Karadenizli
hastalanmış, yanındakilere “iyi değilim” demiş, ama
“iyisin iyisin” diye geçiştirmişler. Laz,
“gittikçe daha kötü oluyorum” diye ısrar
etmiş, çevresindekiler yine inanmamış, “bir
şeyin yok” karşılığını vermiş. Ve sonunda Laz ölmüş.
“Vasiyeti gereği” mezar taşına,
s
“Hastayım, öleceğim dedim
dedim inanmadınız...Şimdi
n’oldi?”
Yıllardır,
“Niyetleri çok kötü, bu plan büyük plan” dedik dedik,
“paranoyak” sayıldık. Çok şükür bizler Laz kardeşimiz gibi
ölmeden, iktidarın “Bülent Abisi”, Başbakan Yardımcısı Bülent
Arınç imdadımıza yetişti, gerçeği faş etti. Cemaate yakın Bugün
Gazetesi’ndeki röportajında, “Asker-sivil gerginliğinin
kaynağına” ilişkin soruya verdiği cevabı
okuyalım…
“Yurt
savunması askerin işidir…Onun dışında sivil hükümetlere müdahale
etme, ekonomi, dış politika, tarım, bankacılık,
‘şu
pakttan çıkalım, bu pakta girelim’, ‘Kuzey Kıbrıs’ta şunu yaparsanız
kabul
etmeyiz’, ‘Ermenistan’la ilgili böyle bir şey
yapamazsınız’ gibi görevler Silahlı
Kuvvetler’e verilmemiş. Düşüncelerini ifade edecek
mekanizmalar vardır, istişareler yapılır, fikirler alınır, ama
sonunda karar verme sivillere, hükümete aittir. Ülkenin yönetimi
sivil hükümetlerdedir…Sivil hükümetler başarısız olursa karşılığını
halktan görür…”
Günlerdir
yatıp, kalkıp “darbe” konuşuyorlar. Hatta bunun için bir
geceyarısı operasyonu ile kanun değiştiriyorlar. Ama öte yandan
muhalifinden, destekçisine, TBMM Başkanı’ndan Genelkurmay Başkanına
“Kat’a darbe olmaz” açıklaması yapıyor.
Bizatihi
Bülent Arınç da o röportajında,
“Türkiye’de artık darbe olmaz” diyor. Eee,
olmayan, olmayacak şey niye konuşuluyor, iktidar ve yandaşı
sivillere “zırh üstüne zırh” giydirilirken, askerleri imzasız
ihbar mektuplarıyla dahi yargılamanın önü
açılıyor?
İşte bunun
“sırrı” Bülent Abi’nin altını çizdiğimiz sözlerinde gizli.
Zaten Vaşington’ın Yıldızı ve Taraf’ı Yasemin Çongar, iktidarın ABD
ve AB’ye devamlı, “Kıbrıs’ta, Ermenistan’da, K. Irak’ta,
Ruhban Okulu’nda adım atacağız ama milliyetçiler ve TSK engel
oluyor” diye dert yandığını defaatle yazmamış mıydı?
Milliyetçiler ve ulusalcılar “Ergenekon”
operasyonlarıyla susturuldu ve sindirildi. Şimdi sırada TSK’nın
“Ergenekon operasyonu” var. Bülent Abi, bunu ilan
ediyor!..
Demek TSK,
ülkenin güvenlik ve bekasıyla doğrudan ilgili Kıbrıs, Ermenistan ve
diğer konularda görüş beyan etmeyecek, daha doğrusu görüşlerini
milletle paylaşmayacak,
Meydan,
tamamen iç-dış müttefiklerin psikolojik saldırılarına bırakılacak,
Sonra da bu
konularda, ülkenin ulusal güvenliğini düşünmek gibi bir derdi
olmadığı gibi, açlığa ve “korku imparatorluğuna” teslime
zorlanan milletin “karşılığını göstermesi” beklenecek, öyle
mi?
Dahası,
kimbilir gece yarısı operasyonu ile çıkardıkları kanun sayesinde,
olur da bu konularda görüşlerini açıklayan askerler, “Vatanın ali
menfaatlerine zarar vermekten” yargılanacak. Bu işin ucu mesela
Denktaş’ın Annan Planı’nı karşı çıkmasını sağlayan askerlere (O
zamanlar Dışişleri Bakanı olan Gül, ‘Denktaş son dakika telefonu ile
fikrini değiştirdi’ diyerek, nasıl da kızmıştı hatırlayın),
hatta Kıbrıs Barış Harekatı’nı yapanlara kadar gider (İçerde,
dışarıda işgalci olduğumuzu düşünmüyorlar mı?).
Çok yamanlar
vesselam!..
Olanlara baksanıza; tüm kurumların ciğerlerine
pençe atıp, her yeri ele geçiriyor, ele geçiremediklerini
sindiriyor, sindiremediklerini birbirine düşürüyorlar…Sonra da
Baykal’a, “Askerin, polisin, yargının üzerinden elini çek”
diyebiliyor, sanki gece yarısı operasyonu Baykal’ın eseriymiş gibi,
“Dokunulmazlıkların kaldırılmasını niye istediği
anlaşıldı, amacı kurumları birbirine düşürmek”
açıklamasını yapabiliyorlar. Bizim oralarda bir söz
vardır; “İki laf var, ikisini de sen
söylüyorsun” diye…
Aynen bunu yapıyor,
“Gerekirse muhalefetin söyleyeceklerini de biz söyleriz”
oyunu oynuyorlar. Muhalefet de yayan yapıldak, arkalarından koşmaya
çalışıyor. Ne yapsınlar, baş etmek zor; Arsızlık, pişkinlik diz
boyu!..
En ufak
meselede dahi bu politikayı izleyenlerin, Kıbrıs, Ermenistan,
“Kürdistan”, Ruhban Okulu ve bilumum konularda AB-ABD’ye verdikleri
sözleri (Çok da sıkıştılar, emperyalistlerin artık beklemeye,
oyalanmaya tahammülü kalmadı) yerine getirirken, “vites”
büyütmelerine şaşılır mı?..
Bunları yaparken, dönüp
muhalefeti, “Kıbrıs’ı satıyorlar, Türkiye’nin Ermenistan, K.
Irak’la ilgili kırmızı çizgilerine halel getiriyorlar” diye
suçlarlarsa da hiç ama hiç sürpriz olmaz. “Darbe” yaygaraları
arasında yaptıkları/yapacakları tam olarak bu.
Gül’ün o
yasayı yüzde 90 imzalayacağını düşünüyordum, Bülent Abi’nin
açıklamalarından sonra yüzde 99 diyorum. Niye mi? “Gerekli
adımları atacağız ama milliyetçiler ve TSK engel” şikayetinde
bulunanların başında kendileri geliyordu da ondan!..
Bu planları
da tutarsa, “Ne olacak Türkiye’nin hali?” mi diyorsunuz?
“Rejimin teminatı polislerimiz” var
ya!..Hangi rejimin mi? Adını koyduklarında
öğreniriz?