Siyaset1 Temmuz 2009 00:00

Kritik MGK’nın “Emniyet” Subapları - Meyyal UYGUR

Bu şartlar altında Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un “Cadı Avına çıkmayacağız” sözünü bir daha düşünelim. “Bize bu komploları kuranların, asimetrik psikolojik savaşa alet olanların peşine düşmeyeceğiz. Kayseri’deki Işık Evleri soruşturmasında dahi frene basabiliriz, siz de frene basın” şeklinde bir “ateşkes” çağrısı olabilir miydi?..Öyleyse, mürekkebi kurumadan gördük. İşte Uzun Kuyruk gitti!..Sıra niye “Boz Öküz ve heyetine” gelmesin? Hele ekonomik, siyasi, psikolojik  şartlar ve dış kuşatma böylesine olgunlaşmışken. Alınır bakanlardan imzalı boş dilekçe, onların bile ruhu duymaz, üstü doldurulur, MGK toplantısında “Hakem” olması kararlaştırılan da basar imzayı. Sabah Resmi Gazete’de okuruz…Var mı bir engel?!..     naproxennatrium site naproxen kruidvatfusidinezuur voetschimmel click fusidinezuur acnearcoxia 90 mg wikipedia read arcoxia cenacialis sample coupon cialis manufacturer coupon 2016 cialis manufacturer coupon

İbrahim Tatlıses, halı portre sanatçısı Ahmet Aksakal tarafından aleyhine açılan alacak davasında, Isparta 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin “yemin verme” kararı üzerine, sözkonusu kişiden halı almadığına dair yemin etmiş ve dava düşmüş.   

 

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ da, “Asla ve kat’a darbe planlamıyoruz. Vallahi de billahi de demokrasiye bağlıyız” diye, hem de Kur’an-ı Kerim üstüne yemin etse acaba AKP’nin “ateşi” söner mi? Sönmez!..Çünkü ellerindeki yegâne sermaye bu. AKP iktidarında yolsuzluk ve yolsuzluğun nasıl tavan yaptığına, iktidar sahipleri zenginleşirken, koca Türkiye’nin nasıl yoksullaştığına gözlerini, kulaklarını kapatıp, lâl olanlar, Devlet İstatistik Enstitüsü’nün kimbilir kaç kontrolden geçirip, olabileceğin azamisi yapılarak, açıkladığı büyüme rakamlarından sonra o lâl olmuş dillerini tamamen mi yutacak, yoksa dilleri mi çözülecek, göreceğiz. O rakamlar, sabahtan akşama “darbe duasına” çıkıp, “kimin askerin arkasına saklanıp, siyaset yaptığının”, fotokopi falan değil, gerçek, kanlı-canlı belgesidir…

 

TSK’yı ABD-AB-NATO ile kuşatmış, kıpırdayamaz hale getirmişler…Sesini çıkardığında oralara koşup, kaç kere “fırça” attırmadılar mı?..Ekonominin hâli ortada. İçerde konuşacak olsa, “Borsa düşüyor, siyasi istikrarsızlık ekonomiyi vurdu” manşet ve demeçleri hazır. Değil muhtıra vermeye, e-bildiri yayınlamaya, darbe yapmaya, “konuşmaya mecali kalmamış”, yukarı tükürse bıyık, aşağı tükürse sakal…Böyle olduğunu bal gibi biliyorlar, ama abandıkça abanıyorlar. Niye? Yegane sermayeleri bu dedik ya…Muhtıralarını da kendileri yaratıyor, darbe söylentilerini de kendileri çıkarıyor, hâsılı kendileri çalıp, kendileri oynuyor. Yerse!..Yemiyor muyuz?..         

 

Sadede gelirsek, “kritik” MGK toplantısının yapıldığı gün, en az Albay Dursun Çiçek’in tutuklanması kadar önemli başka gelişmeler oldu. Sanki çifter çifter tedbir alındı. Bunlardan ilki ekonomik göstergelerin açıklanmasıydı. Olur ya, asker masaya yumruğu vurur, ellerinde ne var ne yok ortaya koyar, “adam” gibi bir MGK bildirisi için bastırır, kabul ettiremedi (Askerler MGK’da azınlıkta ya), sözlü bildiri yayınlarsa…Bu ekonomik göstergeler ortadayken, böyle “kötü” şeyler yapsın da görelim!..İliştirilmiş medyaya, “TSK-AKP kavgası ekonomiyi vurdu” başlıkları attırılır mı attırılmaz mı? Batmış ekonomiyi birilerinin sırtına yıkmak için zaten fırsat-bahane aranmıyor mu? Bilmem anlatabildim mi?

 

Ne ilahi tesadüf “Çuvalcı” General Petraeus da o gün Ankara’ya geldi. Hemen her yazımda, “fotokopi” üzerinden yürütülen “final rövanşı”nın en önemli kısmında “Türkiye’nin başına son çuvalı” geçirmenin olduğunu anlatmaya çalıştım. Nitekim Petraeus, Irak’tan çekilme için değil, Afganistan için teşrif etmiş. ABD Büyükelçisi Jeffrey öyle diyor. Zaten aynı gün ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi Ivo Daalder de Berlin’deydi ve Avrupa ülkelerinden Afganistan için para-asker istedi. Bu ekonomik tabloda Türkiye olarak para yardımı yapamayacağımıza göre, geriye Soros’un, “ihraç ürünü” dediği askerimiz kalıyor. İktidarın, Mehmetçiğin, dost Müslüman Afganistan’a ABD-NATO adına savaşmak üzere gönderilmesine yeşil ışık yaktığı, TSK’nın ise karşı çıktığı malum!..

