Köle kısaca;
güçlünün zayıfa hükmetmesi ve onu her alanda kullanması olarak
tanımlanabilir. İnsanlığın tarihi ile birlikte ortaya çıkan kölelik
Eskiçağ boyunca Yakın ve Ortadoğu Avrupa ekonomisinin sosyal
hayatının değişmez bir unsuru oldu.
Eskiçağ
boyunca emeğin veriminin düşük ve tekniğin ilkel olması köleyi en
büyük üretim aracı yapmıştır. Mısır, Roma, Yunan ve İslamiyet öncesi
Arap dünyasında kölenin yaşadığı şartlar son derece ağırdı.
Tek Tanrılı dinlerin ortaya çıkmasıyla kölelerin yaşadığı
şartlar biraz olsun yumuşamıştır. Özellikle İslamiyet’in doğuşuyla
birlikte köleler daha insancıl kavramda görülmeye
başlanmıştır.
Osmanlı
Devletinde, Osman Bey döneminde saray hizmetinde ve orduda kölelerin
kullanılması çok yaygın değildir. Osmanlı Devletinde kölelerin saray
hizmetinde kullanılması ve özellikle cariyelerin saraya girmesi,
Orhan Bey zamanında başlayarak gittikçe
arttı.
Sarayda ve
devlet hizmetinde kölelerden görevli yetiştirilmesi Osmanlı’ya Orta
Doğu İslam Devletlerinden geçmiştir. Osmanlı Devleti
köleleri başta saray olmak üzere devlet ve orduda
kullanmıştır.
Fatih
döneminde kurulan harem, cariyelik kurumunun oluşmasında ve
gelişmesinde ve revaç bulmasında büyük etken olmuştur.
Cariyelik kurumunun oluşması ve gelişmesiyle padişahlar Türk
kızlarıyla evlenme geleneğini terk ettiler. Kanuni’nin
Hürrem Sultan İle evlenmesiyle başlayan cariyelerle evlenme geleneği
ikinci Osman tarafından kaldırılmaya çalışılmışsa da daha sonraki
padişahlar cariyelerle evlenmeye devam
etmişlerdir.
Sarayda gelişen kölelik orduda da
işletiliyordu. Selçuklularda görülen gulam sistemi
Osmanlılarda 1362de benimsenen pençik kanunu gereğince acemi
oğlanlar olarak karşımıza çıkıyor. Fetihlerle elde edilen esirlerin
bir bölümü acemi teşkilatına alınır ordu için yetiştirilirdi. Bir
bölüm esirde saraya devlet hizmetinde eğitilmek üzere ayrılıyordu.
Saraya ayrılanlar Edirne sarayı, Galata sarayı ve At meydanındaki
İbrahim paşa saraylarında eğitiliyorlardı. Bosnalı Müslümanlar
doğrudan saray hizmetine alınıyorlardı.
Osmanlı
devletinde köle devlet hesabına kullanılan kölelerden ibaret
gelmiyordu. Konak köşk ve çevrelerinde kölelik görülmekte alt kesime
inildikçe ise pek rağbet görülmemekteydi. Buralarda görülen kölelere
efendileri iyi davranmak zorundaydı. Efendiler kölelere çoğunlukla
ana baba gibi davranırlar onların yetişmeleri için ellerinden geleni
esirgemezlerdi. Buralarda kadın köle olan cariyeler odalık olarak
alınır, erkek köleler ise ayak işlerinde
kullanılırdı.
Osmanlı Devletinde köleler özgürlüklerini kazanarak
halk arasına katılabiliyorlardı. Kölelerin özgürlüklerini
kazanabilmeleri üç yolla oluyordu ve Osmanlı’ya İslamiyet’ten geçen
Azadlık Kurumuyla gerçekleşiyordu.
Osmanlıda
kölelerin özgürlüklerine kavuşabilmeleri üç yolla oluyordu.
Birincisi; efendisi köleye ben öldükten sonra hürsün derse
köle hürriyetine kavuşabiliyordu.
İkinci olarak; efendisi köleye
sağlığında bundan sonra hürsün derse köle hürriyetine
kavuşabiliyordu.
Üçüncüsü de; kişinin bedelini ödemesiyle
gerçekleşiyordu. Kişi bedelini ödedikten sonra hürriyetine
kavuşabiliyordu.
Bunların
dışında efendisi cariyesiyle evlenerek ya da onu başkasıyla
evlendirerek kölesini hürriyetine
kavuşturabiliyordu.
