Siyaset28 Temmuz 2009 00:00

AKP’den Muhafazakârlara “Sus” Payı- Meyyal UYGUR

Ermeni çetelerinin karargâhı Akdamar Kilisesi’ni vergilerimizle onarmaları yetmiyormuş gibi şimdi de ibadete açıp, tepesine haç dikmenin yolunu hazırlıyorlar. Demem o ki, aynen “AB’ye girecek-miş”teki gibi, sadece “şeriatı getirecek” “miş” gibi yapıp, hem “laiklik” tahrikiyle siyasi rant elde etme, hem de muhafazakar kitleleri o “ana projeler” tamamlanana kadar kontrolde tutma siyaseti izleniyor.      discount drug coupons click free discount prescription cardescitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholsymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenacialis sample coupon cialis manufacturer coupon 2016 cialis manufacturer coupon

Biliyorum ben yazmaktan, siz okumaktan yoruldunuz. Ama görüyorsunuz, PKK’yla masaya oturmaktan, “Kürdistan”ın tanınmasına, ABD destekli David L. Phillips, eski CIA görevlisi Henry Barkey ve TESEV planları, “bizim çözümümüz” denilerek,   yutturulmaya başlandı. Ne dediysek o, -İsteyen PKK’lıların Irak’ta kalması, sözde lider kadrosunun Avrupa’ya gönderilmesi, silahların ABD’li subaylara teslimi vs- yandaş medya tarafından sırayla bir gündeme zerk ediliyor. Son olarak, Erdoğan’ın “Kürt açılımlarına değil, bu açılımların ülkeyi böleceği gerçeğinin, uyumaya devam eden milletin kafasına dank ettirecek kadar açık konuşulmasına kızdığı” için ‘kelle’ uyarısında bulunduğunu söyledik. 3-4 gün sonra Erdoğan, partisinin grup toplantısında, “Açılımlar sürecek.Söz ola kese başı’Doğu ve Güneydoğu’da söylenecek bir sözün, diğer bölgelerdeki yansımasının farklı olabileceğine işaret etmek için kullandım” izahını yaptı. Aslında “Kürt açılımlarının” büyük bir faydası oldu, özellikle Gül ve Erdoğan’ın, “yazılmaması” kayıtlı özel sohbetlerinin baş konuğu medya mensupları peş peşe, “Ergenekon davası sayesinde, Kürt açılımlarının önünün açıldığı” itirafında bulundular. Bu, Ergenekon’un  “Kürdistan” projesine karşı çıkacak kişi ve kuruluşları bertaraf için icat edildiği iddiamızın da teyit ve ilanıdır.        

 

Hadi ulusalcı-milli güçleri ve TSK’yı böyle bertaraf ettiler. İyi ama muhafazakâr kesimin “PKK’yla anlaşma ve Kürdistan” projelerini desteklediğini mi zannediyorlar? Çantada keklik görmüyorlar ki, “Kürt açılımlarıyla” eş zamanlı, bu cenaha yönelik atağa kalktılar.   

 

YÖK’ün üniversite katsayılarını düzenleyip, İmam-Hatiplilerin “önünü açması” ilk adım. Öncelikle belli bir kesimde yeniden “Laiklik elden gidiyor. Şeriat geliyor!..” korkusunu hortlattığı için AKP’ye artı bir getirisi oldu. Yeter ki, yolsuzluk, yoksulluk, ama illa da “ülkeyi bölme” projeleri konuşulmasın!..Hele katsayı projesinin öncüsü TÜSİAD’ın düşürüldüğü hal, her tarafı mennun etmeye yönelik o tırsık yazılı açıklamanın bile Mustafa Koç tarafından düzeltilmesi, AKP’ye yeter de artar!..Ama asıl hedef, ”Müslüman Cumhurbaşkanı, Müslüman parti” zannıyla AKP’yi destekleyenlerin yanı sıra, Milli Görüş, BBP, hatta MHP’liler. Baksanıza nasıl da “mağduriyet giderildi” diye seviniyor, iktidarı kutluyorlar. Bir süre için bile olsa ülkenin temel sorunları, bu cenahın da gündeminden düştü, yani yine AKP kazandı!...En önemlisi, “Bunca yıldır iktidardalar, Batı’nın bütün isteklerini yaptılar, ama bizim tek bir sorunumuzu çözmediler” diye düşünen tabanla, yeniden “güven tazelendi”, yeni beklentiler yaratılarak, yeni bir avans alındı.

 

İmam-Hatip meselesi ve devamı gelecek “dini açılımlar” için tarafların hiçbiri “kaybediyoruz-kazanıyoruz” sendromuna girmesin, zira topyekûn kaybediyoruz. Neyi mi; Türkiye’yi!..  

 

Öncelikle “Laiklik gidiyor” cephesi telaşlanmasın. Zira “kalmayan” şey gitmez!..Görünürdeki ölçü “türban” olduğuna göre bundan başlayalım. Devletin her kademesi “türbanlı” erkeklerle dolu…TSK dışında “hizmet özelleştirmesi” adı altında her kurumda işler özel firmalara devredildi, firmaların çalıştırdığı personeli AKP’liler belirliyor ve nedense çalıştırılan hanımların büyük bölümü “türbanlı”…Aslında Anayasa Mahkemesi, “AKP laiklik karşıtı eylemlerin odağıdır” kararını verdiği gün bu iş bitti. Şimdi tüy dikme sürecindeyiz. İmam-Hatip sadece ilk adımdı. Arkası var!..

 

Mesela YÖK Başkanvekili’nin, “Dini eğitimi cemaatler versin” açıklamasının, Ruhban Okulu’nun açılması kampanyasına denk getirildiğini fark ettiniz mi? Ruhban Okulu’nu açtıkları gün emin olun, “Hıristiyan’a tanınan hak Müslüman’dan esirgenecek değil ya” denilerek, din eğitimi özelleştirilecek, camiiler bile cemaat-tarikatlara göre ayrılacak.