 

Albay Dursun Çiçek’in durumuna gelince; MGK bitene kadar Savcılıkta, Mahkeme koridorlarında beklemesi…MGK bittikten sonra tutuklanması…Rehine miydi, ipotek mi, Uzun Kuyruk mu?..İçimdeki ses, hem içerinin “çok kanlı” geçtiğini, öyle “teyit ederiz” falan olmadığını, hem de bir “gözdağı” bir “kurban” vaziyetinin yaşandığını söylüyor.      

 

Uzun Kuyruk hikayesi mi? Şu meşhur Sarı Öküz hikayesi var ya, oradaki kurbanlardan biri. Hani sarı öküz sürüsünün lideri Boz Öküz, çevredeki aslan sürüsünden kurtulmak için önce Sarı Öküzü feda ediyor. Aslanlar bir süre sonra, “Şu sizin Uzun Kuyruk var ya, kuyruğunu salladıkça nereden baksak görünüyor ve aklımızı başımızdan alıyor. Size saldırmamak için kendimizi zor tutuyoruz. Oysa sizler normal kuyruklusunuz. Verin onu bize, bu konuyu kapatıp, barış içinde yaşamaya devam edelim” diyor, Boz Öküz ve heyeti, Uzun Kuyruk’u da teslim ediyor. Bu böyle devam edip, gidiyor, taa ki öküz sürüsü zayıf düşürülene kadar. Sonrasında aslanlar “demokratik yaklaşımdan” vazgeçip, hep birlikte çullanıyorlar!..

 

Benzetmeler için özür. Gelin biz bu hikayeyi, “Aslanların, çakallara boğdurulması” yapalım!..  

 

FGÖ ile ilgili “terör” davası, “silahlı örgüt” şartına bağlanarak, düştü. Ümraniye davası “Ergenekon Terör Örgütü” davasına dönüştü.         

 

Bazı askerler yaka-paça gözaltına alınırken, güya rövanşa sebep gösterilen 28 Şubat’ın kahramanları veya “darbe günlüklerinin” tutulduğu dönemin sorumlu komutanlarının köfteli-yemekli “bilgisine” başvuruldu.  

 

Polislerin yetkisi arttırıldı, TSK’nın yetkileri azaltıldı. Jandarma Yönetmeliği çıkarılırken dahi TSK’dan görüş sorulmadı, onlar da sesini çıkarmadı ve ardından askerlerin sivil mahkemelerde yargılanması sağlayan “gece yarısı operasyonu” geldi.

 

İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesindeki, “TSK’nın Cumhuriyeti koruma kollama görevi” tartışmaya açılırken, Başbakan Erdoğan, “rejimin güvencesinin Emniyet Teşkilatı” olduğunu duyurdu. Erdoğan’ın bu açıklamasının, Emniyet’te ve İçişleri’ndeki “kör gözüme parmağı” niteliğindeki son atamalardan hemen sonraya denk gelmesi dikkat bile çekmedi.      

 

Emniyet Müdürlüğü görevinden alınıp, merkeze çekilenlere “yurtdışında ataşelik” görevi bulundu (Atama yönetmeliğinde yabancı dil bilme şartı neden kaldırıldı? Acaba kaçı dil biliyor? Bir de Türkiye’nin tezlerini anlatacaklarmış. Acaba hangi Türkiye’nin, hangi tezleri). Bana öyle geliyor ki, kendilerinden olanları ödüllendiriyor, olmayanları merkezden uzaklaştırıp, dikensiz gül bahçesini tamamlıyorlar!.. 

 

Ramazan Akyürek, Şenkal Atasagun, Zahit Akman için soruşturma izni verilmiyor, Melih Gökçek başta bir yığın AKP’li belediye başkanına dokunulmuyor ama emeklisi, muvazzafıyla askerler şakır şakır gözaltına alınıp, tutuklanıyor.

 

Bu şartlar altında Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un “Cadı Avına çıkmayacağız” sözünü bir daha düşünelim. “Bize bu komploları kuranların, asimetrik psikolojik savaşa alet olanların peşine düşmeyeceğiz. Kayseri’deki Işık Evleri soruşturmasında dahi frene basabiliriz, siz de frene basın” şeklinde bir “ateşkes” çağrısı olabilir miydi?..Öyleyse, mürekkebi kurumadan gördük. İşte Uzun Kuyruk gitti!..Sıra niye “Boz Öküz ve heyetine” gelmesin? Hele ekonomik, siyasi, psikolojik  şartlar ve dış kuşatma böylesine olgunlaşmışken. Alınır bakanlardan imzalı boş dilekçe, onların bile ruhu duymaz, üstü doldurulur, MGK toplantısında “Hakem” olması kararlaştırılan da basar imzayı. Sabah Resmi Gazete’de okuruz…Var mı bir engel?!..     

 

ABD askerlerinin çekilme sürecinin başlaması vesilesiyle Irak gündeme geldi. 6 yılda nasıl çöktüğünü, çökertildiğini bir kez daha gördük. Sizce Türkiye kaç yılda ve nasıl çökertildi?

 

Damadımız, ABD Dışişleri Müsteşar Yardımcısı Mathiew Bryza, Türkiye’ye baskı yapılmasını isteyen Rum Meclis Başkanı Karoyan’a, “Türkiye süper güç oldu, ABD baskı yapamaz” karşılığını vermiş. Evet “otomatik pilot”a bağlanmış, “süper uçuştayız”…Artık baskıya falan da gerek kalmadı, çünkü nasılsa onlar istemeden, kendiliğimizden yapıyoruz.