İstihbarat6 Ağustos 2009 00:00

"Ergenekon"'da Bir İlginç Dilekçe - Açık İstihbarat

Fakat doğal olarak, yetkisi ve sorumluluğu tamamen siyasi iktidarda olan 250. Madde ile yetkili özel mahkeme, yürütülen davada tarafsızlığını koruyamaz duruma gelmiştir. Ve bir dizi hukuksuzluğun yaşanamasına neden olmuştur… Yaşananların en somut örneği ise  10. Ağır Ceza Mahkemesinde görev yapan hakim Necat EDA’nın “baskı altında” olduğunu belirterek davadan çekilmesidir... Baskı ise ilgili davada aldığı tahliye kararlarına karşı Adalet Bakanlığından gelen soruşturma talebidir… Hakim Necat EDA bu durumu “kurumsal baskı” vurgusu ile açıklamıştır! fusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acnesymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenadiscount card prescription discount prescription coupons prescription drugs discount cards

"Ergenekon"'da Bir İlginç Dilekçe

Açık İstihbarat

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
www.acikistihbarat.com

07.08.2009

Ergenekon kovuşturması devam ederken 41. duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan Muammer KARABULUT, CMK' nın 250. maddesi ile görevli İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine Antalya Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi aracılığıyla başvurarak, soruşturma ve kovuşturmayı yürüten birimlerin Anayasa’nın başlangıç ilkeleri ile 2, 9, 10, 11, 13, 17, 25, 26, 34, 36, 38 ve 39. maddelerine aykırılığından dolayı,  Anayasa Mahkemesi karar verinceye kadar, davanın geri bırakılmasını talep etti.

Anayasanın  152. maddesi gereği mahkeme,

“...taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar...”

Silivri yerleşkesinde devam eden kovuşturma ve dolayısıyla iki yıldır devam eden soruşturmayı geri bırakabilecek.

Anayasa Mahkemesinin, Anayasa’ nın kendi çerçevesine aykırı olan 250. madde ile görevli mahkemenin varlığına son vereceğini iddia eden Muammer KARABULUT konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada şunları belirtti:  

Karar vermek üzere talebimi değerlendirecek olan mahkeme varlığına ilişkin kararı Anayasaya Mahkemesine götürmek durumunda kalacaktır.

Anayasamızın 13. maddesinde belirtildiği üzere, “Temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sabeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanbilir.

Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülük ilkesine aykırı olamaz.” Yine Anaysasanın 11. maddesine göre de “kanunlarda Anayasa'ya aykırı olamaz” denilmiştir.

Fakat doğal olarak, yetkisi ve sorumluluğu tamamen siyasi iktidarda olan 250. Madde ile yetkili özel mahkeme, yürütülen davada tarafsızlığını koruyamaz duruma gelmiştir. Ve bir dizi hukuksuzluğun yaşanamasına neden olmuştur…
 
Yaşananların en somut örneği ise  10. Ağır Ceza Mahkemesinde görev yapan hakim Necat EDA’nın
“baskı altında” olduğunu belirterek davadan çekilmesidir... Baskı ise ilgili davada aldığı tahliye kararlarına karşı Adalet Bakanlığından gelen soruşturma talebidir…

Hakim Necat EDA bu durumu “kurumsal baskı” vurgusu ile açıklamıştır!

Diğer tarafta iktidarın emrinde olan davaya diğer bir örnek ise CMK’nın 250. Maddesinin 3. Fıkrasında belirtilen muvazzaf  askerin yargılanmasının önünü açacak olan “hali dahil” yerine, “halinde” kelimesinin gelmesi sonucu oluşan tepkidir…

Tepkinin ana kaynağı da yine Anayasaya aykırılık olmuştur!.. Burada aykırılık bir kelime olurken, yasanın tamamının Anayasaya aykırı olduğu gerçeği ise bu vesileye gündeme gelmiş olacaktır!..

