Onlarınki küresel
işgal oyunu, bizimkilerinki “kumar”. TSK kadar zor durumda
olan da Kasımpaşalı Erdoğan. İçerde ve dışarıda kontrolü tümüyle
kaybetmiş durumda. Bu yüzden bir yandan kendisini gözden çıkaran
emperyalizm ve FG’ye, “safınızdayım” mesajları gönderiyor,
öte yandan TSK’yı “sevk-idare ve sakinleştirmeye” çalışıyor.
T.C. üzerinde yürütülen büyük rövanşı, bu gruplardan hangisi
kazanırsa kazansın, “sizinleydim” demenin kapılarını açık
tutuyor. Yani hem yazı’ya, hem tura’ya
oynuyor…Ama bu oyunda bir de “kırık”, yani paranın dik
gelmesi vardır ki, işte o zaman ne olur, kim en önce tasfiye edilir
bilemem.
Her halükarda Erdoğan’ın son çıkış kapısı, bir
baskın erken genel seçim gibi görünüyor…Hele de Doğan medyası, Gül’ü
“hakem” ilan ettikten, cemaatçi ve 2. Cumhuriyetçi kalemler,
askerlerin sivil mahkemede yargılanmasının önünü açan “geceyarısı
kanunu”nu veto etmemesi için Gül’e, tehditle karışık
“Seni Çankaya’ya istemeyen askerlerden intikamın al”
mesajları göndermeye başladıktan sonra!..
Peki Gül, o yasayı
veto eder mi?..
Muhalefet bugüne kadar attığı tüm imzaları
unutmuş hala, “Herkesin Cumhurbaşkanı olduğunu göster…Hukuka,
Anayasa’ya uy” havasında.
Kendileri de, komisyonlar
kurdurup, “Çok ciddi hukuki inceleme yaptıracağını” söylüyor.
O Gül ki, hem de Irak’ın kuzeyine kara harekatının düzenlendiği gece
türbanı serbest bırakan Anayasa değişikliğini imzaladı, ama Anayasa
Mahkemesi, bunun Anayasa’ya aykırı olduğuna karar verip, iptal etti.
Tüm Türkiye’nin karşı çıktığı Mayın yasasını,
“popülist” olmadığı için imzalayan da O’ydu..Ne demek mi
istiyorum?
FG’nin “dostu” Hüseyin Gülerce’nin
tedirginlik ve şüphe dolu,
“Hukuk, vesayet rejimini
öyle bir yerden vurdu ki, ayakta kalmış görüntüsüne bakmayın. Mecali
tükeniyor...”
iddiasına dikkat
diyorum!..
Vesayet rejimi diye
savaş açtıkları ne; Mevcut hukuk düzeni ve TSK, daha geniş
açılımıyla T.C.’nin kuruluş esasları. Peki, bunu yıkıp, ortadan
kaldırmak için önce kol kola, sonra “himayesine” girip,
Türkiye üzerinde kurdurdukları yeni vesayet rejiminin patronları
kim; AB-ABD-NATO…
Demek ki, o kanunun ne olacağına da
bu yeni “vasiler” karar verecek!..
Kanaatim yüzde 90
veto etmeyeceği. Nasılsa Anayasa Mahkemesi “orta yolu”
bulur!..Yüzde 10’a gelince, “Her şerden bir hayır çıkar”mak
ve “miş” oyununu sürdürmek üzere, “TSK’nın, Gül’ü
kabullenmesini” de kolaylaştıracağından, ama en önemlisi
“PKK’ya genel af” veya Türkiye’nin Barzani yönetimini
“tanıdığının” somutlaştırılacağı bir anda, bir bakmışsınız
“Hakem Gül”, o yasayı “veto” edivermiş!..
FG’ye İhtiyaç
Kalmadı mı?
Emperyalizmin
“At değiştiriyor-muş” oyunundan önce, FG cephesindeki
gelişmeleri anlatalım.
Kulislerde konuşulanlara göre, grup
içindeki rahatsızlıkların tahminlerin ötesinde.
İki gruptan söz ediliyor;
Akademisyenler ve Medya Grubu…
Medya Grubu
malum. Ergenekon davasının bayraktarlığını yapıp, 2.
Cumhuriyetçilerle kol kola T.C.’ye karşı aleni bayrak açanlar.
Akademisyenler ise kendilerini “eğitim yoluyla”
mücadeleye adayanlar. Ana hedefte, yani “iktidarı ele
geçirme”de aralarında sorun yok, sorun bunun yol ve yönteminde.
İkinci grup, birinci grubun çok fazla siyasallaştığını,
bunun da “Her aileden en az bir kişinin FG’li olmasına” zarar
vermesinden korkuyor. Uzunca süredir birinci grubun ezici üstünlüğü
ortada, böyle de devam edecek gibi.
