Sağolasın
Haham Tuncay Güney…
Her şeyi ne güzel anlatıyor Sabah’ın FG
kanadından Mahmut
Övür’e…
“Kanada’daki güçlü bir Yahudi firmasında
çalıştığını, ayda eline geçen paranın yaklaşık 5 bin Kanada Doları
olduğunu, bunun 1200 dolarını ev kirası olarak ödediğini, geriye
kalanıyla da rahat bir yaşam sürdüğünü”
söylüyor.
Ülkemizde üniversite mezunları çöpçülük için müracaat ederken, lise
mezunu Tuncay’ın hak ettiği maaşa bakın!..
Bir de Övür’e,
“Türkiye’ye gelsem bir şey olur mu bana? Şu anda hukuki
hiçbir sorunum yok” demiş. FG’nin
ifadelerine ne kadar da benziyor değil mi? Sahi Ergenekon Savcıları Tuncay Güney’in bilgisine
veya ilgisine başvuracaktı, ne oldu?
Hahamımızın çok daha önemli
itirafları var. Nedense Övür, “Mit’te çalışmak vatan hainliği
mi?” başlığını atıp, adeta Tuncay’ın asıl görev yerini
gözlerden kaçırmaya çalışıyor.
Haham önce, “Bana
verilen görevi yaptım, yapmaya devam ediyorum” diyor.
Allah Allah, nedir bu zata verilen görev ve kim/kimler
tarafından verilmiş. Övür biliyor olmalı ki, doğrudan CIA, Mossad’la
ilişkisini soruyor.
O da, “Hâlâ
dünya hakkında yeni bilgiler öğreniyorum ve çalışmalara devam
ediyorum. Yunanlı bir adam CIA’ya başkan olmuştu, herkes gurur
duymuştu. Türkiye’den birinin CIA’da, Mossad’da çalışmasından neden
gocunuyoruz? CIA’da çalışmak kötü mü?” cevabını veriyor.
Ne demek “gocunmak” efendim, eline tutuşturulan bir
şema ile Türkiye’yi birbirine katmışsın, birileri seninle ne kadar
gurur duysa azdır!..
Haham,
kendisine verilen görevin nihai hedefini de gayet net ifade ediyor:
“Ben statükoya ve diktatörlüğe karşıyım. Türk
insanına da artık hakları ve özgürlükleri verilmeli. İnsanlar,
‘Ben Kürdüm’ diyebilmeli. Başörtülü kızlar üniversiteye
gidebilmeli, bu gericilik değil. Türkiye bir Norveç olmalı.
Demokratikleşme gerçekleşmeli. Benim ülkem karanlık olmasın
istiyorum. Bir gazetenin en tepesinde yazıyor, ‘Türkiye
Türklerindir’ diye. Artık ne Türkiye Türklerindir, ne
İngiltere İngilizlerin. Şimdi çokuluslu şirketler, küresel sermaye
var. Böyle ulus-devlet yapısı artık yok”.
T.C.’ye
karşı, emperyalizm, PKK, FG, AKP konsorsiyumunun tarifi gibi
değil mi?..
Ahh, keşke Tuncay büyüğümüzün, Erdoğan’ın, Çankaya Köşkü’ne
“Kardeşim Abdullah”ı oturtmasından sonra, yasamanın-TBMM’nin
başına yapacağı atamanın “statüko ve diktatörlükle” alakasına
dair değerli görüşlerini de öğrenme imkanımız olsaydı.
CHP’nin,
askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasını sağlayan gece yarısı
yasası için Anayasa Mahkemesi’ni müracaatı –Baykal intihar ediyor
diye üzülüyorlar. Yıllardır ondan kurtulmak için yapmadığınız
kalmadı. Bırakın siz elinizi kana bulamadan o kendiliğinden intihar
etsin, nedir bu timsah gözyaşları- HSKY’da olduğu iddia edilen
olaylar için, “CHP’yi, HSKY’nu böylesine cesaretlendiren ne?”
diye soruyorlar.
Bir yerlerden “cesaret-icazet
almaya” alışkınlar ya, herkesi kendileri gibi zannediyorlar.
Asıl onları böylesine pervasızlaştıran, saldırganlaştıran ne ve bu
gücü nereden alıyorlar da, yine organize şekilde saldırıya geçtiler?
Cevap; Haham Tuncay Güney’in ifşaatlarında!..
Son
günlerin atak ve organize işleriyle, içimizde-dışımızda yürütülen
yıkımlara şöyle bir bakalım mı?
1- AKP ve FG
medyası günler öncesinden HSYK’nda kriz yaşanacağını haber verdi.
Hedef, üye Ali Suat Ertosun, ama onun üzerinden de tüm HSYK
üyelerine gözdağı verilmek istendiği açık. Yalanlandığı halde
ısrarla
Ertosun’un, Ergenekon savcılarının görev yerlerinin
değiştirilmesini teklif ettiği öne sürülüyor, aynen “kağıt parçası” gibi bu iddianın peşinden
koşuluyor. Yani kendileri çalıp, kendileri oynuyor.
Ama asıl üzerinde durmak istediğim, Ertosun’a ait o fotoğraf
karesi. 15 Haziran’da çekilmiş. Belli ki günler öncesinden yığınak
yapılmış. İyi de kim bu “Big Brother”, bizi kim gözetliyor?
MİT, Emniyet’teki organizasyonları geçtik, birilerinin Ankara’nın kalbinde çok seçme
“brotherler”dan oluşmuş özel bir “ofisi” daha mı
var?
Ya da yardım alınan, yazılım-izleme
programlarını veren istihbarat örgütleri, “big”ler?
Haham Tuncay’ın ifşaatlarına bir kez daha
bakınız!..
