|
Sendika.Org sitesinde Mustafa Peköz'ün
"Kaybeden Genelkurmay, Kazanan Gülen" başlıklı yazısı
bilinçli veya bilinçsiz bir çok "dezenformatif" unsur içermektedir.
Genelkurmay'ın işi Gülen'e suikast planı yapacak kadar
ileriye götüreceğini varsaymak; NATO doktrinleri ve yapıları
çerçevesinde Genelkurmay ile Gülen'in Komunizmle Mücadele günlerine
uzanan yakın işbirliğini gözardı etmektir. Bugün bu
işbirliği; radikal İslam'a karşı ılımlı İslam stratejisi
çerçevesinde müttefikleri ile ortaklık içindeki devletin makro
politikaları kapsamında yurtdışındaki okullar ve
cemaat uzantıları ile yapılan işbirlikleri ile devam
etmektedir.
Ayrıca Gülen'in CIA'den "maaş" almasına ihtiyacı
yoktur. ABD'nin ödeme yöntemleri o düzeydeki istihbarat
operasyonlarında çok daha dolaylı ve kapalıdır. Arada tek kuruş
transferi olmadan hizmet edeni ihya etmenin binbir yolu vardır.
Bu tarz kolay yalanlanabilir iddialar, sözkonusu kişiyi
"çamur atılan mağdur" konumuna düşürüp, gerçek
mekanizmaları gizlemekten ve çevresindeki psikolojik sempati
kalkanını güçlendirmekten başka bir işe yaramaz.
Gülen; Genelkurmay ve daha doğrusu devlet için için
kategorik karşı duruş sergilenecek bir yapı değil, stratejik bahçeyi
çeşitlendiren bir çeşit bitkidir; bu bitkinin sürekli budanması
gereği ile kökten yokedilmesi gereği ayrı şeylerdir.
Kamuoyu önündeki söylemler ile perde arkasındaki eylemler
arasındaki makas dikkate alınmadan bu tarz analizlerin bir
geçerliliği olmayacaktır.
"Gülen kazandı, Genelkurmay
başlıklı" analizler olsa olsa Gülen'e haketmediği bir taraf
statüsü kazandırmaktadır ki; Gülen'in , Öcalan gibi bir "figure
head" olduğu asla unutulmamalıdır. Vitrindeki miadları dolunca
yerlerine yenilerinin ne zaman konulacağının kararını kendileri
değil, vitrin sahibi verir.
Aşağıdaki yazıda dikkate
alınması gereken kısım; "AKP ve Gülen'i Bitirme Planı"
başlıklı "belge"nin servis edilme mekanizmasıdır. Yazı şu kritik
soruyu sormamıştır : Bu "belgeyi" ABD'mi elde etmiştir; yoksa kurum
içindeki rakip klikleri bertaraf etmek isteyen
birileri tarafından mı servis ve hatta imal edilmiştir?
Daha da önemlisi aşağıdaki yazı dolaylı olarak Gülen'i Ordu
karşısında bir taraf haline getirerek; Genelkurmay Başkanı İlker
Başbuğ'un Harp Akademileri'ndeki konuşmada yaptığı "taraf olarak
muhatab alma" hatasını derinleştirmeye mi hizmet etmektedir?
Açık
İstihbarat
------------------------
Sendika.Org'da Mustafa Peköz'Ün Yazısı
-------------------------
Türkiye’de rejim
değişikliğinde mücadele esasen iki güç tarafından yürütülüyor.
Bunların bir tarafını kendisini cumhuriyetin kurucusu ve sahibi
gören Genelkurmay, yani bütünlüklü söylersek ordu oluşturuyor.
İkinci tarafını ise 1965’ten beri sistemli olarak devleti ele
geçirmeye çalışan ve ekonomik olarak bir tekel haline gelen,
uluslararası ilişkilerde önemli bir güç olmaya başlayan Gülen
cemaatidir. Kıyasıya bir rekabet içinde olan, bazen açık bazen gizli
yürütülen çatışmada galip gelenin Gülen cemaati olduğu artık giderek
ordu tarafından da kabul edilmeye başlandı.
