Siyaset16 Temmuz 2009 00:00

Hedef; F Tipi Milliyetçilik mi? - Meyyal Uygur

Aynı görüşmede, FG’nin övdüğü gazeteler hangileriydi; “Taraf, Bugün ve Vakit gibi bazı gazetelerde yüklenmeler oluyor. Bundan 10 sene önce bunlar yapılamazdı. Bazı söylenmezler söylenir oldu”. Peki İdil Biret konserinin “ihbarını” hangi gazete yaptı? Hüseyin Üzmez’e sahip çıkan, sadece FG’nin takdir ettiği değil, Çankaya Köşkü’ndeki Gül’ün de “En sevdiğim gazetedir…Vakit Gazetesi okumadan güne başlamıyorum” dediği Vakit değil mi?

Hedef ; F-Tipi Milliyetçilik mi?

       Meyyal Uygur - Açık İstihbarat

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
www.acikistihbarat.com

15.07.2009

 

İyi niyetinden şüphe etmediğim, canlı-heyecanlı gençleri incitmemek için bu konuya girmeyi hiç istemedim, ama kör gözüm parmağım misali olanlara dayanamadım. Önce İnternetajans.com’dan Sayın Zahide Uçar’ın 13 Temmuz tarihli yazısına bakalım:

 

“Muhsin Yazıcıoğlu’nun uçağı düştüğünde, suikast gibi kurtarma operasyonu komedisinden sonra ‘delilim olmasa da’ bir suikaste kurban gittiğini düşündüm ama sebebi üzerinde bir yorum yapamadım. AKP’ye dişe dokunur bir muhalefeti yoktu. Sağlığında Başbakan’ın uçağında Avrupa’ya gidişini eleştirmiştim.

Yazıcıoğlu hangi hesaplar uğruna yoldan çekilmişti? Alperen Ocakları büyük oranda Gülenci görüşün etkisindedir. Yazıcıoğlu’nun uçağı düştüğünde
‘birileri bilgi kirliliği yaratarak’ uçağa ulaşılmasını engelledi. Sağ kalma ihtimali acaba kimi, kimleri korkuttu? Biri bir cinayete kurban gitmişse ilk başsağlığı dileyen, ilk beyanatı veren şahıs veya kuruluş çoğu zaman bizi doğru adrese götürebilir mi? Kimse sormadığı halde ‘ulaştığımız zaman orada başka ayak izleri yoktu(!)’ gibi bir açıklama niye yapılmıştı? Aslında daha önce oraya ‘sağ kalma ihtimaline karşılık’ birileri gidip, kontrol mü yapmıştı?

2. Helikopter hikayeleri ne idi? Utah taraflarından birisi neden
‘suikast’ olabilir demişti? Yazıcıoğlu’nu helikoptere binmesi için parti içinden kim yönlendirmişti? Partinin gelecekte alacağı tavır belki bize bir ışık tutar diye ‘sebep bilmecesini’ zamana bıraktım. İlk ayak sesleri geldi. ‘Alperenler, Topkapı Sarayı’nı basarak, İdil Biret Konseri’ni protesto etmişler(!)’ Komedi gibi. Türkiye’de protesto edilecek onca konu varken, uluslararası tanınmış bir sanatçımızın konseri protesto edilmiş(!) Sanki Ortaçağ karanlığının ayak sesleri. Rahmetli yaşasa idi böyle garabet bir protesto yapılabilir miydi? Partiyi gelecekte kim ne için kullanacaksa, bu ölümün arkasında o kullananlar aranmalıdır. İşte o zaman Yazıcıoğlu neye SET olmuş, o helikopter niye düşmüş, ulaşılmasına neden engel olunmuş? Bu sorularımızın cevabını bulacağız.”

 

Uçar’ın bu tespitlerinde bir-iki düzeltme ve ilavem olacak.

Doğru, Alperen Ocakları büyük oranda FG’ci görüşün etkisindedir, ama merhum Yazıcıoğlu ve yakın çalışma arkadaşları, oraya değil, daha milli-yerli olduğu bilinen cemaatlere yakındı. FG’nin kapsama alanında diye telakki edilmelerinin sebebi, Türk-İslam sentezini benimsemekle birlikte, “İslami” yanın ağır basmasındandır. Yazıcıoğlu’nun, Refahyol Hükümetinin kurulmasını desteklerken, “Müslümanların iktidarını engelledi dedirtmem” sözü, tam da bu anlayışın şifresi gibidir. Yani iktidar karşısındaki sessizlikleri, çok beğendikleri, takdir ettikleri, politikaları birebir örtüştüğü veya FG’ci olduklarından değil, AKP’nin “İslamcı” olduğu zannındandır. Nitekim BBP’de gizli kalmış, en büyük çatlak daha AKP’nin kuruluş aşamasında yaşandı. Bazı dava arkadaşları, AKP ile bütünleşmeyi savunurken, Yazıcıoğlu buna karşı çıktı ve dostluklar baki kalsa da, siyasi anlamda önemli bir yol ayrımı yaşandı.