Velev ki üye Ertosun böyle bir teklifte
bulundu…Bakan veya Müsteşardan biri karşı çıktı mı, reddedilir olur
biter…Ne yani Allah gecinden versin, o savcılara hak vaki olsa,
dünya duracak mı?..
Zaten iddianamelerin, belgelerin başka
yerlerde hazırlandığı öne sürülmüyor mu? Öyleyse bunca kıyametin
sebebi ne?
Cevabı, AKP’nin gazetesi Sabah’ta; “Ya
kararname çıkacak, ya Kurul’un yapısı değiştirilecek”!..Çok
organize işler bunlar, çoook!..Ve başkalarının değil de yine
Başbakan Erdoğan’ın “sesi çok yüksek çıkıyor”,
“Her türlü hukuk dışılığa ve provokasyona başvuruluyor…Türlü
taktiklerle, kirli oyunlarla, çirkin senaryolarla millet iradesi
gölgelenmek isteniyor” diye feryat
ediyor.
2- AİHM
İspanya’daki Batasuna Partisi’nin kapatılmasını onaylarken, DTP
milletvekilleri, teröristbaşının posterleri ve örgütün paçavrası
altında “barış yürüyüşü” yapıyor. Avukatları,
İmralı’dakinin talimatıyla gazetelerin Genel Yayın Yönetmenlerini
ziyaret edip, o zatın “çözüm”ü “özerklik” için kamuoyu
oluşturuyor. AKP iktidarı teröristbaşının 15 Ağustos’taki basın
toplantısına karşı ön almak ve “kendiliğinden harekete geçmiş
olmak” için, İmralı sakininin 2000’de buyurduğu 11 maddelik
paketin bir bölümünü daha hayata geçirmeye hazırlanıyor.
3- YÖK çatır
çatır yıkılıyor!..Başkanvekili açık açık dini eğitimin cemaatlere
bırakılmasını istiyor. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın
“kutladığı” Bolu Bey’i, Haham Tuncay Güney’in “Yeni
Türkiye modelini” daha bir ete-kemiğe büründürüyor.
4- Bir nalı
bulduk, üç nal ve bir at da bulunsa tamam olacak Nabucco, necip Türk
Milleti’ne, “Sevr’i tarihe gömen proje…Batı’nın vanası
Türkiye’nin elinde…Artık AB’deyiz” diye satılıyor.
Aksine, Nabucco Sevr’in
teminatıdır, “Türklere bırakılmayacak kadar
önemli” olan Türkiye’nin vanasının, hem de Barzani Kürdistanı’nı
yaşatmak üzere emperyalizmin eline geçmesidir…Gül kontenjanından
Enerji Bakanı olan Taner Yıldız daha düne kadar yalanladığı,
“Yüzde 15 ucuz gaz talebinden vazgeçtiğimizi” itiraf
ederken, “Daha büyük kazanımlarımız oldu” diyor. Bir açıklasa
da öğrensek, o kazanımlarımızı. Gizli tutulan sözleşmeyi
açıklasa da olur!..
5-
İsrail savaş gemileri İran’a doğru yola çıkıyor. Alman Dış
İstihbarat Örgütü BND, İran’ın 6 ay gibi çok kısa sürede atom
bombası imal edebilecek teknolojiye sahip olduğunu duyuruyor. Yani
İran’a saldırıya ramak kaldı!..
Tam da bu
günlerde, ABD büyükelçisi James Jeffrey yemeğe davet ettiği bazı
Türk milletvekillerine, asker-sivil yargı tartışmaları konusunda,
“Bizde herkes yargılanabiliyor” diyor. Mesaj alındı
mı efendim?..
Hem yıkım,
hem mesaj; Niye ki?..
İran işini söyledik.
Afganistan-Pakistan karıştıkça, karışıyor. Ama en acili ABD’nin
Irak’tan çıkması. Ağır silahlarını Barzani’ye bırakmak istiyorlar.
Saddam’dan kaçan Kürtlere kapıları açmamızla birlikte PKK, ajanlar
ve binlerce silahın ülkemizde cirit atması, peşmergelerin
palazlanması, “Kürt sorunu”nun oturtulması gibi acı
tecrübelerimiz var. İktidara kalsa tamam da, TSK’nın, “he”
demesi kolay mı?..İşte o “he”yi dedirtme
peşindeler.
Tarih
adeta bizimle alay ediyor…
ABD’de Temsilciler Meclisi’ne
sunulan bir tasarıyla Türkiye’nin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı
dolayısıyla kutlanması önerilmiş. Lozan’ı tanımayan, ama mesela
“yardım etmekle övündükleri” Mora isyanıyla
bağımsızlığını kazanan Yunanistan’ın “Bağımsızlık Günü”nü,
gerek Beyaz Saray resepsiyonları, gerek mesajlarıyla hiç atlamayan
ABD’nin 86 yıl sonra Cumhuriyet Bayramımızı kutlamayı düşünmesi ne
büyük bir mucize Allahım!..İçi boşaltılan Cumhuriyeti
kutlayacaklar…
Bakarsınız, iler tutar tarafını
bırakmadıkları, hatta masasını getirip, kafamıza çaldıkları Lozan’ı
da birkaç yıl sonra tanıyıverirler. Dost, müttefik, stratejik ortak
dediğin de böyle günlerde belli olur zaten!..
Ya
Başbakan Erdoğan’ın, AKP’nin Konya kongresindeki, “Atatürk
kalksa, bunların hepsini mezara gömer” sözleri?..
Doğru da,
acaba “kimleri”?..Ne yalan söyleyeyim, pek yamanlar, bize
söyleyecek tek bir sözcük dahi bırakmıyorlar!..Pes ki, pes
hariç!..