 

Mesela, “Kürt açılımlarına” paralel, YAŞ kararlarına yargı yolunun açılması gündeme getirilecektir. İzninizle bu konuda bir parantez açıp, (özellikle de 28 Şubat sürecinde Prof. Dr. Mustafa Kahramanyol’un maruz bırakıldığı haksızlıklar yüzünden) son derece hassas olan milliyetçi-muhafazakar okurlara bir iki kelâm etmek istiyorum.

 

TSK bir siyasi parti, dernek veya örgüt değil, tamamen disiplin üzerine kurulu bir teşkilat. O yüzden de TSK düşmanı Batı’nın yargı organı AİHM’in Büyük Divanı bile, YAŞ kararlarına yargı yolunun kapalı tutulmasını onaylamıştır. Evet muhakkak haksızlığa uğrayanlar vardır, bunların bir şekilde giderilmesi, kararların daha titiz incelemelerden sonra alınması talep edilebilir, ama “tüm YAŞ kararları yargı denetimine tabi olsun” demek, o disiplin mekanizmasının alt-üst edilmesi, bugün birçok kurumda yaşandığı gibi, başka tür bir ast-üstlük mekanizmasının oluşması demektir. Bundan önce, şunu soralım; Demokrasinin temeli siyasi partilerde demokrasi var mı, Genel Başkanın kararları yargıya götürülüp, netice alınabiliyor mu? İşte en canlı örneği, MHP’de son yaşananlar!..Parantezi kapatıp, devam ediyorum.

 

Yine “Kürt açılımları” veya bunun ardından sırasını bekleyen Kıbrıs ya da Ermeni açılımları için belki 8 yıllık kesintisiz eğitim uygulamasından vazgeçilip, 5+3’e geçilmesi dahi söz konusu olacaktır.

 

Bunları nereden mi çıkarıyorum? Hatırlar mısınız, çok değil Aralık 2007’de bir “kelle” uyarısı da YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’a yapılmıştı. Neydi o uyarı, Özcan’ın ağzından kaçırdığına göre, hem Gül, hem Erdoğan, “Aman hocam, bir şey söylersin ipimizi çekerler demişti. Türbanı gündeme getirmek için 5 yıl “sabreden” Erdoğan, acaba YÖK’te 1.5 yıl geçmeden niye düğmeye bastı? Seçim hazırlığı olabilir mi? Veya sonradan “teşekkür” etse bile acaba katsayı operasyonundan haberdar mıydı? YÖK Başkanı’nın, Gül’e, Erdoğan’dan daha yakın durduğu, epeyce “ortak dostlarının” bulunduğu, operasyondan bir gün önce yaptığı iki atamayla YÖK dengelerini değiştirenin de Gül olduğu malum ya, ondan bu şüpheye düştüm. Her neyse, “Dini açılımlarda kim düğmeye bastı”dan ziyade, “Neden şimdi”si önemli. Doğru, o faili hala meçhul “kağıt parçası” çok şeyi yıktı, artık hiçbir şey eskisi gibi değil, açıkçası TSK engeli ortadan kalkmış gözüküyor. 

 

Ancak ben yine de Gül ve Erdoğan’ın, “Tamam, zamanı geldi, artık kendi gündemimize geçebiliriz” düşüncesiyle harekete geçtiğine, yani birilerinin iddia ettiği gibi “şeriat” peşinde olduğuna inanmıyorum. Niye mi? AB-ABD kızdığı için Cuma hutbelerinde, “En yüce din İslam’dır” ayetinin okunmasını yasaklayanların, yine onların isteği üzerine TCK’dan zina suçunu çıkaranların, misyonerliğin önünü açanların, azınlık vakıflarına sınırsız mal-mülk edinme hakkı tanıyanların, yurdun her bir yanında kilise açıp, apartman kiliselerini legalleştirenlerin “şeriat” gibi bir hedefi olamayacağından!..Baksanıza, Ermeni çetelerinin karargâhı Akdamar Kilisesi’ni vergilerimizle onarmaları yetmiyormuş gibi şimdi de ibadete açıp, tepesine haç dikmenin yolunu hazırlıyorlar. Demem o ki, aynen “AB’ye girecek-miş”teki gibi, sadece “şeriatı getirecek” “miş” gibi yapıp, hem “laiklik” tahrikiyle siyasi rant elde etme, hem de muhafazakar kitleleri o “ana projeler” tamamlanana kadar kontrolde tutma siyaseti izleniyor.      

 

O “ana projeler” için ne ocaklar yıkıldı, kimler ne ihaleler veya tehditlerle susturuldu, susturuluyor!..Ama dedik ya, başkaları da var. Mesela AKP içindeki milliyetçi veya Milli Görüşçüler, bir Erbakan Hoca, Numan Kurtulmuş, Haydar Baş, tek kişilik muhalefet ordusu Mehmet Şevket Eygi ya da milli cemaatler, acaba Türkiye’nin bölünmesini, “Kürdistan”ın kurulmasını, Ermeni soykırımı iftirasının tanınmasını, Patriğin ekümenliğinin tanınmasını, Kıbrıs ve Ege’den vazgeçilmesini ister mi? Evet, rejimle sorunları olsa bile, onların nazarındaki Türkiye hiç de “gavur malı, fethi vacip” bir ülke değil.

 

Peki bu engeller bertaraf edilmeyecek mi? Gördüğüm, onlara da “sus payı” için “Silivri” değil, ama “dini açılımlar” programı uygulanacak!..Tutar mı?..Yaşayıp, göreceğiz.