Ergenekon
kovuşturması devam ederken 41. duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere
serbest bırakılan, Yayınevimiz ve"Oyunun Adı Kontra
Ergenekon" isimli kitabın Yazarı Muammer
KARABULUT, CMK' nın 250. maddesi ile görevli İstanbul 13. Ağır Ceza
Mahkemesine, Antalya Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi aracılığıyla
başvurarak, soruşturma ve kovuşturmayı yürüten birimlerin
Anayasa’nın başlangıç ilkeleri ile 2, 9, 10, 11,
13, 17, 25, 26, 34, 36, 38 ve 39.
maddelerine aykırılığından dolayı, Anayasa Mahkemesi
karar verinceye kadar, davanın geri bırakılmasını talep
etti!
Anayasanın
152. maddesi gereği
mahkeme,
“...taraflardan birinin ileri
sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa,
Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara
kadar...”
Silivri yerleşkesinde devam
eden kovuşturma ve dolayısıyla iki yıldır devam eden soruşturmayı
geri bırakabilecek!
Anaysa
Mahkemesinin, Anayasa’nın kendi çerçevesine aykırı olan 250. madde
ile görevli mahkemenin varlığına son vereceğini iddia eden Yazar
Muammer KARABULUT konuyla ilgili yaptığı yazılı
açıklamada;
"Karar
vermek üzere talebimi değerlendirecek olan mahkeme varlığına ilişkin
kararı Anayasaya Mahkemesine götürmek durumunda kalacaktır..."
iddiasında bulundu.
Anayasamızın 13. maddesinde belirtildiği
üzere,
“Temel hak ve hürriyetlerle
ilgili genel ve özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili
maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla
sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,
demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve
ölçülük ilkesine aykırı olamaz.”
Yine
Anayasanın 11. maddesine göre
de
“kanunlarda Anayasa'ya aykırı
olamaz”
denilmiştir.
Fakat doğal
olarak, yetkisi ve sorumluluğu tamamen siyasi iktidarda olan 250.
Madde ile yetkili özel mahkeme, yürütülen davada tarafsızlığını
koruyamaz duruma gelmiştir. Ve bir dizi hukuksuzluğun yaşanmasına
neden olmuştur…
Yaşananların en somut örneği ise 10. Ağır Ceza
Mahkemesinde görev yapan hâkim Necat
EDA’nın“baskı
altında” olduğunu belirterek davadan
çekilmesidir... Baskı ise ilgili davada aldığı tahliye kararlarına
karşı Adalet Bakanlığından gelen soruşturma
talebidir…
Hâkim Necat
EDA bu durumu “kurumsal
baskı” vurgusu ile
açıklamıştır.
Diğer
tarafta iktidarın emrinde olan davaya diğer bir örnek ise CMK’nın
250. Maddesinin 3. Fıkrasında belirtilen muvazzaf askerin
yargılanmasının önünü açacak olan “hali
dâhil” yerine, “halinde”kelimesinin
gelmesi sonucu oluşan tepkidir. Tepkinin ana kaynağı da yine
Anayasaya aykırılık olmuştur!
Burada aykırılık bir kelime
olurken, yasanın tamamının Anayasaya aykırı olduğu gerçeği ise bu
vesileyle gündeme gelmiş
olacaktır.
İptalini
istediğim 250. Madde ile görevli birimlerin ilgili yasasına bundan
daha iyi “kuvvetli
şüphe”olamaz.
Yine
Anayasaya aykırılığından dolayı kapanan DGM' lerin yerini
alan 250. Madde ile yetkili
birimler, 4 Aralık
2004tarihinde kabul edilen CMK'nın 250, 251 ve 252.
maddelerine göre hareket etmekle ne yazık ki gücünü Anayasadan
değil, yürütmeden almaktadır!
Anayasanın "genel
esaslar" bölümünün 9.
maddesinde
"Yargı yetkisi, Türk Milleti
adına bağımsız mahkemelerce
kullanılır"
denilmesine rağmen, adı
geçen mahkemeler bağlı olduğu idari yönün
ötesinde kararlarında da
Adalet Bakanlığına
bağlıdır.
Dava süresince yaşanan kargaşa, dolayısıyla
çağdaş hukuk normları dışında ve Anayasaya aykırı olarak sürdürülen
davada yaşanan hukuksuzluğun asıl nedeni ise 250. madde
ile yetkili birimlerin gücünü siyasi otoriteden alması
olarak açıklanabilir.
Eğer bir mahkeme Anayasanın yargılama ile
eşitlik ilkesine aykırı olduğu için kapanan DGM’lerin
yerine var edilen "CMK'nın 250. MADDESİ İLE
YETKİLİ" birimi olarak bir davayı yürütüyorsa yaşanlar
normaldir...
Anayasamıza
aykırılığından dolayı kapatılan DGM'lerin yerine kurulan 250. madde
ile görevlendirilen mahkemeler, Türkiye'nin hukuk devleti olma
isteğine karşı en büyük
engeldir!
Doğal
olarak uygulamada da görüldüğü üzere 250. madde ile görevli
birimler, suç ve cezada olması gereken "kuvvetli
şüphe-hukuki deliller" yerine, görevi yürütme
erkinden aldığı için, adı geçen soruşturma ile demokrasi, insan
hakları, hukukun üstünlüğü ve uluslararası hukuk kuralların hepsine
aykırı davranmıştır.
250. madde
ile görevli birimlerce yaşatılan bu hukuksuzluk, bugün iktidarda
bulunan anlayışın yarın muhalefete düşmesi durumunda da devam
edecektir.
Bundan
çıkan sonuç ise hukukta olmayan öç alma anlayışı, 250. madde ile
görevli mahkemeler aracılığı ile öç almaya dönüşebilecek olanaklara
zemin hazırlayacaktır.
Tüm bu
nedenlerden dolayı
mahkemenin adı
geçen kovuşturmadaki tüm
kararları, Anayasamıza ve evrensel hukuk kurallarına
aykırıdır...
Türkiye'deki hukukçuların belki de hepsi davada ağır
hukuk ihlallerinin yaşandığını ifade etmesine rağmen, hiçbir
hukukçunun(!) Anayasanın 152. maddesi
gereği "aykırılık
davası" açılmasını gündeme getirmemiş olmasını
da fazlasıyla düşündürücü
buluyorum!!!
Mahkemeye
olan talebimi doğrulayacak yüzlerce tepki arasında Yargıtay
Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Vural
SAVAŞ'ın,
“Şu an Ergenekon
soruşturması ve kovuşturması diye yapılan operasyon, tamamen
Anayasa’ya aykırı. Kanuna aykırı deliller kullanılarak, Ceza
Muhakemeleri Usul Kanunu (CMUK) dâhil tüm yasalarımız ihlal edilerek
yapılan bir operasyon. Ergenekon soruşturması, hükümet ve Adalet
Bakanı’nın himayesinde, soruşturma izini verilmediği için hakkında
takibat yapılamayan savcılar
eliyle gerçekleştiğini”
ifade
eden beyanını örnek olarak
gösterebilirim...
Son olarak,
Anayasanın 2. Maddesinde ifade edildiği
üzere
“Türkiye Cumhuriyeti, toplumun
huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına
saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen
temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal
bir HUKUK devletidir.”
Onun
için
bu devlet, Anayasaya
aykırı olarak görevini devam ettiren bir mahkeme ile
adalet sağlayamaz. Aksi halde mahkemenin
aldığı tüm kararlar başta YARGITAY olmak üzere AİHS aykırılıkları
nedeni ile de
bozulacaktır!
30 Haziran
2009