|
Avrupalıları insan
haklarına, düşünce özgürlüğüne ve kişi haklarına saygılı olarak
tanır ve biliriz. Kendi ülkelerinin dışında bir sineğin kanadına
bile zarar gelse, bunu o ülkeye karşı hemen sorun ederler. Yanlış
bulmam bu durumu, şüphesiz haklılar. Ancak ülkeleri
sivrisinek istilasına uğrayınca onlardan kurtulmak için bin bir
çeşit zehirli ve güzel kokulu ilaç kullanırlar.
Avrupalı doğaya da sayglıdır, başka ülkelerin inşaa ettiği
barajlara, doğa, tarih, kültür su altında kalan coğrafya diyerek
karşı dururlar. O barajların yapılmaması için ellerinden geleni
yaparlar. Bunu da aslında doğru bulurum. Başka ülkelerin su gücünü
ellerinde bulundurmaları kabul edilmez şüphesiz. Güçlü olunacaksa
biz Avrupalılar olalım derler.
O ülkelerdeki su altında
kalacak şehirler ve köyler ile ilgili televizyonları için bir biri
ardı sıra belgesel filmler hazırlar ve onu tekrar tekrar
gösterirler. Ancak kendilerinin su altında kalan şehirlerine
ve köylerine sıra gelince film falan yapmayı bırakın,
televizyonlarında haber bile yapmazlar. Aksi taktirde
hükümetlerinin acizlikle suçlanacağını bilirler.
Bu sene
Avusturya’da yaz sürekli yağmurlarla geçiyor. Bir gün güneş, beş gün
yağmur. Sadece Haziran ve Temmuz ayında o kadar yağmur yağdı ki,
köyler, kasabalar ve şehirler sular altında kaldı. Hatta eyalet
başkentlerini su bastı. Müzeler yerlerinden kaldırıldı.
Televizyonlarında bu konuda haber yapmayı bile düşünmediler.
Düşünce özgürlüğüne de saygılı olduklarını, çeşitli
ülkelerdeki insan hakları zedelemelerine de duyarlıdırlar. Bunu da
doğru bulurum, zira normali budur. Buna rağmen insan
haklarının ve düşünce özgürlüğünün zedelendiği ülkelere mermi ve
polis copu satarlar. İşkence aletleri sergisine insan
haklarının çiğnendiği ülkenin polislerine davet gönderir, gelsinler
de teknolojinin son geliştirmiş olduğu yeni işkence aletlerini
tanısınlar isterler. Ancak onların kullanılmasına izin vermezler.
İşkence aletlerinin, copun ve merminin kullanılmasına izin
vermemelerini de doğru bulurum. Fakat bunların sofrada misafirlere
ikram edilecek yiyecek ve içecekler olmadığını ve süs eşyası olarak
bir yerlerde sergilenemeyeceğini de bilirler.
Gazetecilerin,
yazarların tutuklanmasına ve onların yazamamalarına çok ciddi
şekilde karşıdırlar. Doğrusu da budur zaten, gazeteciler, yazarlar,
üniversite hocaları toplumun eğitmenidirler. Korkususzca yazmalı ve
konuşmalıdırlar. Ancak bu kesime sadece ismini burada belirtmek
istemediğim, Avrupalıların ellerinden ödüller ve Avrupa Birliği
fonlarından beslenen Türkiye’deki yazar ve çizerler olmamalıdır.
Avrupa’ya muhalif olan aydınlar için de bu hak olmalıdır,
onların da düşünce, fikir özgürlüğü korunmalıdır.
2.
Ergenekon tertibi davasının başlamasından sevinçten kesme şekeri
olan Avusturya basını; tutuklular ve yargılananlar arasında
bulunan yazarları, gazetecileri, parti başkanlarını, üniversite
hocalarını görmezden geldiler.
Ergenekon tertibinde
yargılanan Aydınlık Dergisi yazarı Emcet Olcaytu, Cumhuriyet
Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, Yeni Parti Genel Başkanı
Tuncay Özkan, gazeteci Emin Şirin, Cumhuriyet Başyazarı İlhan
Selçuk, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Ulusal Kanal
Ankara Temsilcisi Hikmet Çiçek, Ergun Poyraz ve diğerleri Avusturya
basınında gazeteci ve yazar olarak kabul görmedi. Onların da
tutuklu olduklarını görmediler, duymadılar ve yazmadılar.
