|
Yazinin basligi belki
sizlere ilginc gelebilir, fakat hayatin kendisi ilginc degil mi!
Insanlar, olaylar, rastlantilar, siyaset, din, Turkiye,
dunya veya akliniza gelebilecek herhangi bir dusunce, kavram, mekan,
zaman ve bunun otesinde yapmak istenilenler, yapilamayanlar, insanin
bitmez tukenmez para, mevki ve makam hsirslari....
Tasavvuf
onderlerine ozenmemek elde degil. Belki de hayat bu
degil, hayat bu kadar karmasik degil, veya olmamali. Peki hayati bu
kadar karmasik hale getiren nedir nicin daha basit, ozgurlukcu ve
mutlu bir yasamin sinirlari gittikce daralmakta.
Nicin
sistem sizin yapmak istediklerinize ragmen, sizin hayatinizi
tanimliyor ve yolunu ciziyor, sizin yasam tarziniz veya dunya
gorusunuz acaba sizin isteginiz ile mi sekilleniyor, yoksa siz buna
mecbur mu kilindiniz?
Nicin bazilari daha mutlu olduklarini
zannederken digerleri mutsuz olduklarini dusunuyorlar? Yoksa bunlar
yanilsamalardan mi ibaret? Insanlik olarak bir ruyanin mi icindeyiz?
Bu ruya, yirminci yuzyilda insanoglu icin kabusa donustu gibi
geliyor bana.
Bu kabusun en fazla hisseldildigi yer
ise herhalde Afrika'dir. Son bir iki yildir
Afrika calismalari uzerine yogunlastigimdan, hayati sorgulama
geregi duydum, cunku siz belki sistemin size empoze ettigi ve sizin
de kendi isteginiz diye inandiginiz o mutlu kucuk dunyanizda
eglenirken hic dusundunuz mu Afrika Kongo'da 1987 yilindan
itibaren 5.7 milyon insan hayatini kaybetti.
Bu
rakam sadece Afrika'nin gobeginde isgal hukumetinin posta idaresinde
calisan Lumumba'nin ulkesindeydi. Kac kisi Patrice
Lumumba'yi taniyor, zannetmiyorum ki pek fazla olsun, internet
ciktigindan beri hafizalarimizda kisa omurlu olmaya basladi. Oysa
Lumumba'yi unutmak hayati unutmakti, O'nun Afrika icin yaptiklarini
gozardi etmek gecmisi, kokleri, tarihi ve gelecegi reddetmekti.
Posta idaresinde bir memur olarak calisir iken
Belcika'ya karsi ulkenin direnis lideri olan Lumumba, hayati bir
roman. 41 yasinda Kongo Cumhuriyetinin ilk demokratik
basbakani secildikten on hafta sonra Belcikali istihbarat
gorevlileri tarafindan kacirildi, ilk once kollari ve bacaklari
kesildi, daha sonra bir gaz bidonunun icine atilarak yakildi. Iste
bir hayat. Yine ne kadar ilginctir ki, Lumumba
bir CIA operasyonu sonucu olduruldu, oysa Kongo 1885'ten 1960'a
kadar Belcika idaresindeydi. Belcika Krali Leopold'in
ulkesi olan Kongo, kralin kisisel topragi sayildi, 1885-1914 yillari
arasinda tam 10 milyondan fazla insan Kongo'da katledildi.
Kral Leopold, Kongo baskentine kendi adini vermisti,
Leopoldville. Lumumba iktidara gelince baskentin adi Kinshasa olarak
degistirildi. Arasira cikan ufak ayaklanmalara karsi Kral Leopold,
isyancilari cezalandirmak icin sol ellerini kesiyor ve halka teshir
edip korku saliyordu. Meshur Amerikali yazar Mark Twain 1905 yilinda
yazdigi kisa eseri olan King Leopold'in Monologu'nda (King Leopold's
Soliloquy), krala savunma sansi vermis ve bu edebiyat harikasi olan
kisa eserde Kral Leopold'i yargilamisti.
Lumumba'nin bu kadar vahsi bir sekilde
oldurulmesi sonucu iktidara Kongo'nun Kenan Evren'i olan Mobutu Sese
Seko geldi. Mobutu'da bizim cocuklardandi (Our
Boys – Ufuk Guldemir) yabanci degildi, ve 32 yil iktidarda
kaldi. Hollywood
filmlerindeki "Vahsi" Bati'dan demokrasi sesleri yukselmemisti,
zaten ne Şili'de diktator Pinochet secimle isbasina gelmis Salvador
Allende'ya karsi darbe yaptiginda yukselmisti ne de 12 Eylul
darbecisi Kenan Evren demokrasiyi askiya aldiginda. Her nasilsa
bugunlerde Iran'daki secimler konusunda demokrasi havarisi
kesilenlerden, acaba kac kisi Lumumba'yi taniyordu? Bir
omure sigan insan hayatlari oldugu gibi, bazen zaman ve mekan
kavramlarinin otesinde insan yasamlarida mevcuttur, Lumumba,
Mandela, Nkrumah, Hz. Muhammed, Hannah Arendt gibi.
