İyi niyetinden şüphe etmediğim,
canlı-heyecanlı gençleri incitmemek için bu konuya girmeyi hiç
istemedim, ama kör gözüm parmağım misali olanlara dayanamadım. Önce
İnternetajans.com’dan
Sayın Zahide Uçar’ın 13 Temmuz tarihli yazısına bakalım:
“Muhsin Yazıcıoğlu’nun
uçağı düştüğünde, suikast gibi kurtarma operasyonu komedisinden
sonra ‘delilim olmasa da’ bir suikaste kurban gittiğini düşündüm ama
sebebi üzerinde bir yorum yapamadım. AKP’ye dişe dokunur bir
muhalefeti yoktu. Sağlığında Başbakan’ın uçağında Avrupa’ya gidişini
eleştirmiştim.
Yazıcıoğlu hangi hesaplar uğruna yoldan
çekilmişti? Alperen Ocakları büyük
oranda Gülenci görüşün etkisindedir. Yazıcıoğlu’nun uçağı düştüğünde
‘birileri bilgi kirliliği
yaratarak’ uçağa ulaşılmasını engelledi. Sağ kalma
ihtimali acaba kimi, kimleri korkuttu? Biri bir cinayete kurban
gitmişse ilk başsağlığı dileyen, ilk beyanatı veren şahıs veya
kuruluş çoğu zaman bizi doğru adrese götürebilir mi? Kimse sormadığı
halde ‘ulaştığımız zaman orada başka ayak izleri
yoktu(!)’ gibi bir açıklama niye yapılmıştı? Aslında
daha önce oraya ‘sağ kalma ihtimaline
karşılık’ birileri gidip, kontrol mü yapmıştı?
2. Helikopter hikayeleri ne idi? Utah taraflarından birisi
neden ‘suikast’ olabilir demişti?
Yazıcıoğlu’nu helikoptere binmesi için parti içinden kim
yönlendirmişti? Partinin gelecekte alacağı tavır belki bize bir ışık
tutar diye ‘sebep bilmecesini’
zamana bıraktım. İlk ayak sesleri geldi.
‘Alperenler, Topkapı Sarayı’nı basarak, İdil Biret
Konseri’ni protesto etmişler(!)’ Komedi gibi.
Türkiye’de protesto edilecek onca konu varken, uluslararası tanınmış
bir sanatçımızın konseri protesto edilmiş(!) Sanki Ortaçağ
karanlığının ayak sesleri. Rahmetli yaşasa idi böyle garabet bir
protesto yapılabilir miydi? Partiyi gelecekte kim ne için
kullanacaksa, bu ölümün arkasında o kullananlar aranmalıdır. İşte o
zaman Yazıcıoğlu neye SET olmuş, o helikopter niye düşmüş,
ulaşılmasına neden engel olunmuş? Bu sorularımızın cevabını
bulacağız.”
Uçar’ın bu tespitlerinde bir-iki
düzeltme ve ilavem olacak.
Doğru, Alperen Ocakları büyük
oranda FG’ci görüşün etkisindedir, ama merhum Yazıcıoğlu ve yakın
çalışma arkadaşları, oraya değil, daha milli-yerli olduğu bilinen
cemaatlere yakındı. FG’nin kapsama alanında diye
telakki edilmelerinin sebebi, Türk-İslam sentezini benimsemekle
birlikte, “İslami” yanın ağır basmasındandır.
Yazıcıoğlu’nun, Refahyol Hükümetinin kurulmasını
desteklerken, “Müslümanların iktidarını engelledi dedirtmem”
sözü, tam da bu anlayışın şifresi gibidir. Yani iktidar
karşısındaki sessizlikleri, çok beğendikleri, takdir ettikleri,
politikaları birebir örtüştüğü veya FG’ci olduklarından değil, AKP’nin “İslamcı” olduğu
zannındandır. Nitekim BBP’de gizli kalmış, en büyük çatlak
daha AKP’nin kuruluş aşamasında yaşandı. Bazı dava arkadaşları, AKP
ile bütünleşmeyi savunurken, Yazıcıoğlu buna karşı çıktı ve
dostluklar baki kalsa da, siyasi anlamda önemli bir yol ayrımı
yaşandı.
MHP de Türk-İslam sentezcisi. Ne
var ki, özellikle tabanda “Türk” yanın ağır basması, hele de
Bahçeli’nin, malum çevrelerde büyük alkış
ve beğeni toplayan “Ülkü Ocaklıları bilgisayar başına
oturtma” mahareti, FG’cilerin bu cenah üzerinde çalışmasına
gerek bırakmadı. Alttan alta faaliyetler sürse de…Mesela 22
Temmuz seçimlerinden önce Cuma namazına giden bir MHP milletvekili
adayının, cemaate yakın isimlerin, “Siz Cuma namazı kılıyor
muydunuz?” gibi ironi/sitem karışımı tacizine maruz kaldığını
bizzat o kişinin ağzından duymuştum.
