dinlendiği ortaya çıktı. Bunun üzerine Adalet Bakanlığı’ndan yapılan iki açıklama, adeta aylar önce duyduğum söylentileri doğruladı. İlk açıklamada Sincan’ı teftiş kararının HSYK toplantısından önce alındığı, ikincisinde ise Kaçmaz’ın telefonlarının Ergenekon savcılarının isteği üzerine dinlendiği duyuruldu. Acaba o teftiş ve telefon dinleme kararı ne zaman alındı? Milat, şehitlere “kelle” dediği için Başbakan Erdoğan hakkında açılan dava mı, Gül’le ilgili kayıp trilyon kararı mıdır?
Garabate bakın, 3. iddianamenin 1 numaralı sanığı Yalçın Küçük,”Ergenekon’un PKK’yla bağlantısını kurmakla” suçlanıyor. Aynı sırada Erdoğan, PKK’nın Meclis temsilcisi DTP ile görüşmek için “Başbakanlık”tan dahi vazgeçiyor, “DTP’nin PKK ile bağlantısı olduğuna inanmadığını, inanmak istemediğini” söylüyor. Ergenekon davasında Zekeriya Öz’e sonuna kadar inanıyor, ama DTP hakkında kapatma davası açan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’na inanmıyor!..En basitinden bundan sonra sadece DTP değil, DTP’li milletvekili veya belediyeler hakkında açılmış diğer davaların veya açılacak olanların bir hükmü kalır mı? Başbakan, muhalefetten gelen sert eleştirilere rağmen süreci yürütmekte kararlıymış çünkü, “Bu problem çözülürse Türkiye’nin önü açılacak”mış. İsimleri “aydın”, niyetleri “karanlık” akıl hocaları da “Türkiye uçacak” havasında. Nasıl olacak bu; gökten dolar yağıp, yerden petrol mü fışkıracak?
Erdoğan, “dağa çıkarız” diyen Bahçeli’ye de, “Ne işiniz var dağda, biz dağdakilerle mücadele ediyoruz” cevabını veriyor. O mücadeleyi gördük, görüyoruz. Bir de ETA’nın 50. yılında düzenlediği, 2 kişinin ölümü 46 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan saldırısı üzerine İspanya’nın ne yaptığına bakalım. İçişleri Bakanı Rubalcaba, “ETA diyalogsuz olarak bitirilecek. ETA’yı yeneceğiz ve hiçbir görüşme olmayacak” açıklamasını yapıyor, binlerce kişi yine protesto mitingleri düzenliyor, önceki yıllarda ETA’yla masaya oturulmasını savunan gazeteler, “Şu anda yapılacak en akıllıca şey, polisin ve güvenlik güçlerinin kararlıkla ETA’nın üzerine gitmesidir” şeklinde başyazılar yazıyor ve Kral Carlos, ailesiyle birlikte terör saldırısının gerçekleştiği Mallorca Adası’na tatile gidip, “ETA’nın başını ezmeye devam etmeliyiz” diyor.
Türkiye, en büyük insanlık suçu terörü karşı yıllardır verilen mücadeleyi bir kalemde unutuyor, bugünün değerleri ile dünü yargılamaya yelteniyor…Yetmiyor, en büyük güvencesi TSK’yı, düşmanın yapamayacağı saldırılara maruz bırakıyor. Bu sırada dünyanın her yerinde gerçekleştirdiği inanılmaz uygulamalarının soruşturulması istenen CIA’nın Başkanı Panetta, “Herkesin derin bir nefes alıp, 11 Eylül 2001’den sonra neler olup bittiğine ilişkin gerçekleri kabul etmesinin zamanı gelmiştir. 7 yıl önce neler olduğunu tartışmak çok önemli bir noktayı unutturuyor; Biz tehlikeli bir dünyada, savaşta olan bir ülkeyiz” uyarısında bulunuyor. Yaşanan gerilim üzerine CIA’ya destek ziyaretinde bulunan Obama, “Amerikan halkını, herhangi bir ahlaki değere sahip olmayan ve masumları öldürmeye istekli düşmanlara karşı savunmanın zorluğunu anlıyorum” sözleriyle gönül alıyor. Ve yine bugünlerde İngiltere, “İngiliz ordusuyla alay eden, İngiltere değerlerini önemsemeyen göçmenlere vatandaşlık verilmemesini” kararlaştırıyor.
Şuraya geliyorum; Ergenekon davalarıyla, “Yapacaklarımızın önünde duracak herkesi Ergenekoncu ilan ederiz” mesajı verildi. TSK’ya, “medya üzerinden asimetrik psikolojik harekat” uygulandı. Kesmedi, şimdi de topyekün millete karşı, yine medya üzerinden psikolojik harekat seferberliği başladı. “Seferberlik” kelimesini özellikle seçtim, kutsal bildiğimiz kavramları tersyüz etmede o kadar mahirler ki, toplu iğfali rahatlıkla böyle pazarlayabilirler. Baksanıza koydukları isme; Analar Ağlamasın’mış. Acaba bu analar hangileri, kimlerle görüşüp, bu sonuca vardılar; “Şehit Anaları” mı, “Barış Anneleri” mi? Beğenmediğimiz Barzani’nin üstelik Sabah Gazetesi’nde yayınlanan, “Rol modelim bir Kürt kadını oldu. Evini bombalamışlardı, elinde bir torba vardı. 4 oğlunu kaybetmişti. Çocuklarının parçalarını bir torbaya toplamıştı. Hepsi elindeydi. Yanına gittim, ben dayanamadım. Bana ‘Seni ağlarken görmek istemiyorum…Benim iki oğlum daha var. Onları da Kürdistan’a feda edebilirim’ dedi. İşte o Kürt kadını benim örnek liderim oldu. Kimsenin elini öpmedim. Sadece şehit analarının elini öperim” sözlerinden de mi utanmıyorlar? O bile “Kürdistan şehitlerine” böyle sahip çıkarken, biz ne yapıyoruz? Bir ana olarak diyorum ki, emperyalizmin ülkemiz üzerindeki planlarına hizmet edecek “çözüm”dense, bin yıl ağlamaya hazırım!..
