Dünya23 Temmuz 2009 00:00

Batı'nın Bencil Gözü - Turgut A. Karabekir

Avrupa'daki savaşlarda yıpranan Fransa, Güney Florida ve Luisianna'yı satmaya mecbur oldu. Kuzeyde, Fransa ile Avrupa'da savaşta olan İngiltere, kanlı çatışmalardan sonra, Kanada'daki yerleri hariç diğer bölgelerinden çekildi. İspanya savaşı kaybedince Güney Batı'daki topraklarından çekilmek zorunda kaldı. Birliğin nüfusu, olanakları ve gücü artarken komşularının zayıflamaları, kolonistlerin kendi donanmalarını oluşturmalarına fırsat verdi. 19. yüzyılda Amerikan Donanması okyanusta etkin olmaya başladı. Akdeniz'e uzanınca, Osmanlı Donanması'nın yüzyıllardır süren egemenliğine barbarlık dediler. Ticaretlerini istedikleri şekilde Ortadoğu'ya da ulaştırmanın doğal hakları olduğunu savundular.acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadadiscount drug coupons click free discount prescription cardfusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acnerenovation vejle renovation skive renovacialis walgreen coupon site cialis couponmicardisplus 80/25 mg ilkpirlantam.com micardis plus 80 12.5 mg

Batı'nın Bencil Gözü

Turgut A. Karabekir

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
www.acikistihbarat.com

23.07.2009

Amerikalı liderlerden George Washington'un, Kızılderililere yönelik

'Siz ve biz aynı topraklarda doğduk, beraber yaşayabilmeliyiz, bizim yöntemlerimiz daha medenidir ve gelişmeye açıktır, siz bizim gibi olun'

yaklaşımı günümüzde Ortadoğu'yu anımsatıyor.

Usame bin Ladin'in anlayışı Ortadoğu'da olup bitenlerin tamamını Batılıların yaklaşımına bağlıyor. Ladin, servetini fedai yetiştirmek yerine cahil halkı eğitmeye harcamayı düşünmüyor. Bölgedeki halkın bir arada yaşayamadığı gerçeği tarihi gerçek olarak duruyor.

Eski çağların Atinalıları, istediklerini elde etmenin doğal hakları olduğuna inandılar ve fetih peşinde koşmaktan huzur içinde yaşayamadılar. Derin izler bırakan Romalılar da başka ülkeleri zapt ettikçe, demokratik kurallarının temel ilkelerini yozlaştırdılar.

İngilizler, İrlanda ve İskoçya topraklarına göz diktikleri zaman, onları gelişmemiş, hayvancılık ve balıkçılıkla uğraşan zorlu, hain, yoksulluk içinde kıvranan, ıslah edilmesi gereken topluluklar olarak kabul etmişlerdi. Topraklarını almakla onlara uygarlık götürerek iyilik yapmış olacaklarını söylerlerdi.

Atinalılardan on beş yüzyıl sonra, Avrupalılar Yenidünyayı istilaya başladıklarında, kıtanın yerlisi olan Kızılderilileri de hayvandan farklı görmediler. Avrupa adet ve yaşamını öğrenmelerini bekleyip, gerçekleşmediğinde, suçun onlarda olduğuna kendilerini inandırıp, sorumluluğu hasır altı etmek yolunu seçtiler. Tarih boyu hiç değişmeyen ihtirasın, Amerikalıların öngörü ve öz yargıyı bastırarak, bütün bir kıtanın halkını nasıl yok ettiklerini, öz ilkelerini çiğnediklerini anımsamak, Büyük Ortadoğu Planı'nın uygulamalarını değerlendirmek bakımından büyük önem taşıyor.

AMERİKA'NINTARİHİ

Avrupa'daki, (monarşi) tekerklik, asilzadeler sömürüsü, zulüm, ve din baskısından kaçan göçmenler, Kuzey Amerika'nın doğu sahillerinde tutunmayı başardılar. Gelenlerin çoğu Anglesakson püritanlardan oluşmuşsa da, içlerinde her seviyeden kimseler de vardı.

Kısa zamanda yeni dünyanın bolluklarına ve sağlayacağı olanaklara hayran kaldılar. Kendilerine yardım eden, hatta açlıktan kurtaran, ev sahibi Kızılderililerin yerlerini alarak büyümek yolunu tuttular. 1660'da sayıları 75.000'e varmışken 1760'da 1.6 milyona erişti. Sayı artıkça yeni topraklara olan ihtiyaçları da büyüdü.