Onlar sadece iki generalin yargılanmasının sevincini
gazetelerindeki köşelerine taşıdılar.
Bir gazete vardı ki,
sevincine diyecek yoktu.
Öyle sevinçliydi ki, Avusturya
Milli Eğitim Bakanlığı’nın geçtiğimiz günlerde kaybetmiş olduğu 617
milyon Avro parayı bulmuş kadar mutluydu. Gazete, sürekli yağan
sağanak yağmurun yol açtığı su baskınlarının sebep olduğu
milyarlarca zarar tazmin edilmişçesine, mutluluktan uçarak
yazıyordu. Gazetenin köşe yazarı ülkede her gün biraz daha artan
işsizlik oranı ciddi şekilde aşağı indirlmişcesine kalemine
sarılmış, ağzı kulaklarına varmışcasına yazıyordu. Bu
mutluluktan uçan gazetenin çıkışında kullanılan sermayenin İsrail’e
dayandığını belirtirsem, iki generalin yargılanmasının sevinci daha
iyi anlaşılır diye düşünüyorum.
Yabancı kökenli
sermaye ile çıkan ve ayakta kalan gazetenin yorum yazarı
“Türkiye’nin Avrupa standartlarında olduğunu” belirtiyor ve
diyordu ki, “Ergenekon sürecini Avrupa Birliği’nin görüşmelerde
elde etmiş olduğu bir başarı olarak kabul etmek gerekir”.
“Zira” diyordu gazetenin yazarı, “Türk Silahlı
Kuvvetleri’nin siyasi gücünün etkisinin sınırlandırılması Avrupa
Birliği’nin bir talebidir.”
Ergenekon davasına ait
haberleri takip ediyorum. Bunu da yapabilmek için Aydınlık
Dergisi’ni abone oldum. Burada her okurumu Aydınlık Dergisi’ni takip
etmeye davet ediyorum. Dergi, “Ergenekon davasının emri Avrupa
Parlamentosu tarafından verilmiştir” diye yazmıştı. Aydınlık
yazmıştı da, ben abartıyorlar demiştim. İsrail sermayesi ile çıkan
ve yaşamını da gene o sermayeye borçlu olan gazetenin yukarıdaki
tespitini okuduktan sonra, aylar önce derginin yapmış olduğu
haberciliğin abartı olmadığını, bir gerçeklik olduğunu kabul ettim.
2. Ergenekon Davası’nın başlamasına Avusturya’nın en
başta ciddi görünümlü gazeteleri 21 Temmuz sayılı nüshasında
sayfalarında geniş yer verdi.
Türk Silahlı
Kuvvetleri’nin iki generalinin “darbecilik suçundan” yargı önüne
çıkarılmasını “Türkiye’de gerçek bir devrim” olarak yorumladılar ve
bu devrimi yaratanın da Recep Tayyip Erdoğan olduğunun
altını çizdiler.
“Devrimci” Recep Tayyip Erdoğan’ın
karizmatik, düşünür, demokrat, sportif fotoğraflarıyla da haberleri
süslemeyi de ihmal etmediler. İhmal ettikleri bir şey vardı ki, o da
Türkiye’de askeri darbeleri Amerikalıların yaptığıydı, sivillerin ve
emekli askerlerin darbe yapamayacaklarını ve içerde olanların bir
çoğu askeri darbelerde 12 Mart’ın 12 Eylül’ün zindanlarında
bulunduklarını belirtmemekti. Bu ikiyüzlülük müdür diye Birol Ertan
hocama sorsam kesinlikle evet der. Ancak ben ikiyüzlülük olduğunu
düşünmemekteyim, bu Avrupalının ulusal güçlere karşı tavrıdır derim.
Avusturya basını “AB ve AKP devrimcilerinin”
ellerinden “devrimciliklerini” alıp R. T. Erdoğan’a vermiş oldular.
AKP’nin kanatlarının altından başka neye ve nereye sığınırlar
bilinmez gayri. Avrupa’da kendilerini piyasaya sürdükleri AB ve ABD
devrimciliği ellerinde alınarak, açıkta kalacaklar.
|