Uçar’ın tespitlerine ilavelerime
gelince;
1- İdil Biret
konserindeki “protesto”dan önce hatırlamamız gereken bazı
olaylar var. Alperen Ocakları üzerindeki çalışmanın Yazıcıoğlu’nun
vefatından sonra değil, önce başladığını düşünüyorum. Trabzon’u,
Yasin Hayal’i, Erhan Tuncel’i, Mc. Donalds’ın bombalanması ve Hırant
Dink cinayetini düşünün. İstihbarat Daire
Başkanı Ramazan Akyürek’in, “Haber elemanlarımızın örselenmesine
üzülüyorum” dediğini de…Merhum Yazıcıoğlu, birilerine
“Türk milliyetçiliğini” yerden yere vurmanın dayanılmaz
hazzını yaşatan bu olaylarla ilgilerinin olmadığını, olamayacağını
anlatmak için nasıl ter dökmüş, hatta normal şartlarda aynı caddede
yürümeleri imkansız, tescilli bazı isimlere dert anlatmak için ne
kadar çırpınmış ve BBP’nin adının lekelenmemesi için nasıl da bir
nevi “sıkıyönetim” ilan etmek zorunda kalmıştı. Ama ne
yaparsa yapsın, BBP artık “sabıkalı” damgasını yemiş, boynu
büktürülmüştü!..
2-
Yazıcıoğlu’nun vefatından sonra, ağırlıklı olarak 2. Cumhuriyetçiler
ve FG’cilerin, şu satırları neyin nesiydi; “Ne olacak bu BBP’nin
hali?..Ya derin devletin, Ergenekoncuların eline geçerse?..Bahçeli,
Ülkü Ocakları’nı ne güzel zapt-u rapta aldı, BBP’de de böyle
olmalı…” Sözüm ona telaş, gerçekte bugünlerin hazırlığı
mıydı acaba?..Malum kalemlerin, “Derin devlet,
Ergenekon”dan kastı malum; TSK…Bu camiayı az-çok tanıyorum.
Askerle hiç işleri olmaz!..Eğer bir
“Derin devlet” varsa, bence başka yerlerde arasınlar,
-Yasin Hayal, Erhan Tuncel, haber elemanlığı- örneğindeki
gibi!..
3-
Yazıcıoğlu’nun vefatından sonra, BBP’nin eski, akil, ak saçlı
isimlerinin, muhtemel istismarlara karşı “Yazıcıoğlu’nun
kemiklerinin sızlamaması için, partinin kapatılması” arzusuna
rağmen, AKP ve yandaş medyanın BBP kongresine verdikleri olağanüstü
önemi, Cemaat’in yakın ilgi ve alakasını da not etmemiz gerekiyor.
4- Kayseri
Alperenleri’nin, DTP’lilere yönelik olduğu öne sürülen “Bir gece
ansızın gelebiliriz” kartının abartılı bir şekilde ön plana
çıkartılıp, tüm gözlerin yeniden bu camiaya çevrilmesinin
sağlandığını da unutmayalım.
Şimdi bir de İdil Biret
“protestosu”nun önü ve arkasında yaşananlara bakalım.
1- Geçtiğimiz Mart
ayında Ahmet Taşgetiren ve Mahmut Övür’ü kabul eden FG’nin,
“ABD’nin Neoconlar’ı varsa, Türkiye’nin de Neo Osmanlılar’ı olur...”
sözleri, hangi milliyetçinin kanını kaynatmaz
ki?..
2- Aynı
görüşmede, FG’nin övdüğü gazeteler hangileriydi; “Taraf, Bugün ve
Vakit gibi bazı gazetelerde yüklenmeler oluyor. Bundan 10
sene önce bunlar yapılamazdı. Bazı söylenmezler söylenir oldu”.
Peki İdil Biret konserinin “ihbarını” hangi gazete yaptı?
Hüseyin Üzmez’e sahip çıkan, sadece FG’nin takdir ettiği değil,
Çankaya Köşkü’ndeki Gül’ün de “En sevdiğim gazetedir…Vakit
Gazetesi okumadan güne başlamıyorum” dediği Vakit değil
mi?