Kuzey Amerika on sekizinci yüzyıl başlarında, doğuda bugün Amerikalı dediğimiz Kolonistler, kuzeyde İngilizler ve Fransızlar, güney doğuda ve Missisippi vadisinde Fransızlar ve İspanyollar, güney batıda da, İspanyollar tarafından işgal edilmeye başlamıştı. Göçmenler (Kolonistler) kalıcı olunca kendilerine ülke kurmak çabasında girdiler. Avrupalılar ise gasp ettikleri yerleri müstemleke olarak yönetip, kendilerine okyanusların ötesindeki barbar toplulukları uygarlaştıran ajan olarak baktılar.

O zamanlar Avrupa'da da büyük güç olan, İngiltere, Fransa ve İspanya, yeni kıtada da etkindi. Kolonisteler henüz gelişmekte olduğundan her bakımdan bu büyük ülkelerin himayesine muhtaçtılar. Yeni topraklara olan ihtiyaçları, toprakların sahibi güçlerle işbirliği yapmalarını güçleştirmekteydi. Kaynakların bolluğu nedeniyle ülkenin geleceği ticarete bağlı olduğu halde, ne kaynaklarını koruyacak ne de ürünlerini Avrupa pazarlarına gönderecek olanağa sahiptiler.

Bağımsızlık ihtilallerini gerçekleştiren Amerikalılar, savaşın insan yaşamında normal ve kaçınılmaz olduğunu savundular. Aynı zamanda da, ticaretin ülkeleri birbirine yaklaştırarak çatışmaları azaltacağını söylediler. Diğer yandan da dinin yayılmasını uygarlığın yayılmasının ön koşulu olarak gördüler.

Yeni ülkenin en büyük gücü fertlerinin asilik derecesine varan hürlükte olmaları, hiçbir bağlılık zorunlulukları olmamasıydı. Amerika Birleşik Devletleri Anayasası da; Bağımsızlık, Özgürlük, Eşitlik, Din'e inanç, ve Ticaret üzerine kuruldu.

Her on yılda ikiye, üçe katlanan nüfusla ülkenin genişlemesinin devamlılığı Kızılderililerin ellerinden topraklarını almaya bağlıydı. Kızılderililer mülkiyete gerek görmeyen, kendilerine göre derin bir filozofileri, örf ve adetleri olan sulhçu kavimlerdi. Yöreyi kendi yaşamlarına yetecek kadar kullanmakla yetinerek, avcılık ve balıkçılıkla geçinirler, kalıcı bir mesken kurmaz, aralarındaki bölge kavgalarının dışında, düzenli savaş nedir bilmezlerdi,

Bir taraftan insanlık, adalet ve cumhuriyet kuralları, diğer taraftan genişlemeye olan iştah, Washington, Adam Smith, Hamilton, Jefferson, Franklin gibi zamanın aydın liderlerini çelişkiler içinde bıraktı. Yapılan anlaşmalar daima Kızılderililerin topraklarını yitirmesine neden olurdu. Aradan birkaç yıl geçince kolonistler Kızılderililere bırakılmış yerlere tecavüz ederler ve yeniden anlaşma yapılır, her seferinde Kızılderililer yeni kayıplara uğrarlardı.

Uzun yıllar bu çelişkiye şerefli bir bahane bulmaya çalışan liderlerden George Washington,

"Siz ve biz aynı topraklarda doğduk, beraber yaşayabilmeliyiz, bizim yöntemlerimiz daha medenidir ve gelişmeye açıktır, siz bizim gibi olun"

derken, çok zaman söylediklerine kendileri bile inanmadılar.

GÜNÜMÜZÜ ANIMSATAN TARİH

İnsanoğlunun daha fazlayı isteme hırsı, bin yedi yüz yıl evvelki Atina'nın tutumu, aynen devam etti. Amerikanın büyümesi olayları on sekizinci yüzyılın medeniyetler çatışmasıydı diyebiliriz.

John Quincy Adams göre,

"Kızılderililerin topraklarda hak iddiaları Amerika'nın Büyük Planı'na aykırıydı!"