Bir dönemler
ordu tek hâkim güçtü. Generaller kılıçlarını kuşanır Meclise gelir,
genelkurmay başkanını reis-i cumhur seçtirirlerdi. Bu bir bakıma
zorunluydu. İstedikleri zaman darbe yapar, yasa çıkartırlardı. Hem
fiili karar mekanizması hem pratik uygulayıcı işlevine sahip
olurlardı. Atatürkçülüğü, milletin bölünmez bütünlüğünü dillerinden
düşürmezlerdi. Çünkü sırtları güçlüydü. Amerika’nın çocukları
olmaktan övünürlerdi. Komünizme karşı aktif görev almışlardı.
Kredileri büyüktü. Kendilerini devletin tek sahibi görüp, ABD’nin
ihtiyaçlarına bağlı olarak askeri strateji oluşturuyorlardı.
Uluslararası ve özellikle de bölgenin politik koşullarında
değişiklikler oldu. ABD’nin bölgesel ihtiyaçları da farklılaştı.
Sovyetler Birliği dağıldı ve küresel güçler bölgeye yönelik, bu kez
Ilımlı İslam projesini uygulayama koydular. 1965’ten beri ABD ile
derin ilişkisi olan Gülen, özellikle 1980’lerden itibaren Avrasya
bölgesinde çok yoğunluklu bir çalışma örgütledi ve ABD için yeni
kanallar açtı.
Bölgesel ilişkiler bakımından Ordu ile
ilişkilerini dengeli yürüten ABD, bu kez, Gülen cemaatini çok hızlı
bir şekilde ön plana çıkarttı, destekledi. Türkiye’nin iç
politikasında ılımlı İslamcılığın bir model olarak uygulanması için
politik zeminini giderek genişletti. Bu yönelim, aynı zamanda ordu
için politik alanın daralması anlamına geliyordu.
ABD için
ikincil duruma düşen ve artık istediği gibi hareket edemeyen
generallerin bütün darbe hazırlıkları anında deşifre ediliyor. Bir
bakıma kapanı kıstırılmış durumda. Elindeki iktidar olanaklarını
giderek kaybetmeye başlayan ordunun direnci, bütün çırpınışlarına
rağmen önemli oranda kırılmış bulunuyor. Dengeler Gülen cemaatine
doğru kayıyor.
Gülen ve AKP iktidarını bitirme planı olarak
ortaya atılan ‘yeni’ darbe hazırlıkları ciddi bir tartışma konusu
yarattı. Genelkurmay, böylesi bir planın kendileri tarafından
hazırlanmadığını belirtti ve kesin bir dille reddetti. Hiçbir
internet girişi olmadan bu belge nasıl geldi ve kamuoyuna
pazarlandı. Aslında generaller bunu çok iyi biliyorlar. Söz konusu belge, ABD tarafından Gülen’e
servis edildi. Gülen bu belgeyi, çok özel olarak güvendiği danışmanı
Bünyamin ile Erdoğan’ın Yeni Şafak’ta Yasin Doğan adıyla yazan
danışmanı Yalçın Akdoğan’a elden teslim mi etti diye sormak
gerekir.
Ordu ile ilgili belgeleri deşifre
etmekle görevlendirilmiş bulunan Taraf Gazetesine bu belge
elektronik posta ile gelmedi, doğrudan elden iletildi.
Bünyamin denen kişi, Gülen ile Erdoğan-Gül arasındaki
aracıdır. Bu kişi istediği zaman Başbakan ve Cumhurbaşkanı veya her
hangi bir bakanla görüşebilir.
Generallerin birçok
telefon konuşması deşifre ediliyor ve birçok faili cinayetin
azmettiricisi subayın isimleri basında açıklanıyor. Bu bilgeler ABD
tarafından alınıp, Gülen üzerinde İslamcı AKP hükümetine
iletilmektedir. Bunların internet girişlerini bulmak gerçekten son
derece zordur. Erdoğan rahat, çünkü bilgilerin kaynağını biliyor.