Osmanlı Devletinde köleliğin belli bir süresi
vardı. Bu süre sonunda köleler hürriyetlerine
kavuşabiliyordu. Sarayda ve sosyal hayatta bu süre ,beyaz köleler
için dokuz, siyah köleler için yedi yıldır. Bu sürenin sonunda
kendilerine azatlık kağıdı verilirdi.
Osmanlı Devletinde kölenin diğer kaynağı ticaret
yoluyla elde edilen kölelerdi. Ticaret yoluyla kölelik üç
şekilde karşımıza çıkar: Kaçırma yoluyla, hediye yoluyla ve
ailelerin satışıyla köleleştirme.
Kaçırma
yoluyla kölelik hukuken yasak olmasına rağmen, insanlar kaçırılarak
esir pazarlarında satılırlardı. Kaçırma yoluyla
köleleştirmenin cezası ölüm olmasına rağmen bu olayın önüne
geçilememiştir. Kaçırılma yoluyla kölenin kaynağını başlıca
üç bölge oluşturuyordu.
1)Macaristan,
Eflak, Boğdan, Rusya, Polonya ve Ukrayna.
2)Kafkasya.
3)Afrika.
Kaçırılma
yoluyla kölelik çeşidinde korsan ve deniz haydutlarının rolü de
büyük olmuştur.
Doğu
Anadolu’da Kürtler Ermeni köylerine baskın yaparlar bunlar
“Yezididir” diyerek Ermenileri
satarlardı.
Ailelerin
satışı ile köleleştirmede aileler kendi rızalarıyla çocuklarını
satarlardı. Bu şekilde kölelik Kanuni devrinden başlayarak 20.yy’lın
başlarına kadar görülmüştür.
KÖLENİN GÖRÜLDÜĞÜ ALANLAR
Osmanlı Devletinde, devlete ve özel şahıslara ait olmak üzere iki
türlü köle görülmekteydi.
A)
DEVLETE AİT KÖLELER :
Osmanlı
Devletinde halka raiyye veya bunun çoğulu olan reaya denmektedir.
1) ORTAKÇI KULLAR :
Ortakçı
kullar devlete ait hassa çiftliklerinde çalışırlar. Bunlar
genellikle sultanların ve yönetici sınıf üyelerinin mülk ve
vakıflarında çalıştırdıkları savaş tutsakları yada satın aldıkları
kölelerdir.
2) KAPI KULLARI :
Osmanlı Devleti kurulduğu ilk yıllarda artan fetihler sırasında
düzenli ve daha fazla askere ihtiyaç duymuştur. Osman ve Orhan Bey
dönemlerinde mevcut ordunun gittikçe büyüyen ihtiyaçları
karşılayamadığı I.Murat döneminde daha da
belirginleşmişti.
Bu ihtiyaçtan dolayı savaş esirlerinden
askerlik yapmaya elverişli Hıristiyan çocuklarının beşte birini kısa
bir süre Türk terbiyesi verilerek yeni bir askeri sınıf meydana
getirildi. Bu teşkilatlanma kapıkulu ocaklarının temelini
oluşturmuştur. Kapıkulu Ocakları ve bunların başında yer alan
yeniçeri teşkilatı, Osmanlı ordusunun en önemli vurucu
güçlerindendir. Yeniçeri ocaklarına asker temin eden iki önemli
kaynak vardı:
a) Pençik Sistemi ve Acemi Ocakları
I.Murat döneminde Karamanlı Rüstem’in teklifiyle çıkarılmış olan
pençik kanununa göre; savaş esirlerinin beşte biri devlet hesabına
ve asker ihtiyacını karşılamak üzere alınıyordu. Ankara Savaşı’na
kadar pençik oğlanları yeniçeri ocağının asker ihtiyacını
karşılamıştır.
b)
Devşirme Usulü ve Acemi Oğlanları
Çeşitli hizmetlerde kullanılmak üzere Osmanlı tebaası bazı
Hıristiyan çocuklarının toplanmasıdır. II.Murat zamanında
kanunlaştırılmıştır. Devşirme kanununa göre devşirilen çocuklar önce
Müslüman olur, adları Türkçe olarak değiştirilirdi. Becerikli ve
seviyeli olanlar saray için seçilirdi, diğerleri Türk köylerine
dağıtılırdı. Türk köylerine dağıtılan çocuklar Türk ailelerin
yanında hizmet ederler, İslamiyet’i ve Türkçeyi öğrenirler daha
sonra acemi oğlanı yazılırlardı. Devşirme kanuna uygun yapıldığı
sürece iyi sonuçlar vermiştir. Daha sonra rüşvet karışmış ve
devşirme sistemi bozulmuştur. Devşirme sisteminin bozulması yeniçeri
ocağının da bozulmasına sebep olmuştur.