Bu Büyük Plan mefhumu hiç şüphesiz bize Ortadoğu'yu anımsatıyor.

Kolonistler genişlemek yolunda, kuzeydeki İngilizlerin elindeki toprakları almak için güneydeki Fransızlarla anlaştılar, güneydeki toprakları almak için kuzeydeki İngilizlerle anlaştılar. Ve yavaş yavaş bütün Kuzey Amerika'yı ele geçirmeye başladılar. Fakat bu da yeterli değildi, büyüdükçe artan ürünlerini satabilmek için dış pazarlara erişmek gerekiyordu.

Okyanusa donanmalarıyla hakim olan Fransa, İngiltere ve İspanya'yı birbirlerine düşürerek, zaman zaman taraf değiştirerek, asrın sonlarına kadar onların himayesini sağlayabildiler. Anlaşmalara kısıtlılık getiren şartları çok zaman ihlal ettiler.

Avrupa'daki savaşlarda yıpranan Fransa, Güney Florida ve Luisianna'yı satmaya mecbur oldu. Kuzeyde, Fransa ile Avrupa'da savaşta olan İngiltere, kanlı çatışmalardan sonra, Kanada'daki yerleri hariç diğer bölgelerinden çekildi. İspanya savaşı kaybedince Güney Batı'daki topraklarından çekilmek zorunda kaldı.

Birliğin nüfusu, olanakları ve gücü artarken komşularının zayıflamaları, kolonistlerin kendi donanmalarını oluşturmalarına fırsat verdi. 19. yüzyılda Amerikan Donanması okyanusta etkin olmaya başladı. Akdeniz'e uzanınca, Osmanlı Donanması'nın yüzyıllardır süren egemenliğine barbarlık dediler. Ticaretlerini istedikleri şekilde Ortadoğu'ya da ulaştırmanın doğal hakları olduğunu savundular.

Jefferson'un,

"Şimdiye kadar ticaret, savaşların nedenini değiştirmekten başka bir şey yapmış mıdır"

sözünü anımsamakta yarar var.

İki asır sonra buna küreselleşme adı verilecek ve ABD sitili ekonomi bütün dünyayı saracaktı.

Quincy Adams, "Özgürlük güçtür" demişti. Bütün büyük güçlerin problemi, uygar ve demokratik de olsalar, gücün kullanımı ile özgürlük, ahlak ve adaletin nasıl bağdaştırılacağı olmuştur.

Fransız aydınlanması Amerikan ihtilalinin öncülüğünden kaynaklandı ise de, tekerklik daha yıllarca devam etti. Amerikalılar ise bir daha özgürlüğü bırakmadılar, kendilerinin insan gelişmesinin öncüleri olduğuna, uygarlığı yaymanın kendi hak ve sorunları olduğuna inandılar. İlerlemeyi yaymanın önünde duranları uygarlaştıracaklarına, gerekirse yok edileceklerine, nasıl olursa olsun, toprakların zapt edilip yerleşime açılacağına kararlıydılar.

1817 de Quincy Adams,

"Şayet bütün Amerika kolonileri birleşirse, biz dünya ülkeleri topluluğunun çok tehlikeli bir üyesi, aksi halde de birbirine düşman parçalanmış bir ülke oluruz"

demişti.(1)

Nitekim yüzyıl sonra Güney-Kuzey iç savaşı kardeşi kardeşe saldırttı. Güneyin esir çalıştırmasına karşı olma bahanesiyle başlayan kanlı savaşlarda, çıkarlar çarpıştı. Bu anlayış içinde gelişen, bir yandan demokrasi ve özgürlük öncüsü, diğer yandan doymayan bir istilacı Amerika'yı, iki yüzyıl sonra Ortadoğu keşmekeşi içinde buluyoruz.

ORTADOĞU'DA SORUNUN TEMELİ

ABD'nin Büyük Ortadoğu Planı'nı uygulamasındaki başarısızlığından sonra yeni bir çözüm arama süresi yaşanırken, en çok konuşulan da Irak'taki askeri gücü azaltmak veya çoğaltmak. Esas açıklık gereken ise, savaşın kiminle yapıldığı ve yapılacağıdır.

Düşman kimdir?