Örneğin, Genelkurmay’ın 3 istihbarat elemanı ABD
tutukludurlar. Bunlar özenle basında gizleniyor. Peki,
neden tutuklandılar? Genelkurmay istihbaratçıları Gülen
hakkında özel olarak bilgi toplamak ve daha sonra suikast yapmak
için görevlendirilmişlerdi. CİA bu kişileri gözaltına alıp
tutukladı. ABD, belki bu istihbaratçıları daha sonra orduya karşı
bir tehdit unsuru olarak kullanmak için elinde tutuyor.
Gülen ile ABD arasında çok daha ilginç bir ilişki
var. Gülen ABD’de süresiz oturum almak için yaptığı başvuru
dosyasına koydu bir belge var: 35 yıldır CIA’dan maaş
aldığına dair banka dekontları bu dosyanın içindedir.
Genelkurmay bu belgeden haberdar olmasına rağmen hiçbir şey yapmıyor
ve yapamaz. Çünkü Gülen, komünizme karşı mücadele
politikasında, genelkurmaya bağlı Özel Harp Dairesi ile ilişki
içindeydi ve aktif görev almıştı.
Gülen, ABD’de
kendinden emin bir şekilde 180 dönümlük arazi üzerinde kurulmuş bir
malikânede kalıyor. 220 tane FBİ ajanı tarafından çok sıkı olarak
korunuyor. Her gün dünyanın değişik ülkelerinde ziyaretçileri
oluyor. Türkiye’den de sık sık ziyaretçileri gider. Gülen, kurulan
‘Dünya İslam Birliği’nin liderliğini ABD’nin kontrolündeki bu
malikânede yapıyor. Bütün gelişmeler, toplantılar, alınan kararlar
CIA tarafından bilinmektedir. Hatta Genelkurmay, bütün gelişmeleri
takip etmekle ve hatta zamanında bilgilenmekle birlikte, yapacak bir
şeyleri kalmadığının da farkında.
Generallerin direnci henüz
tam kırılmamakla birlikte, yeni sürece sessizce ayak uydurmaya
çalışıyorlar. İslamcılaşan Türkiye’nin politik-toplumsal yapısına
uygun olarak ordunun yeniden konumlandırılmasına yönelik adımlar
atılmaya başlanması, gelişme sürecinin bir parçası olarak
değerlendirmek gerekir.
Gülen cemaatinin en önemli
hedeflerinden birisi de askeri okullar içerisinde örgütlenmekti.
Cemaatin ordu içerisindeki örgütlenmesine karşı hassas olan
Generaller sürekli tasfiyeler yaparlar. Yüksek Askeri Şuura
kararlarının en önemli ve en çok tartışılan yanı ‘İrticai
faaliyetleri’ nedeniyle bazı subay ve astsubayların ordundan
atılmasıdır. Ancak bu kararların pek başarılı olmadığını gören
Genelkurmay, toplumun İslamcılaşma sürecine kendisini uyarlamaya
başladığını gösteriyor.
Genelkurmay sitesinde yapılan bir
açıklamadan anlaşılıyor: “1983 yılında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
dersinin ilköğretim okulları ile lise ve dengi okullarda okutulacak
zorunlu dersler arasına alınmasından sonra, 1739 sayılı Milli Eğitim
Temel Kanunu esas alınarak hazırlanan, Türk Silahlı Kuvvetleri Orta
Öğretim Okulları Yönetmeliği’ne göre İzmir Maltepe, İstanbul Kuleli
askeri liselerinin 9, 10, 11 ve 12’nci sınıflarında ‘Din Kültür ve
Ahlak Bilgisi derslerinin verilmesi için ilahiyat branşından çeşitli
rütbelerde, 10 subay istihdam” edileceği açıklandı.
Ordunun
Ilımlı politik İslamcı sisteme doğru yeniden konumlandırılması
süreci fiilen uygulanmaya başlandı. Türkiye’nin iç politik iktidar
ilişkilerinde ordunun önemli oranda güç kaybetmesine paralel olarak
arka planında daha çok Gülen’in bulunduğu İslamcı politik hareketin
etki gücü artmaya devam ediyor.
Ancak sistem içerisinde daha
kapsamlı bir iç çatışmanın olmayacağını, uluslararası küresel
güçlerin inisiyatifinde sistem kurumları arasında bir uzlaşmanın
oluşacağını var saymak daha gerçekçi bir değerlendirme
olacaktır.
|