KAPIKULU ASKERLERİ VE YENİÇERİLER
:
Kapıkulu
padişaha bağlı olan, daimi ve maaşlı; yaya ve atlı ordudur. Kapıkulu
askerlerinin temelini yeniçeriler oluşturur. Avrupa’nın ilk daimi
ordusu yeniçeriler, Osmanlılara savaş alanında büyük bir üstünlük
sağlıyordu. Yeniçerilerin Osmanlı Devleti’nin genişlemesinde büyük
katkıları olmuştur. Osmanlı Devletine 464 yıl gibi uzun bir
süre hizmet eden yeniçeri ocağı belli bir süre sonra bozulmuş ve
1826 yılında kapatılmıştır. Yeniçeri Ocağı’nın kapatılışına
Vaka-i Hayriye adı verilmiştir.
3) OSMANLI’DA
HAREM
Topkapı
Sarayın’da padişahın evleri ve aileleri bulunduğu yere başkasının
girmesi yasak anlamında harem denir. Haremde padişahın annesi valide
sultan, padişahın hanımı, hasekiler şehzadeler, padişah kızları,
ustalar, kalfalar ve cariyeler bulunurlar. Padişah haremin efendisi,
padişahın annesi valide sultan ise Harem’in reisi
konumundadır.
Osmanlı Sarayında cariyeler Orhan Bey döneminden
itibaren görülmeye başlanmıştır. Fatih döneminden itibaren ise
sarayda cariyelerin sayısı oldukça artmıştır. Haremde iki tür cariye
bulunmaktadır:
Birincisi; hizmetçi konumundaki cariyeler,
İkincisi de; eş konumundaki
cariyelerdir.
Hizmetçi
konumundaki cariyeler sarayda para karşılığı çalışırlardı. Bunlar
başkasıyla evli olabilirlerdi. Evli olmayan cariyelerin ise
başkasıyla evlenmesi mümkün olmadığından bunlar padişahın veya
şehzadelerin haremine girebilirlerdi. Başkasıyla evli olan
cariyelerin ise saraydan herhangi bir kişiyle cinsi münasebeti
olamazdı. Acemiler, cariyeler, kalfalar ve ustalar. Bunlar aldıkları
belli ücretler karşılığında haremde hizmet
etmektedirler.
Eş konumundaki cariyeler ise; padişahın nikah yaparak ya da nikah
yapmadan yaşadığı cariyelerdir. Bu tür cariyelerin sayısı fazla
değildir. Eş konumundaki cariyeler iki bölümde
incelenebilir:
Birincisi; azad edilerek nikahlanmış cariyelerdir. Bunlara haseki
sultan veya kadın efendi denirdi. Bunların içinde padişahtan
çocuk doğuranlara haseki ünvanı verilirdi. Sayıları yediye
kadar çıkardı. Konumlarına göre baş kadın, ikinci kadın diye
sıralanırlardı.
İkincisi ise; padişahın nikahsız olarak yaşadığı
cariyelerdir. Bunlara ilkbal, gözde ve peykler denir. Kadın
efendi olabilecek ilk dört cariyeye gözde, ikbal adayı olabilecek
cariyelere de peyk denirdi. Padişahların en fazla dört ikballeri,
dört gözdeleri ve dört tane peykleri olabilirdi. Yani ikbal, gözde
ve peyklerin toplam sayısı 12yi geçmezdi.
B) ŞAHISLARA AiT
KÖLELER
Şahıslara ait köleler iki kısımdır. Birincisi
gerçek şahıslara ait kölelerdir. Bunlar genellikle özel şahısların
çobanlığını yapar, ev, tarla ve bahçe işleriyle uğraşırlardı.
Kadın köle olan cariyeler ise; köşklerde, varlıklı ailelerin
evlerinde ve konaklarda hizmet ediyorlardı. Alt kesime inildikçe
kölelik pek rağbet görmezdi. Konaklarda köle kullanılması
gösterişten ileri gelmektedir. Nitekim bir paşanın ağırlığı, birazda
kullandığı köle ve cariye sayısına göre de
değerlendirilebiliyordu.
İkinci olarak da vakıflarda ve yarı resmi müesseselere ait
kölelerdir. Bunlar vakıfların ve yarı resmi müesseselerin işleriyle
meşgul oluyorlardı.