Siz
hangisi olmak isterdiniz, veya hangi yasami ornek alirdiniz, kollari
bacaklari kesildikten sonra yakilmis, fakat ruhu sonsuzlasmis
Lumumba'mi, yoksa 10 milyondan fazla insanin olumunden sorumlu,
zaman ve mekan ile sinirli ruhu kirlenmis Kral Leopold'mi?
Yoksa hayatinizdan memnunmusunuz?
Sistemin sizin
icin cizdigi yasamdan memnunsunuz galiba nasil olsa bir isiniz
vardir, eviniz, aileniz, arasira tatilede cikarsiniz, alisveris
derken, kendi kucuk dunyanizda mutlusunuzdur, "aman bana
ne" der sistemin sizin icin sizin yerinize planladigi yasam
tarzinizda yasar gidersiniz, iste hayatiniz, ev kedisinden farki
yoktur ve hatta ev kedisi sizden daha ozgurdur. Zaten insan
hayatinin ucte biri uykuyla, ucte biri ise calismak ile gectigini
dusunursek, size o mutlu hayatiniz icin ancak ucun biri kalir. O
kisa surenizde mutlu olmaya calisin, fakat unutmayin ki o mutluluk
bile sizin sinirlarinizi cizdiginiz bir tanim ve amac degildir. Siz
mutluluk rolu yapan buyuk tiyatrodaki
oyuncalarsinizdir. Umut ederim
degerli sair, dunya adami Can Yucel'in “Hayat Bu Daha Ne
Olsun” baslikli siiri herkesi tekrar dusunmeye, hayati
ve yasami sorgulamaya iter, daha mutlu ve ozgurlukcu bir dunya umudu
ile sakin hayati, yasami ve bildiginiz gercekleri sorgulamaktan
kacinmayin, zaman ve mekana bagli ufak cikar hesaplarinin pesinde
olmayin, hirslarinizi dizginlemesini ogrenin, nefretten uzak durun,
nefret gozunuzu kor etmesin, bildiklerinizi ve inandiklarinizi
paylasin, dogrularinizi ve inandiklarinizi sonsuza kadar savunun.
Insanlari ve Can Yucel’in asagidaki siirinde tanimladigi
yasami sevin.
Mehmet bey
sizde sevin insanlari, bu siiri okuyun ve bir daha
dusunun! Hayat Bu Daha
Ne Olsun
CAN YUCEL Öyle sabah
uyanır uyanmaz yataktan fırlama Yarım saat erkene kurulsun
saatin. Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye
sevin.. Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al
derin derin... Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü
serin serin... Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin. Ona
harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart, Çek kızarmış ekmek
kokusunu içine, Bak güzelim kahvaltının keyfine. Ayakkabıların
boyalı olsun, kokun mis, Önce sana güzel gelsin aynadaki
siluetin.. Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse,
aydınlık bir gün dile. Sonra koş git işine, dünden,
önceki günden, Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa
hepsini tamamla, Ohhh şöyle bir hafifle Bir güzel kahve
ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için "alo "de Hiç
işin olmasada öğle üzeri dışarı çık Yağmur varsa ıslan, güneş
varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa.. Yürü, yürürken
sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak Çiçek görürsen
kokla,köpek görürsen okşa, çocuk görürsen yanağından makas
al. Sonra,şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı, sen çok dar
da iken kimler seni ferahlattı, hani kapını kimsenin çalmadığı
günlerde kimler kapını tıklattı? Ne kadar uzun zamandır
aramadın onları değil mi? Hadi hemen uğrayabilirsen uğra,
arayabilirsen ara Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil,
kucaklar gibi sor.. Bu sadece onların değil, senin de yüreğini
ısıtacak, yüzünde güller açtıracak. Günün güzeldi
değil mi? Akşamın da güzel olsun.. Yemeğin ne olursa olsun,
masanda illaki kumaş örtü olsun.. Saklama tabakları, bardakları
misafire Sizden ala misafir mi var bu dünyada Ailecek kurulun
sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç
değil, Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar
gibi, eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var
akşamının.. Gece evinde, dostların olsun Sohbetin yemeğin,
kahkahan olsun.. Arkadaşım, hayat bu daha ne
olsun? Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!
|