Görüşlerine
katılmasam bile dobralığını beğendiğim, gruba yakın isimlerden
Nasuhi Güngör’ün, Cüneyt Ülsever’in tezi üzerine kaleme aldığı
“Gülen Hareketi’ne ihtiyaç kalmadı mı?” başlıklı yazısı,
“Biz tüm partilere eşit mesafedeyiz, siyaset yapmıyoruz”
iddiasındaki Cemaat’in tüm pullarını döker nitelikte…
”Sahnedeki aktörlerin sadece siyaset ya da
ordudan ibaret olmadığını artık hepimiz biliyoruz. Her ne
kadar kendileri, ‘Biz
siyasetin dışındayız, gönüllüler hareketiyiz’
deseler de, Gülen Hareketi’nin bu tabloda önemli ve belirleyici
bir rolü var…Siyaseti daha fazla etkilemekte
ve dönüştürmektedirler. Cemaat, belki hiçbir zaman
bir siyasi partiye dönüşmeyecektir. Ama siyasetle olan yakınlığı
bir anlamda zirve noktasına ulaşmıştır”
tespitini
yapıyor. Ülsever’in
iddiasına cevabı da çok anlamlı. Gülen
hareketinin tek misyonunun “kadrolaşma”
olmadığını,
“Demokratikleşme, yeni bir
Anayasa hazırlığı başta olmak üzere birçok tartışmanın ilerleme ve
zemin kazanmasında rolü
bulunduğunu”
hatırlatıyor ve “Ufukta, bu misyonu üstlenecek
başka bir yapı”
görünmediğine dikkat çekiyor. Kesinlikle
doğru!..
Emperyalizmin bu “konjonktürel müttefiki”
olmasa, milyonlarca samimi inançlı,
“türban, din, dindar
Cumhurbaşkanı” diye
diye, 2.
Cumhuriyetçilerle kol kola girer, Türkiye’yi uçuruma sürükleyen
Haçlı emperyalizminin emellerine alet edilebilir miydi? Daha da
yapılacak çok “iş”
var!..
O “iş”lerden
en acili, hem iç, hem dış boyutuyla “Kürdistan”.
İşte
Danıştay’ın, önceki yıl “çok dilli belediyecilik”
uygulamasına geçtiği için görevden aldığı Diyarbakır Sur Belediye
Başkanı ve Belediye Meclisi’nin hali.
Yeniden seçildiler ve
kaldıkları yerden devam ediyorlar. Son numaraları ”Çok dilli
Toplu Sözleşme”!.. Ne oldu Danıştay kararı, nerede hukuk, kim
takıyor?..Bir diğer örnek; Irak’ın kuzeyinde incelemelerde bulunan
Hak-Par Genel Başkanı Bayram Bozyel, “PKK’nın
silahsızlandırılması” görüşmelerinin sürdüğünü, bu kapsamda,
“Lider kadronun pasaportlarının hazırlandığını,
PKK’nın üst düzey yöneticilerinin Avrupa’ya gideceğini, diğerlerinin
genel afla Türkiye’ye dönüşünün sağlanacağını”
açıklıyor.
Yani ABD’li David L. Phillips’in,
T.C. Dışişleri Bakanlığı’nın destek ve katkılarıyla hazırladığı
“PKK’nın Silahsızlandırılması Planı” yürüyor, göç yolda
düzeltiliyor!..
Dışarı boyutu;
Malum, ABD’nın Irak’tan “gözü arkada kalmadan” çıkması için
Türkiye’nin “Barzani Kürdistan’ı”nı tanıması elzem.
ABD Kilisesi’nin etkili-yetkili yayın organı Christian
Science Monitör başyazıyla, “Kürt-Arap ihtilafı yakın…Irak
devleti parçalanabilir” haberini veriyor…
Kerkük
gidiyor…
Obama’nın, Irak Başbakanı Maliki’den “razı
olmadığı” duyuruluyor…
Ve tam da bu günlerde “Üç
parçalı Irak’ın baş savunucusu” Obama’nın Yardımcısı Joe Biden,
“Kürtlerle-Bağdat arasındaki uzlaşma çabalarına nezaret etmek
üzere” Irak’ta dolaşıyor.
Bitmedi,
İngiltere, Irak’taki askeri araçlarını satışa çıkardı. ABD, geri
dönüş hazırlıklarına başladı. Silahları ne olacak? Büyük kısmı
Barzani yönetimine bırakılacak. Artık buradan nereye gider; PKK’ya
mı, “Ergenekon davası” veya yeni “fotokopi
belgelerinin” malzemesi olarak Türkiye içine mi,
kimbilir?
“Irak’ın
bölünmesi Türkiye için felakettir…Kerkük endişe kaynağımızdır”
diyen
TSK
veya
muhalefetin, bunlar başta, diğer gelişmeler karşısında sesi-soluğu çıkıyor mu,
gören-duyan-bilen var mı?
Ya “Çuvalcı” ABD’li General
David Petraeus’un, “Türkiye’den Afganistan operasyonları konusunda
verebileceği desteğin en büyüğünü istemesi”
konusunda?!..
Bu “derin
sessizliğin” sebebi, “miş” oyununa kapılıp, “Beni
seç!..Beni seç!..” olmaz, olamaz,
ol-ma-ma-lı!..
Zira, emperyalizmin
“at
değiştiriyor-muş”u günlük,
aylık değil, çok uzun sürecek bir oyun.
Taa ki, Lozan’da
Lord Curzon’un “cebine
koyduklarını” alana
kadar!..Bunu anlamak için “kurmay
zekası”na falan
sahip olmak da gerekmiyor!..