İran bağlantılı Şiiler mi? Sadr'a bağlı Şiiler mi? Sünniler mi? Kürtler mi? El Kaide'mi? Taliban mı? Hamas mı? Hizbullah mı? Saddam taraftarları mı? Yoksa düşman yok da beraber yaşamak istemeyen topluluklar mı var? Yoksa sadece sorun istilacı haline düşen ABD'nin varlığı mı? Hıristiyanların Müslümanları hakir görmesi mi? Bölgenin zengin kaynaklarını kontrole almak mı? ABD'nin yöredeki çıkar ve gayelerinin bölge sakinlerinin doğal haklarına aykırı düşmesi mi?

ABD'nin bir numaralı düşmanı Saddam 1980'de İran'a saldırdı, 1983'de Donald Ramsfeld Saddamı Bağdat'ta ziyaret etti, ABD dört yıl ona yardım etti.

1990'da ABD'den aldığı cesaretle Saddam Kuveyt'i işgal etti, ABD bu fırsatı kullanarak Arap yarımadasına yerleşti. ABD Kürtleri Saddama karşı ayaklanmaya teşvik etti, sonra Saddam'ın onları yok etmesini kenardan seyretti.

2006'da da Saddam'ı Kürtleri öldürme suçuyla astı. Saddam son nefesinde yaptığı uyarı, Eugene Robinson'a göre: "Şayet fütursuz Saddam'ı bir köpek gibi asabilirlerse, aynı şeyi herkese yapabilirler" oldu.(2)

Yukarıdaki soruların yanıtını vermemek, Ortadoğu'daki problemlere yalnız Batı'nın bencil gözüyle bakmak, soruna çözüm bulunamamasının temelinde yatmaktadır.

Osama bin Ladin'in konuşmalarını derleyen kitap(3) incelendiğinde birçok soru akla geliyor. Dikkate alınması gereken Ladin'in tekrarlarla dolu, tek açıdan yaklaştığı, koyu din anlayışı değildir. Dikkate değer, Hıristiyanların nasıl Müslümanları, biz siz ayrışmasına sokmasının, acı hıçkırıklarıdır. Batı emperyalizminin, sömürge sisteminin, geri kalmış topluluklarda bile, artık çağımızda eskiden olduğu gibi kabul edilemeyeceğinin seslendirilmesidir.

Geçen yüzyılın başından beri devam eden Batı emperyalizminin Ortadoğu'daki etkilerini anımsamamak başını kuma gömmektir. Yapılanları türlü isimler altında saklamaya çalışılmasını ise, artık çıkarları olanlardan başka kimse kabul etmeyecektir. 

LADİN'İN BİLMEDİKLERİ

Ladin'in yazdıklarını incelediğimizde, onun da Kolonistler gibi olayları tek yönlü düşünmek istediğini görüyoruz.

Ladin bütün yazılarında, yıllardır Müslümanların haklarının yendiğini, topraklarının istila edildiğini, mallarının yok pahasını ellerinden alındığını, insan yerine konulmadıklarını, hakir görüldüklerini savunuyor. Bunları kanıtlamak için gerçek olan çok örnekler veriyor. Amacının; Müslüman topraklarında tekerkliği kaldırmayı, emperyalist ve taraftarlarını kovmayı, kaynakları kendilerinin kullanma haklarını, din kardeşlerinin refah ve mutluluklarını sağlamak olduğunu söylüyor. Bunların Batılılar tarafından ellerinden alınmış olduğunu ve artık karşı koyulacağını belirtiyor. Olanlar için de, en başta ABD'yi ve Ziyonist İsrail yönetimini suçluyor. Bütün Batılılara ve onlarla işbirliği yapanlara, tutumlarını değiştirme fırsatı tanıdıktan sonra da, sömürmekten vazgeçmedikleri takdirde, hepsinin haklı nedenle cezalandırılacaklarına ant içiyor.

Ladin'in de, Kızılderilileri yok eden kolonistlerin düşünceleri benzeri, yanıldığı çok noktalar var.
Servetini fedai yetiştirme yerine cahil halkı eğitmeye yöneltse daha faydalı olacağını düşünmüyor. Ortadoğu'da ve bütün Müslüman ülkelerde olanları yalnız Batılılara bağlıyor. Yıllardır Müslümanların kendi aralarında huzur içinde yaşayamadıklarını, etnik ve mezhep ayrılıklarından ötürü birbirlerini öldürdüklerine değinmiyor.

