Tarih/Kültür30 Haziran 2009 00:00

II. Mahmut Döneminde Siyasi ve Askeri Durum - Helmuth van Moltke

Yeniden kazanılan Trablusgarp yeniden elden çıkmak tehlikesinde bulunuyor; Akdeniz üzerindeki diğer Afrika memleketlerinin hemen hemen Devlet-i Aliyye ile hiçbir münasebetleri  kalmayıp gözlerini Babıali'den ziyade İngiliz kabinesine çevirmişlerdir.Elhasıl,  Arabistan'da ve hatta Hicaz'da bile Sultan'ın çoktanberi hakiki bir nüfuzu yoktur. Bugün Babıali'nin elinde kalan diğer yerlerde dahi padişahın kuvveti birçok cihetlerden mahduttur. Fırat ve Dicle sahillerindeki ahali pek az  itaat gösteriyorlar. Karadeniz ve Bosna ayanları padişahın iradelerinden  ziyade kendi menfaatlerine tabidirler. İstanbul'dan uzak şehirler kendi kendilerini idare ediyorlar ve müstakil gibidirler. discount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription cardsitagliptin phosphate and metformin hydrochloride gedave.ro sitagliptin phosphate side effectscleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mgcialis walgreen coupon cheap cialis cialis coupon

II. Mahmut Döneminde Siyasi ve Askeri Durum

       Helmuth Von Moltke 

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
www.acikistihbarat.com

30.06.2009

 

1800'de Almanya'da doğdu. Kopenhang Askeri Akademisinde askeri eğitimini aldı.Almanya ordusunda subaylık görevinden sonra mesleki bir inceleme için 1834'te Varna ve Silistre taraflarına gelmiş; II. Mahmut'un huzuruna kabul edildiğinde de kendisine  Osmanlı ordusunda görev teklif edilmişti.

1836'da Osmanlı
Devleti hizmetinde yer alarak, Asakir-i Mansurei
Muhammediye ordusunda danışmanlık yaptı. Bu görevi sırasında Osmanlı topraklarında geniş yetkilerle gezerek haritalar çizdi.

Osmanl
ı Devleti'nin doğuda Kürtlere karşı harekatına, aynı zamanda Nizip Savaşı'na
katıldı. Bu seyahatleri sırasında kardeşine ve arkadaşlarına yazdığı mektuplarla 1836-1840 yılları arasında Osmanlı Devleti'ni ve sosyal yaşamını anlattı. Osmanlı hizmetinden sonra Alman-Fransız, Prusya-Danimarka savaşlarında bulundu.

1828 Osmanlı-Rusya savaşını "1828 Seferi" adlı bir eserinde anlattı
. 1891 'de vefat etti.
Mezarı Polonya'dadır.

 

II.Mahmut Döneminde Siyasi ve Askeri Durum

Bu İslam hükümetine karşı koymak, garp ordularının birçok zaman mühim meşgalesi olmuştur. Şimdi ise denilebilir ki, Avrupa politikası, Osmanlı mevcudiyetini muhafaza etmekle mükelleftir.

İslamiyetin şarkta galebe çaldığı gibi, garbın da büyük bir kısmında hakimiyet tesis edebileceğinden cidden korkulduğu  zamanlar pek uzak değildir.


 Hıristiyanların asırlardan beri kökleşmiş olduğu yerleri İslamlar  zaptetmişti. Korent, Efes, Nise gibi Havariyunun meşhur Sinot şehirleri ve  Antiyus (Antakya), Nikomedi (İznik), Alexandri (İskenderun) gibi kiliseler  Türklerin elinde idi.

Hıristiyanlığın beşiği, Hazreti İsa'nın makberi  Filistin ve Kudüs, bütün garp şövalyelerine karşı duran İslamların tabiyetinde bulunuyordu. Roma İmparatorluğu'nun uzun hayatına hatime çekmek ve içinde bin sene Hazreti İsa'ya taptıkları Ayasofya kilisesini camiye kalbetmek, İslamlara nasibolmuş idi.

Muhammediler Stirya ve Salzburg'un yakınlarına kadar ilerlemişlerdi. Roma kralı, zamanın birinci prensi  payitahtından firar etti ve az kaldı ki Viyana'nın Sen Jozef kilisesi, Bizans'ın Ayasofyası gibi cami oluyordu.


Afrika
  çöllerinden Hazer denizine, Hint denizinden Adriyatik denizine kadar bütün milletler Türk padişahına tabi idi. Venedik ile Almanya imparatoru  Babıali'nin haraçgüzarı arasında bulunuyordu. Akdenizin dörtte üç kısmı  Osmanlıların hükmü altında idi.

Nil ve Fırat Türk nehirleri, Akdeniz adaları ve Karadeniz Türk gölleri idi. Ancak iki asırdan beri Devleti Aliyye, yakın bir izmihlali ihsas eden bir inkiraz hali gösteriyordu;

Yunanistan kesbi  istiklal etti. Buğdan ve Eflak ve Sırp prenslikleri Babıali'nin hakimiyetini şeklen tanıyorlar ve Türkler vaktiyle kendilerine aidolan bütün bu yerlerden tardolunduklarını görüyorlar.