“Psikolojik harekat” seferberliği benim tespitim değil. Önce İçişleri Bakanı’nın “aydınlarla” Polis Akademisi’nde düzenlediği çalıştaya katılan Deniz Ülkü Arıboğan itiraf etti; Kürt Çalıştayı’nın temel konularından bir tanesi de “sürecin nasıl kavramsallaştırılacağı” imiş. Yani millete bu zehri nasıl içireceklerini konuşmuşlar!.. Ardından, haftalardır İmralı’ya gitmek için dilekçe üstüne dilekçe yazan Hürriyet’in amirali Ertuğrul Özkök, Çalıştay sonrası Riksos’ta buluştuğu İçişleri Bakanı Atalay’dan aldığı izlenimi şöyle aktardı: “Şu aşamada, işin psikolojik zemininin hazırlanması ile ilgili”.
Ha, bu arada Gül’e çok yakın Cengiz Çandar’ın, 4 yıl öncesine ait bir notu var ki, resim tamamlanıyor. Erdoğan’ın meşhur 2005 Diyarbakır mitinginden birkaç ay sonra, “devletin çok önemli bir şahsiyeti” ile “Kürt sorunu” üzerinde konuşup, “Harekete geçilsin” demiş. O “önemli şahsiyet” de, Erdoğan’ın hareketsizliğinin gerekçesini şöyle açıklamış: “Kürt sorunu denmesi yanlış oldu. Çok tepki uyandırdı. Rahatsızlık yarattı. Başka bir şey bulmak lazım. Mesela, ‘Kürt kökenli vatandaşlarımızın sosyal ve ekonomik sorunları’ gibi bir şey…”
4 yılda ne kadar mesafe alındı, tepkiler ne kadar köreltildi ki, bakın artık nasıl da gönül rahatlığıyla, “Kürt sorunu, Kürt açılımı” diyorlar…Çandar, “O önemli kişi kimdi, ileride bir gün açıklarım” diyor, ama eminim kim olduğunu siz anlamışsınızdır!..
Bu arada, DTP ile buluşmada hazır bulunan Danışman Yalçın Akdoğan’ın, Erdoğan’ın sürecin içinde, hatta sürecin en önemli aktörü olduğunu anlatmak için çırpınması neyin nesidir? Evet, “Beşir Atalay koordinasyon görevini büyük başarıyla sürdürüyormuş, ama Erdoğan’ın liderliği olmadan böyle bir meselede hamle yapmak mümkün değil”miş. Allah Allah, bayram değil seyran değil…Atalay’ın, Gül’e bağlılığını, asıl “aktör”ün Gül olduğunu bilmeyen kaldı mı, nedir bu rol kapma yarışı?
Efendim bu psikolojik harp planları da, çözüm diye önümüze konanlar ve konacaklar olanlar da “yerli malı” değil. TSK’nın nasıl devre dışı bırakılacağını, Türk Milleti’nin direncinin nasıl kırılacağını, DTP’nin nasıl arabulucu yapılacağını, Barzani bölgesi petrollerinden işadamlarımıza nasıl pay verileceğini 2007’den beri biliyordum, o yüzden hiç şaşırmadım. Aksine yeni “süreç” içinde gündeme getirilecek planları da bildiğimden, beklemeye koyuldum.…Mesela milletin tüylerini diken diken ettiğinden “genel af” yerine, “topluma kazandırma” denileceğini, affın kademeli uygulanacağını, Diyarbakır havaalanının uluslararası uçuşlara açılacağını, enerji şirketlerinin Güneydoğu’daki potansiyel enerji kaynaklarını araştırıp, geliştireceğini, işadamları ve yatırımcılara Türkiye-K. Irak sınırında vize verileceğini, Başbakanlık Uluslararası Yatırım Ajansı’nın ulusal ve yerel hükümetlerle yatırım programları hazırlayacağını, Fırat-Dicle ile yer altı su kaynaklarının idaresi için yeni bir model geliştirileceğini falan, hepsini biliyorum. Nereden mi? Belki 10 defa yazdım, ABD’nin “derin”lerinden David L. Phillips’in, T.C. Dışişleri Bakanlığı’nın yardımıyla hazırladığı, “Kürdistan İşçi Partisi’nin Silahsızlandırılması, Dağıtılması ve Yeniden Entegre Edilmesi” raporunda hepsi var ve şu ana kadar milim sapma olmadı!..
Berat Kandili günü gerçekleşen Erdoğan-Türk zirvesinden, Yeni Şafak ve Bugün gazetelerinin aktardığı notlar dikkatinizi çekti mi? Erdoğan söze, Berat’ın “Kurtuluş, af, arınma” anlamına dikkat çekerek başlayıp, “Görüşmenin böyle bir güne tesadüf etmesinin toplantının hayırlı olduğunu gösterdiğini” söylemiş ve DTP’lilerin “kandilini” kutlamış. DTP’liler de görüşme sonrasında gazetecilere, “Kandil gündeme geldi, ama Berat Kandili” esprisini yapmış.
Sıranın nelere geldiğini arif olanlar anlıyor!..Anlıyor anlamasına da, koca TSK’nın dayanamadığı bu psikolojik harbe Türk Milleti nasıl dayanacak, hep birlikte bir de bunu düşünelim diyorum!..