O. Pamuk, E. Şafak TSK’dan Daha “Değerli”- Meyyal UYGUR
Askerlerin yargılanması öylesine kolaylaşıyor ki, ”imzasız ihbar mektuplarıyla” koca koca generaller sanık sandalyesine oturtulacak. Tarih 14 Şubat 2007, mekan Ankara-Aşkabat yolundaki Başbakanlık uçağı, konuşan da Başbakan Erdoğan: “Dava açmayı zorlaştıracak düzenleme için çalışma başlattık. Savcıların olur olmaz her şikayeti dikkate alması yanlış…“Adı, imzası, adresi olmayan şikâyetlerin kaale alınmaması gerekiyor. Dürüstse, samimiyse, adını da, adresini de koyar. Onu kaale alırım. Koskaca yargı, neden bunları kaale alsın. cialis 5mg prix en pharmacie http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecialis walgreen coupon site cialis coupon
Hiçbir hükmü olmayan “şartlı” imza müessesi herhalde askerlerini liğme liğme ettiren bir “Başkomutan” konumu yakışık almayacağından icat edildi. Gözler artık Anayasa Mahkemesi’nde. Sonucun ne olabileceği, o yasanın Anayasa’ya aykırı bulunup, bulunmayacağı konusunda tahminde bulunmanız için bazı ipuçları vereyim. Anayasa’yı açık-seçik çiğneyen DTP hakkında açılan kapatma davası yıllardır niye sonuçlandırılmıyor?..AKP hakkında açılan kapatma davasının reddinde, bizzat Mahkeme Başkanı Haşim Kılıç açıkladığı hangi sebepler belirleyici olmuştu?…”Önümüze gelen davanın sosyal, ekonomik, siyasi önemi”…Her iki davada uluslararası güçler ve içerideki uzantılarının görüş ve arzuları neydi? Aynı güçler, bugün askerlerin yargılanması konusunda nerede duruyor? Ya Anayasa Mahkemesi üyesi Osman Paksüt hakkında “Ergenekon’a takılan telefonlar” için başlatılan incelemenin tam da bugünlerde tamamlanması, sözkonusu raporda ne yazdığı daha belli değilken, “istifa edecek mi?” başlıklarının atılması neye yorulmalı? Ve artık ülkemizde sözkonusu “demokrasi” ise Anayasa, hukuk vs. “teferruat” sayılmıyor mu?
Bu girizgâhtan sonra o yasaya iki açıdan bakalım. Askerlerin yargılanması öylesine kolaylaşıyor ki, ”imzasız ihbar mektuplarıyla” koca koca generaller sanık sandalyesine oturtulacak. “Kağıt parçası”nın “yazarı” olmakla itham edilen Albay Dursun Çiçek’in, daha yasa yürürlüğe girmeden imzasız bir mektupla sorgulandığını gördük nitekim!..Bir de yasa çıktıktan, iş işten geçtikten sonra, askerler hakkında böyle kolayca dava açılamaması için güya formül arayışı başlatıldı, “Gül’den mi, Erdoğan’dan mı, Meclis’ten mi onay alıp da yargılasak?” gibi…Ne fark edecekse?..
Herkesin konuştuğu, tartıştığı bu iki husus üzerinde durmamın sebebi başka. Tarih 14 Şubat 2007, mekan Ankara-Aşkabat yolundaki Başbakanlık uçağı, konuşan da Başbakan Erdoğan. Gündemde Orhan Pamuk, Elif Şafak gibi isimler hakkında açılan davaların dayanağı, Batılıların, “Türklüğün aşağılanmasını engelleyen” diye tarif ettiği TCK 301’in değiştirilmesi veya tümden kaldırılmasıyla, bu maddeden dava açılabilmesi için Cumhurbaşkanı ya da Adalet Bakanından izin alınması var. Erdoğan şunları söylüyor:
“Dava açmayı zorlaştıracak düzenleme için çalışma başlattık. Savcıların olur olmaz her şikayeti dikkate alması yanlış…Bir zat var. Kerinçsiz. Şöhret olmak için her şeye dava açıyor. İsabetli yollardan biri değil bu. Bunu önlemek için ne yapılabilir, arkadaşlarla çalışıyoruz…”
“Adı, imzası, adresi olmayan şikâyetlerin kaale alınmaması gerekiyor. Dürüstse, samimiyse, adını da, adresini de koyar. Onu kaale alırım. Koskaca yargı, neden bunları kaale alsın. Benimle ilgili bile çok sayıda şikâyet vardı. Sonra da dosyalar birikiyor…”
“301’inci maddenin bütünüyle kaldırılmasına sıcak bakmıyorum. Alternatif formül olarak önerilen dava açılabilmesinin Adalet Bakanı’nın iznine bağlanmasını doğru bulmuyorum. Adalet Bakanı’nın iznine bağlı olması, bir bakıma olumlu, bir bakıma olumsuzdur. Bu, yargının siyasallaşmasına yol açmaz mı? O gün hangi iktidar varsa, istediğini gönderir. Burada adalet olur mu? Bırakalım yargı sürdürsün…”
Netice; TCK 301 değiştirildi. Orhan Pamuk, Elif Şafak vs. hakkındaki davalar düştü. AB, halen maddenin tamamıyla kaldırılmasında ısrar ediyor.
Dava açılması için Adalet Bakanının izin vermesi mecburiyeti getirildi. Yani Erdoğan’ın ifadesiyle, “yargının siyasallaşmasına” yol verildi, “hangi iktidar varsa, istediğini göndermesinin” önü açıldı, kısacası “adalet katledildi”!..
Kendileri ve Batı’nın korumasındaki kişiler hakkında savcıların dava açmasını zorlaştıranların, kendileri ve Batı’nın karşı olduğu TSK mensupları için tam tersini yapmalarına şaşılır mı? Şaşırmamız ve sorgulamamız gereken, her ikisini de o çok sihirli “demokrasi, hukukun üstünlüğü” kılıfına sokabilme maharetleri olmalı!..