Osmanlı döneminde, yörenin yüzyıllarca Müslüman eller altında adilane yönetildiği zaman bile, kendi aralarında huzur ve barışla yaşamadıklarını anımsamak istemiyor. Osmanlılar, yüzyıllarca o topraklara kendi gereksinimlerinden kısarak yardımlar göndermişlerdi. Daha fazla altın verdikleri için Batılı istilacılarla beraber olup, Müslüman Türkleri arkadan vurup, Hıristiyan yönetimi altına girmeyi kabullendiklerini düşünmüyor. Bugün ABD orada olmasa da, istediklerinin nasıl gerçekleşeceğini söylemiyor. Hür bir toplum olmak için sadece iyi niyetli olmanın yeterli olmadığını, göçebelikten yerleşime, topluluktan topluma geçmek için gerekenleri yapmadan, hayallerin gerçekleşmeyeceğini ya bilmiyor, ya düşünmüyor.

Laden'in arzularını doğru bulsak da, bunlardan ötürü İsrail'in kuruluşunda yaptıklarını örnek göstererek terörizme baş vurmasını kabul etmek, Kızılderililere yapılan soykırımı kabul etmek kadar olanaksız. Uygarlık bize bazı temel kuralları uygulamamızı gerektirir. En başında, Batı'nın hala uygulamayı başaramadığı, İnsan Hakları'na ve ülkelerin Milli Haklara saygı gelir.

DEĞİŞİM VE GELİŞİM BEKLENTİSİ

Diğer yandan ABD'nin ve tümüyle Batı'nın herkesin bildiği bu gerçekleri yok saymaları Ladin gibi bağnazların doğmasına neden olduğu da kaçınılmaz bir gerçek. Değişim ve ilerlemenin zayıftan, bilgisizden gelmesi beklenemez. Şayet Batı her zaman böbürlendikleri ve diğerlerini her fırsatta kınamaktan çekinmedikleri uygarlık davulunu çalacaksa, yeni bir nota uygulamalarından başka çare yok. Görülüyor ki aksi halde daha çok kan dökülecek. Adam Smith'in dediği gibi:

"İnsanoğlunun koşullarını geliştirme arzusu, ana karnında doğup bizi mezara kadar bırakmayacaktır."

Bu çelişkiler içinde Türkiye'nin tutumu, pisliğe bulaşmamak olmalıdır. Durum, terörist damgasını vuranlara katılmadan evvel, olayların temeline inmeyi ve ayrımları yapmayı gerektiriyor.

Yüzyıllardır kimin saldırgan kimin mağdur olduğu bakış açısına bağlı kaldı. Ortadoğu keşmekeşinde Batı'nın zayıf not aldığı şüphesiz. Biz bu aşamada ne ABD, ne AB, ne de Ortadoğu ülkelerine katılmak zorundayız. Geçmişimiz temiz, geleceğimizi de temiz tutmalıyız. Jeopolitik oturumumuz bizim kimseyle yatağa girmeden, herkesle tarafsızlığımızı koruyacak yeterliği sağlıyor.

Elimizdeki fırsatları kaçırmak geri dönülmez sonuçlara gider. Ancak bilinçli bir halk ve onun seçtiği çağdaş bir yönetim, gerçekleri değerlendirebilir. Gericilik yolundan çıkmamız, Batı boyunduruklarından kurtulmamız ilk koşuldur.

ABD Vietnam'a sözde demokrasi götürmek için girdiği harpte, Vietkong'a yenildi, 1975'de resmi evrakları bile bırakarak kaçtılar.

Geride CIA Phoenix programında yitirilmiş otuz bin, sivil hizmette de 1900 Güney Vietnamlı kaldı. Bunlardan ancak 537 tanesi kaçabildi.

Bir kısmı sonra uydurma kayıklarla Pasifiği geçerek Amerika'ya varmak çabasında heba oldular. Geri kalanlar da düşmanla işbirliği suçuyla Vietkog'un elinde kaldı. Bugün stratejik ortaklık havucuna kanıp Lübnan'a asker gönderenler, yukarıdaki gerçekleri anımsamalıdır.

Dipnotlar:

(1) Dengerous Nation- Robert Kagan

(2) Washington Post-Eugen Robinson, 2 Ocak 07

(3) Messages To The World-The Statements Of Osama Bin Laden- Bruce Lawrence







 

 
www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2009