Bir iki yıl
kadar önce guruplarda Yiğit Bulut’un yazılarını paylaşan
arkadaşlarla bir tartışma yaşamıştım. Yazılardaki saçmalıklardan,
mantık hatalarından bahsetmiştim. Ben bu adamdan kötü kokular
alıyorum demiştim. Bazı ulusalcı dostlar da benim fazla şüpheci
olduğumu, Yiğit’in de iyi bir vatansever olduğunu, bizim tarafımızda
olduğunu söylemişlerdi. Ben de “ ya
hu, derinliği çapı ne ki, bizde olsa ne olur
olmasa ne? Madem öyle diyorsunuz, bekleyelim görelim o zaman”
demiştim.
Bekledik ve
görmeye başladık:
Bir
televizyon programında Ergenekon ile ilgili abuk subuk yorumlar yapınca,
küfürü basıp kanalı değiştirmiştim. Fakat daha sonra iki kere,
misafir olduğum sırada yine Yiğit arkadaşa denk geldim ve kanalı değiştirme
şansım da olmadığı için seyretmek zorunda kaldım.
İlkinde, programın tek konuğuydu ve IMF
ile anlaşmadığı için RTE’ ye methiyeler düzüyordu. IMF ile
anlaşma yapılmaması tabi ki bizi de onayladığımız bir durum ama
RTE’nin bunu neden yapmadığı da bilmek lazım.
Eğer bunu analiz edemiyorsan çıkıp konuşmayacaksın. Bu kadar
yüzeysel bir konuşmayı yapmak için uzman olmaya gerek yok. Sokaktaki
vatandaş bunlardan çok daha iyi yorumlar
yapabilir.
Neden anlaşılmamış IMF ile?
Çünkü IMF, özerk maliye istiyormuş. Eğer
bu olursa AKP mali tehdit ile canını sıkanları baskı
altında tutamazmış. Yani; koyun can, kasap et derdindeymiş. Bizim Yiğit ne
diyor, hiç. Boş boş konuşup kendisine minare kılıfı
dikiyor.
İkinci program:
Bu kez konuk olarak N.Ilıcak, ve F.Koru da var. Deniz feneri
davasını ve AKP’ye açılacak yeni bir kapatma davasını konuşuyorlar.
Bizim Yiğit yumurtlamaya başlıyor:
“neden bütün belgeler Almanya’dan geliyor? Eğer
AKP’ Almanya dan gelen belgelerle kapatma davası açılırsa beni
AKP’li yaparsınız…”
Sen zaten
olmuşsun olacağını da minareye dikmeye çalıştığın kılıfı daha
bitiremedin sanırım. Kaldı ki gitsen ne olur, kalsan
ne?
Belgeler neden
Almanya’dan geliyormuş. Biraz kafası çalışan bir insan buna
şaşırmaz. Türklerin en yoğun olduğu ve bütün tarikatların,
örgütlerin üstlendikleri yer orasıdır. Gurbetçileri soyup soğana
çevirirler. Bu yüzden de bütün yolsuzlukların merkezi orasıdır.
Oradan parayı toplayıp, gelip burada ne yapacaklarsa
yaparlar.
Bunda şaşıracak
ne var? Belgelerin Küba’dan gelecek hali yok ya… Esas Küba’dan
gelirse şaşırmak lazım.
Aynı programda Yiğit devam ediyor:
N.Ilıcak’a dönüyor ve
“efendim ben size bir soru sormak
istiyorum: Belçika türbanlı bir bayanı meclise kabul etti, biz bunu
başaramadık. Siz bu sorunu mecliste yaşamış biri olarak durumu nasıl
değerlendiriyorsunuz?”
Ilıcak, durumu anlayacak kıvrak
zekaya sahip olmadığı için, önce kendini savunur bir tavır
alıyor. Yiğit araya girerek soruyu aynı şekilde
tekrarlıyor ve aynı tarafta olduklarını ifade ediyor. Bunu
yaparken de, yan gözle, “ağabey sizin çeteye girebildim
mi?”
der gibi pis pis
sırıtarak F. Koru’ya bakıyor.
Çete kuralları bellidir. Biri çeteye
girecekse önce bazı kahramanlıklar ve atılımlar yapar.
Yolun açık olsun Yiğit.
Biz de artık elimizde tuzluk sağa
sola koşturmaktan vazgeçelim.