Mısır bir eyalet olmaktan ziyade düşman bir hükümettir; Suriye, Adana ve ellibeş hücuma ve yetmişbeş bin Müslümanın  şehadetine bedel elde edilmiş olan Girit adası isyan etmiş bir paşanın, Mehmet Ali'nin eline geçmiştir.

Yeniden kazanılan Trablusgarp yeniden elden çıkmak tehlikesinde bulunuyor; Akdeniz üzerindeki diğer Afrika memleketlerinin hemen hemen Devlet-i Aliyye ile hiçbir münasebetleri  kalmayıp gözlerini Babıali'den ziyade İngiliz kabinesine çevirmişlerdir.

Elhasıl,  Arabistan'da ve hatta Hicaz'da bile Sultan'ın çoktanberi hakiki bir nüfuzu yoktur. Bugün Babıali'nin elinde kalan diğer yerlerde dahi padişahın kuvveti birçok cihetlerden mahduttur. Fırat ve Dicle sahillerindeki ahali pek az  itaat gösteriyorlar. Karadeniz ve Bosna ayanları padişahın iradelerinden  ziyade kendi menfaatlerine tabidirler.

İstanbul'dan uzak şehirler kendi kendilerini idare ediyorlar ve müstakil gibidirler.

Görünüyor ki, artık Devlet-islamiye, elyevm Kuran'a itaatten ve uzun süren bir itiyattan başka  bir rabıtası olmayan prensliklerden,hükümetlerden ve cumhuriyetlerden   ibarettir.

Müstebitten murat, iradesi yegane kanun olan, gayet nüfuzlu bir zat ise,İstanbul sultanı müstebitten başka birşey değildir. Avrupa diplomatları Türkiye'yi çoktan beri menfaatleri ile hiç münasebeti olmayan muharebeler  ile işgal ve yahut eyaletlerinin elden çıkmasına mal olan sulh muahedelerini imzalamaya mecbur ederler.

Lakin Devlet-i Aliyye sinesinde bütün ecnebi donanmasından ve askerlerinden daha müdhiş bir düşman besliyordu;  Üçüncü Selim, Yeniçeriler'le savaşının taht ve hayatına mal olduğu tek hükümdar değildi; buna rağmen Sultan    Mahmud'un himayesine girmektense tasfiyeden doğacak mahzurları göze almayı tercih etmişti; seller gibi kan dökerek maksadını istihsale muvaffak oldu.

Türk ordusunu mahva muvaffak olduğu için sultan kendisini şayanı tebrik görürken,Yunan Yarımadası'ndaki ayaklanmayı bastırmak için Mısır Valisi Mehmet Ali'yi  yardıma çağırmak zorunda kaldı.

O zaman, üç Hıristiyan devlet, Fransa,İngiltere ve Rusya, aralarındaki geçimsizliği unutarak, ilk ikisi padişahın donanmasını vurup bitirdiler, Rusya'ya da Türkiye'nin kalbinin yolunu açtılar. Fakat deniz mağlubiyeti ve diğer meseleler Türkiye'yi harab etti.

Türkiye'nin yeniden bir ordu cem ve tahşit etmesi kabildi. Ecnebi ordusu muharebelerle Devleti Aliyye'yi mahva karip bir hale getirmiş olduğu gibi gene ecnebi ordusu mütehassısları müşarünileyhayı kurtardı; Osmanlılar kendilerine mahsus bir ordu teşkil etmek istediler ve güç halle ancak  yetmişbin muntazam asker cemedebildiler...

Herşeyden evvel Devleti Aliyye muntazam bir idareye muhtaçtır ve pek cüzi olan yetmiş bin askeri bile şimdiki idare ile yaşatmaya muktedir olamaz. (Moltke, burada o zamanki 
hükümetin bütçe açığından, memurların fenalığından uzun uzun bahseder)

Vaktiyle fevkalade kuvvetli olan bu devletin azası mefluç olup bütün hayat kalbinde temerküz etmiş olduğundan payitaht sokaklarında çıkacak bir ihtilal  Osmanlı saltanatının hayatına hatime çekebilir.

Devleti Aliyye acaba  inkirazdan kendini kurtarabilecek mi?

Yoksa, Bizans hükümeti gibi fena idare seyyiesiyle tamamen sukuta mı mahkumdur?

Bunu istikbal gösterecektir. Avrupa'nın sulh ve müsalemetini tehdit eden keyfiyet, Türkiye'nin bir ecnebi  devlet tarafından teshirinden ziyade Devleti Aliyye'nin son derece zaafı ve içten çöküşüdür.

 
Helmuth von Moltke 

Beyoğlu, 7 Nisan 1836

 


www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2009