KÖLE TİCARETİ
Osmanlı Devletinde köle ve cariye alıp satan kişiye
esirci denirdi.,
Esirciler I.Murat döneminden
itibaren görülmeye başlanmıştır. Savaşlarda devletin beşte birlik
payı dağıtıldıktan sonra geri kalan esirler savaş meydanlarında
tüccarlara satılıyorlardı. Savaş meydanlarında satılamayan esirler
ise merkez şehirlerde esircilere yada satın alma gücüne sahip
kimselere satılıyordu.
Kaçırma yoluyla köle yapılanlarda
yine merkez şehirlerde esir tüccarlarında toplanırdı.
Osmanlı ülkesinde esir alım satımı serbest olduğundan,
esircilik meslek haline gelmiş ve bu mesleğin başına Esirciler
Kethüdası getirilmişti. Esircilik karlı bir işti ve
esirciler zengin ticaret adamları arasında sayılıyordu.
İsteyen herkes esirci olamıyordu. Esirci esnafının iyi
tanınması gerekiyordu. Esirci esnafı içinde çeşitli kötülüklerde
bulunan ve kanuna aykırı hareket edenler bu işten atılıyordu. Bazı
durumlarda işten atılma cezasının hafif geldiği kanuna aykırı
davranan kişilerin esir pazarı kapısında asıldıkları görülmekteydi.
Esirciler sıkı kontrol altında tutuluyorlardı. Kadın esircilerin
hareketleri daha sıkı kontrol
ediliyordu.
Diğer esnaf teşkilatı gibi esircilerde bir loncada
toplanmışlardı, kethüdaları, yiğitbaşları vardı. Büyük
bestekar, musiki bilgini Mustafa İtri Efendi de Esircilik
Kethüdalığı yapmıştır.
Osmanlı Devletinde;
kölelerin alınıp satıldığı yerlere esir pazarları deniyordu. İlk
dönemde yerleşik olmayan esir pazarları vardı. Panayırların bir
bölümünde esir alış verişi yapılmaktaydı. İlk esir pazarı Bursa’da
kurulmuştu. Fatih dönemine kadar dağınık ve düzensiz bir şekilde
sürdürülen esir ticareti İstanbul’un fethinden sonra düzene
girmiştir.
Sınırlar genişledikçe Edirne, Macar Türk sınırına
yakın şehirler, Midilli, Batı Afrika’da Dorfur şehri ve Mısır’da
esir pazarları kuruldu.
Prensip olarak Osmanlı da
gayrimüslimlere Müslüman köle satmak yasaktı. Osmanlı
Devletindeki köle anlayışıyla Batıdaki köle anlayışı son derece
farklıdır.
Batıdaki köle, üretim aracı olarak
görülmekte iken; Osmanlıda üretim aracı olarak görülmeyip daha
insancıl yaşam koşullarına sahiptirler ve Osmanlıda kölelerin
hakları kısıtlanmamıştır. Osmanlı Devletinde köleler siyasi
ve askeri alanlarda yüksek makamlara erişebilmişler ve Osmanlı
yönetiminde söz sahibi olmuşlardır.
Osmanlı Devletinde
ordunun çekirdeğini oluşturan yeniçeriler kölelerden meydana
geliyordu. Yani Osmanlı Devleti kölelerine ülke savunmasını emanet
etmiştir.
Fatih
döneminden itibaren Osmanlı bürokrasisi devşirmelere teslim
edilmiştir. Bir devşirme olan Sokulu Mehmed Paşa Sadrazamlığa kadar
yükselmiş ve Osmanlı yönetiminde söz sahibi olmuştur.
Yine
Fatihden itibaren Osmanlı padişahları cariyelerle yaşamaya
başlamışlar, Kanuninin, Hürrem Sultana nikah kıymasından itibaren,
Genç Osman hariç, padişahlar arasında cariyelerle evlenmek gelenek
haline gelmiştir ve Türk kızlarıyla evlenme geleneği terk
edilmiştir. Cariyelikten gelen Hürrem Sultan ve Kösem Sultan gibi
padişah hanımları dönemlerinde Osmanlı yönetiminde etkili
olmuşlardır.
KAYNAKÇA
1) AKGÜNDÜZ Ahmed, Kölelik Cariyelik Müessesesi ve
Osmanlı’da Harem, İstanbul 1995.
2) AKGÜNDÜZ Ahmed, Öztürk Said, Bilinmeyen
Osmanlı, İstanbul 1999.