 

MHP de Türk-İslam sentezcisi. Ne var ki, özellikle tabanda “Türk” yanın ağır basması, hele de Bahçeli’nin, malum çevrelerde büyük alkış ve beğeni toplayan “Ülkü Ocaklıları bilgisayar başına oturtma” mahareti, FG’cilerin bu cenah üzerinde çalışmasına gerek bırakmadı. Alttan alta faaliyetler sürse de…Mesela 22 Temmuz seçimlerinden önce Cuma namazına giden bir MHP milletvekili adayının, cemaate yakın isimlerin, “Siz Cuma namazı kılıyor muydunuz?” gibi ironi/sitem karışımı tacizine maruz kaldığını bizzat o kişinin ağzından duymuştum.      

 

Uçar’ın tespitlerine ilavelerime gelince;

       

1- İdil Biret konserindeki “protesto”dan önce hatırlamamız gereken bazı olaylar var. Alperen Ocakları üzerindeki çalışmanın Yazıcıoğlu’nun vefatından sonra değil, önce başladığını düşünüyorum. Trabzon’u, Yasin Hayal’i, Erhan Tuncel’i, Mc. Donalds’ın bombalanması ve Hırant Dink cinayetini düşünün. İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’in, “Haber elemanlarımızın örselenmesine üzülüyorum” dediğini de…Merhum Yazıcıoğlu, birilerine “Türk milliyetçiliğini” yerden yere vurmanın dayanılmaz hazzını yaşatan bu olaylarla ilgilerinin olmadığını, olamayacağını anlatmak için nasıl ter dökmüş, hatta normal şartlarda aynı caddede yürümeleri imkansız, tescilli bazı isimlere dert anlatmak için ne kadar çırpınmış ve BBP’nin adının lekelenmemesi için nasıl da bir nevi “sıkıyönetim” ilan etmek zorunda kalmıştı.  Ama ne yaparsa yapsın, BBP artık “sabıkalı” damgasını yemiş, boynu büktürülmüştü!.. 

 

2- Yazıcıoğlu’nun vefatından sonra, ağırlıklı olarak 2. Cumhuriyetçiler ve FG’cilerin, şu satırları neyin nesiydi; “Ne olacak bu BBP’nin hali?..Ya derin devletin, Ergenekoncuların eline geçerse?..Bahçeli, Ülkü Ocakları’nı ne güzel zapt-u rapta aldı, BBP’de de böyle olmalı…” Sözüm ona telaş, gerçekte bugünlerin hazırlığı mıydı acaba?..Malum kalemlerin, “Derin devlet, Ergenekon”dan kastı malum; TSK…Bu camiayı az-çok tanıyorum. Askerle hiç işleri olmaz!..Eğer bir “Derin devlet” varsa, bence başka yerlerde arasınlar, -Yasin Hayal, Erhan Tuncel, haber elemanlığı- örneğindeki gibi!..    

 

3- Yazıcıoğlu’nun vefatından sonra, BBP’nin eski, akil, ak saçlı isimlerinin, muhtemel istismarlara karşı “Yazıcıoğlu’nun kemiklerinin sızlamaması için, partinin kapatılması” arzusuna rağmen, AKP ve yandaş medyanın BBP kongresine verdikleri olağanüstü önemi, Cemaat’in yakın ilgi ve alakasını da not etmemiz gerekiyor.

 

4- Kayseri Alperenleri’nin, DTP’lilere yönelik olduğu öne sürülen “Bir gece ansızın gelebiliriz” kartının abartılı bir şekilde ön plana çıkartılıp, tüm gözlerin yeniden bu camiaya çevrilmesinin sağlandığını da unutmayalım.  

 

Şimdi bir de İdil Biret “protestosu”nun önü ve arkasında yaşananlara bakalım.

 

1- Geçtiğimiz Mart ayında Ahmet Taşgetiren ve Mahmut Övür’ü kabul eden FG’nin, “ABD’nin Neoconlar’ı varsa, Türkiye’nin de Neo Osmanlılar’ı olur...” sözleri, hangi milliyetçinin kanını kaynatmaz ki?..

 

2- Aynı görüşmede, FG’nin övdüğü gazeteler hangileriydi; “Taraf, Bugün ve Vakit gibi bazı gazetelerde yüklenmeler oluyor. Bundan 10 sene önce bunlar yapılamazdı. Bazı söylenmezler söylenir oldu”. Peki İdil Biret konserinin “ihbarını” hangi gazete yaptı? Hüseyin Üzmez’e sahip çıkan, sadece FG’nin takdir ettiği değil, Çankaya Köşkü’ndeki Gül’ün de “En sevdiğim gazetedir…Vakit Gazetesi okumadan güne başlamıyorum” dediği Vakit değil mi?

