|
Karahanlılar döneminde (870-950) yılları
arasında yaşamış olan, Aristo’dan sonra kendisine muallim-i
sani (İkinci öğretmen) denilen Farabi, Türk Milleti’nin
yetiştirdiği ender insanlardan biridir.
Farabi’ye göre,
devlet başkanı milletin eğitimcisidir. El Medinetü-l Fazıla
(Erdemle Kent) isimli eserinde bir devlet başkanında
doğuştan şu yetenek ve özelliklerin bulunması gerektiğini
belirtmektedir.
Vücudu tam, organları sağlam olmalıdır.
Güzel konuşma sanatını bilmelidir.
Kavrayışı yüksek
olmalıdır.
Uyanık ve zeki olmalıdır.
Hafızası güçlü
olmalıdır.
Öğretme ve öğrenmeyi sevmeli, kendini bu uğraşıya
kaptırmalı, her şeyi kolayca öğretmesini bilmelidir.
Yeme ve
içmeye, kadınlara düşkün olmamalı, oyundan
sakınmalıdır.
Doğruluk ve doğruları sevmeli, yalandan ve
yalancıdan nefret etmelidir.
Ulu olmalı, yüce ve asil şeyleri
sevmeli, altın, gümüş ve çeşitli dünya mallarına göz
dikmemelidir.
Adaleti, adil olanları sevmeli, isdibdat, zulüm
ve zalimlerden nefret etmelidir.
Mutedil huylu olmalı,
kendisinden adalet istenince inatçı olmamalı, kötülük yapması
istenince buna şiddetle karşı koymalıdır.
Azimli, iradeli
olmalıdır.
Farabi’ye göre bir devlet başkanı sonradan
şu yetenekleri de kazanmalıdır.
Hakim (Bilge)
olmalıdır.
Önceki yöneticilerin koydukları kanun ve kuralları
bilmeli, onlara uymalıdır.
Eskiden kanun ve kural konmamış
konularda akıl ve mantığını kullanarak kendisi hükümler
getirmelidir.
Koyduğu hükümler ülke çıkarlarından
kaynaklanmalıdır.
Eski kuralları ve kendi koyduklarını iyi
konuşarak halka öğretmelidir.
Savaş sanatını bilmeli ve savaş
yorgunluklarına dayanıklı olmalıdır.
Farabi, bilge
olmayan bir hükümdarın ülkesinin kalıcı olamayacağı; saydığı
özellikleri taşıyan bir yöneticiye sahip olan kentin halkının
erdemli olduğunu söylemektedir.
Erdemli olmayan
kentleri de; Cahil kent, fasık kent, değişmiş kent, şaşkın kent
olarak sınıflar.
Bunlardan cahil kent halkını tanımlarken;
mutluluğu düşünmez, bilmez, kendisine öğretilse de kabul etmez.
Onlar, servet, şehvet, sağlık, saygı ve itibar kazanmak gibi bazı
zevahire hayatın gayesi gözüyle bakarlar. Bu kentin yöneticileri de
bu olumsuz özellikleri taşır ve keyfi bir yönetim uygularlar. diye
tarif eder.
Yaşadığımız yüzyılda da geçerli olan bu ilkeleri
uyarlayarak, devletin merkezi ve mahalli yöneticilerini kıyaslayın,
yaşadığınız şehri de bu tanımlamalardan birisine oturtun bakalım
nasıl bir sonuca
ulaşacaksınız.
|