3- Malûm
protesto ne zamana denk geldi? Alperenler başta olmak üzere tüm
milliyetçilerin uzun bir aradan sonra Doğu Türkistan’daki katliamlar
için ayağa kalktığı, AKP iktidarını sıkıştırdığı bir zamanda…Ve ne
oldu? İdil Biret’i protesto eden “yaratıklar”, D. Türkistan
protestolarının önüne geçti. Dahası Alperenler yeniden “ameliyat
masasına” yatırıldı…Bir kez daha milliyetçiliğin, “Ne kadar
ilkel ve çağdışı” bir şey olduğu kafalara
çakıldı!..
4- BBP
yönetimi ve Alperenler, yeniden “savunma”ya geçmek zorunda
kaldı. Yetmedi, “terbiyeli milliyetçi nasıl olur”u
göstermeleri sağlandı. Yanlış anlaşılmasın, özür dilemek
büyüklüktür, yaptıklarını eleştirmiyorum. Niyetim, “döve döve
terbiye”nin, yarın öbür gün Kıbrıs, FG gazetelerinin
“ekümenikliğini” ilan ettiği Patrikhane, Kerkük, Güneydoğu
gibi çok ciddi meselelerimizde protestoya niyetlendiklerinde, bu
“sabıka kayıtlarıyla” ne kadar düşünmek zorunda
kalacaklarına, hatta kıpırdayamaz hale geleceklerine dikkat çekmek.
Milleti en demokratik hakkından mahrum bırakmak için Cumhuriyet
mitingleri üzerinde “terör” estiren ve bir ölçüde emellerine
ulaşan aynı mahfiller değil
miydi?
5- Peki
Alperenler’le, İdil Biret’in buluşması diplomasisini başlatan güç ve
yürüten isimler dikkatinizi çekti mi? Karar
Zaman Gazetesi’nin gündem toplantısında alınmış, Alperenler’le
teması, gazetenin Hafta Sonu Ekleri Editörü Abdullah Kılıç sağlamış,
Hürriyet’ten Doğan Hızlan’a da sadece onları İdil Biret’le
buluşturma görevi düşmüş.
6- FG Abant
Platformu’nun Erbil’de düzenlediği “Kürt Konferansı”nın baş
yöneticiliğini yapacak kadar bu “yolları” gidip, dönen,
“milliyetçiliğin kötülüklerini” anlata anlata bitiremeyen
Mümtaz’er Türköne’nin, “provokasyondan, Alperenlerin kılı kırk
yarıp düşünmesinden, Sultan Abdülhamid’den” dem vurup,
“Alp’lik kolay iş, mesele Erenlik’te” vecizesine ne demeli?
“Alp’liği falan bırakın, Eren olun” diyor da, beyimizin
sandığı gibi “Alp”lik de öyle kolay iş değil. Hele bu zamanda
ve sayelerinde!..”Eren”liğe gelince; maksadı, bildiğimiz,
sevdiğimiz, inandığımız “Anadolu Erenliği” mi, yoksa “ABD
erenleri” mi?
Ve son bir soru; Her konuda
taziye veya mesaj yayınlayan FG’nin, merhum Yazıcıoğlu ve Alperenler
başta tüm milliyetçilerin en büyük hassasiyeti olan Doğu Türkistan
konusunda herhangi bir mesaj veya taziyesi oldu mu?
Bolu Beyi, pardon Valisi’nin son
açıklamalarını görmüş, duymuşsunuzdur. Abant toplantısında, “Kürt
sorunu, yeni Anayasa, askeri bürokrasi” üzerine yaptığı
konuşmalar kesmemiş olacak, bir siyasetçi gibi, “Genelkurmay
MSB’ye bağlansın. MGK ve TSK İç Hizmet Kanunu kaldırılsın. Askeri
Yargıtay kapatılsın. Anayasa Mahkemesi üyelerini Meclis seçsin.
Partiler kapatılmasın” demiş. Bir Vali,
bir siyasetçi gibi konuşabiliyor, ama gece yarısı yasası için
“Anayasa’ya aykırı” diyen Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker,
Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek’ten, “Bir yargı mensubunun, siyasetçi
gibi konuşmaya hakkı yok” fırçası yiyor.
Diyeceğim şu, artık “Benim
Valim” dönemi bile geçmiş, sanki “O’nun Valisi” dönemi
başlamış gibi!..Bu şartlarda, “Galiba sırada, yeni model
ılımlı/light milliyetçiliğin takdimi ve yeni
Türkiye’ye milliyetçilik lazımsa, onu da biz yaptırırız,
netekim atağı var” desem, çok mu yanılmış ve
haksızlık etmiş olurum?!..