 

3- Malûm protesto ne zamana denk geldi? Alperenler başta olmak üzere tüm milliyetçilerin uzun bir aradan sonra Doğu Türkistan’daki katliamlar için ayağa kalktığı, AKP iktidarını sıkıştırdığı bir zamanda…Ve ne oldu? İdil Biret’i protesto eden “yaratıklar”, D. Türkistan protestolarının önüne geçti. Dahası Alperenler yeniden “ameliyat masasına” yatırıldı…Bir kez daha milliyetçiliğin, “Ne kadar ilkel ve çağdışı” bir şey olduğu kafalara çakıldı!..

 

4- BBP yönetimi ve Alperenler, yeniden “savunma”ya geçmek zorunda kaldı. Yetmedi, “terbiyeli milliyetçi nasıl oluru göstermeleri sağlandı. Yanlış anlaşılmasın, özür dilemek büyüklüktür, yaptıklarını eleştirmiyorum. Niyetim, “döve döve terbiye”nin, yarın öbür gün Kıbrıs, FG gazetelerinin “ekümenikliğini” ilan ettiği Patrikhane, Kerkük, Güneydoğu gibi çok ciddi meselelerimizde protestoya niyetlendiklerinde, bu “sabıka kayıtlarıyla” ne kadar düşünmek zorunda kalacaklarına, hatta kıpırdayamaz hale geleceklerine dikkat çekmek. Milleti en demokratik hakkından mahrum bırakmak için Cumhuriyet mitingleri üzerinde “terör” estiren ve bir ölçüde emellerine ulaşan aynı mahfiller değil miydi?            

 

5- Peki Alperenler’le, İdil Biret’in buluşması diplomasisini başlatan güç ve yürüten isimler dikkatinizi çekti mi? Karar Zaman Gazetesi’nin gündem toplantısında alınmış, Alperenler’le teması, gazetenin Hafta Sonu Ekleri Editörü Abdullah Kılıç sağlamış, Hürriyet’ten Doğan Hızlan’a da sadece onları İdil Biret’le buluşturma görevi düşmüş.

 

6- FG Abant Platformu’nun Erbil’de düzenlediği “Kürt Konferansı”nın baş yöneticiliğini yapacak kadar bu “yolları” gidip, dönen, “milliyetçiliğin kötülüklerini” anlata anlata bitiremeyen Mümtaz’er Türköne’nin, “provokasyondan, Alperenlerin kılı kırk yarıp düşünmesinden, Sultan Abdülhamid’den” dem vurup, “Alp’lik kolay iş, mesele Erenlik’te” vecizesine ne demeli? “Alp’liği falan bırakın, Eren olun” diyor da, beyimizin sandığı gibi “Alp”lik de öyle kolay iş değil. Hele bu zamanda ve sayelerinde!..”Eren”liğe gelince; maksadı, bildiğimiz, sevdiğimiz, inandığımız “Anadolu Erenliği” mi, yoksa “ABD erenleri” mi?       

 

Ve son bir soru; Her konuda taziye veya mesaj yayınlayan FG’nin, merhum Yazıcıoğlu ve Alperenler başta tüm milliyetçilerin en büyük hassasiyeti olan Doğu Türkistan konusunda herhangi bir mesaj veya taziyesi oldu mu?  

 

Bolu Beyi, pardon Valisi’nin son açıklamalarını görmüş, duymuşsunuzdur. Abant toplantısında, “Kürt sorunu, yeni Anayasa, askeri bürokrasi” üzerine yaptığı konuşmalar kesmemiş olacak, bir siyasetçi gibi, “Genelkurmay MSB’ye bağlansın. MGK ve TSK İç Hizmet Kanunu kaldırılsın. Askeri Yargıtay kapatılsın. Anayasa Mahkemesi üyelerini Meclis seçsin. Partiler kapatılmasın” demiş. Bir Vali, bir siyasetçi gibi konuşabiliyor, ama gece yarısı yasası için “Anayasa’ya aykırı” diyen Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek’ten, “Bir yargı mensubunun, siyasetçi gibi konuşmaya hakkı yok” fırçası yiyor.

 

Diyeceğim şu, artık “Benim Valim” dönemi bile geçmiş, sanki “O’nun Valisi” dönemi başlamış gibi!..Bu şartlarda, “Galiba sırada, yeni model ılımlı/light milliyetçiliğin takdimi ve yeni Türkiye’ye milliyetçilik lazımsa, onu da biz yaptırırız, netekim atağı var” desem, çok mu yanılmış ve haksızlık etmiş olurum?!..

 


 


www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2009