İptalini istediğim 250. Madde ile görevli birimlerin ilgili yasasına bundan daha iyi “kuvvetli şüphe” olamaz.

Yine Anayasaya aykırılığından dolayı kapanan DGM' lerin yerini alan 250. Madde ile yetkili birimler,  4 Aralık 2004 tarihinde kabul edilen CMK' nın 250, 251 ve 252. maddelerine göre hareket etmekle ne yazık ki gücünü Anayasadan değil, yürütmeden almaktadır!..

Anayasanın "genel esaslar" bölümünün 9. maddesinde

"Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır"

denilmesine rağmen, adı geçen mahkemeler bağlı olduğu idari yönün ötesinde kararlarında da Adalet Bakanlığına bağlıdır.

Dava süresince yaşanan kaos, dolayısıyla çağdaş hukuk normları dışında ve Anayasaya aykırı olarak sürdürülen davada yaşanan hukuksuzluğun asıl nedeni ise 250. madde ile yetkili birimlerin gücünü siyasi otoriteden alması olarak açıklanabilir.

Eğer bir mahkeme Anayasanın yargılama ile eşitlik ilkesine aykırı olduğu için kapanan DGM’lerin yerine var edilen  "CMK'nın 250. MADDESİ İLE YETKİLİ" birimi olarak bir davayı yürütüyorsa yaşanlar normaldir...

Anayasamıza aykırılığından dolayı kapatılan DGM'lerin yerine kurulan  250. madde ile görevlendirilen mahkemeler, Türkiye'nin hukuk devleti olma isteğine karşı en büyük engeldir!

Doğal olarak uygulamada da görüldüğü üzere 250. madde ile görevli birimler, suç ve cezada olması gereken "kuvvetli şüphe-hukuki deliller" yerine, görevi yürütme erkinden aldığı için, adı geçen soruşturma ile demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve uluslararası hukuk kuralların hepsine aykırı davranmıştır.

250. madde ile görevli birimlerce yaşatılan bu hukuksuzluk, bugün iktidarda bulunan anlayışın yarın muhalefete düşmesi durumunda da devam edecektir.

Bundan çıkan sonuç ise hukukta olmayan öç alma anlayışı, 250. madde ile görevli mahkemeler aracılığı ile öç almaya dönüşebilecek olanaklara zemin hazırlayacaktır.

Tüm bu nedenlerden dolayı mahkemenin adı geçen kovuşturmadaki tüm kararları, Anayasamıza ve evrensel hukuk kurallarına aykırıdır...

Türkiye'deki hukukçuların belki de hepsi davada ağır hukuk ihlallerinin yaşandığını ifade etmesine rağmen, hiçbir hukukçunun Anayasanın 152. maddesi gereği  "aykırılık davası" açılmasını gündeme getirmemiş olmasını da fazlasıyla düşündürücü buluyorum.
Mahkemeye olan talebimi doğrulayacak yüzlerce tepki arasında Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Vural SAVAŞ'ın,

“Şu an Ergenekon soruşturması ve kovuşturması diye yapılan operasyon, tamamen Anayasa’ya aykırı. Kanuna aykırı deliller kullanılarak, Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu (CMUK) dahil tüm yasalarımız ihlal edilerek yapılan bir operasyon. Ergenekon soruşturması, hükümet ve Adalet Bakanı’nın himayesinde, soruşturma izini verilmediği için hakkında takibat yapılamayan savcılar eliyle gerçekleştiğini” 

ifade eden beyanını örnek olarak gösterebilirim...

Son olarak, Anayasanın 2. Maddesinde ifade edildiği üzere

“Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir HUKUK devletidir.”

Onun için bu devlet,  Anayasaya aykırı olarak görevini  devam ettiren bir mahkeme ile adalet sağlayamaz.

Aksi halde mahkemenin aldığı tüm kararlar başta YARGITAY olmak üzere AİHS aykırılıkları nedeni ile de bozulacaktır!..


 

 
 
www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2009