|
Öyle asil bir hayvanı, kirli kavganıza alet etmeyin.
Yiyin birbirinizi, çirkefin batağına batın ama mahlûkatı türlü türlü
halkeden Mevlam’ın
yarattığı haysiyetli hayvanları kendi batağınıza çekmeye
kalkışmayın. Bir balinaya bakın, bir de kendinize. Sizin balinayı
kavganıza karıştıracak durumunuz mu var? Okyanusların bu yiğit
evladına kurban
olun…
Neymiş efendim, genel yayın müdürü Fethiye’de
balina gördüğünü yazmış, arkadaş da köşesinden “Akdeniz’de balina mı olur”
diye yazı yazmış, bu yazısı sansürlenince de bir gazeteci olarak “Gelemem arkadaş ben böyle
şeye” diye istifayı basmış. Sonra da böyle bir hareketi çok
beğenerek kendisini hemen satın alan rakip televizyona çıkmış bas
bas bağırıyor. Eski patronu ve genel yayın yönetmenin ne kadar
“baskıcı, sansürcü” adamlar olduğunu anlatıyor, inanılmaz
ifşaatlarda bulunuyor.
“Başbakan muhalif
gazetecilere baskı yaptırıyor diyenler yalan söylüyor. Ben Sayın
Erdoğan hakkında her türlü eleştiriyi yaptım, bir kez bile baskı
görmedim ama genel yayın yönetmenine Akdeniz’de balina olmaz dedim,
beni sansürlediler. Başbakanımız sansürcü değildir, sansürcü olan
Aydın Doğan’dır” diye gırtlağını
paralıyor.
Sanki ikisi birden sansürcü olamazmış
gibi…
Sanki on yıldır o gazeteden ben
ballı maaş alıyorum; sanki on yıldır o gazetede ilk kez sansür
yapılmış, sanki finans aleminde “Büyük patronun yakiniyim” diyerek
besili hindi gibi gezinen benim.
Meğer arkadaş bir süredir içeride sorun
yaşıyormuş bunun için “ulusalcıymış gibi yaptığı” fikirciklerinden
çarketmeye, Tayyip Bey’e yaklaşmaya, övgüler düzmeye başlamış. Ve
son zamanlarda Türkiye’deki her uyanık sansarın yaptığı gibi, “Ergenekon diye bir şey yoktur
sanıyordum, yanılmışım. Bir belge gördüm hayatım değişti”
diyerek başlamış icraata. Yani işi baştan sağlama alıyor arkadaş.
Belli ki suyu ısınmış, kendisine yeni pazarlar arıyor. “Burası olmazsa Star olur, Sabah
olur, Taraf olur” hesabı
yapıyor…
Olay şu: Başbakan’ın
şerrinden bunalan medya patronu, okyanus ötesindeki gözüyaşlı cemaat
liderinin himmetine sığınır. Bağlılığını ispat etmek için de Şeyh’in
jöleli saçlı müridini Amiral Gemisi’nde kilit noktaya getirir.
Tepede esmeye başlayan değişim rüzgarları, bodrum katındaki
fareleri telaşlandırır. Gemi alt üst olur, at izi it izine karışır.
Ortalığı yılanlar, çıyanlar, Allahsız tosbağalar, soysuz yılanlar
basar.. Birbirlerini yemeye
başlarlar.
20 Mart 2009 tarihinde www. heddam.com
adresinde yayımlanan yazımızı okuyucularımızın dikkatine tekrar
sunuyoruz.
KURT
KOCAYINCA HOCAEFENDİ’NİN MASKARASI OLURMUŞ (AYDIN DOĞAN’IN YENİ
KIBLESİNE DAİR)
Dikkat ettiniz mi Aydın Doğan’ın gazete ve
televizyonları Tayyip
Erdoğan’ın tacizleri karşısında nasıl da alttan alıyorlar, nasıl da
korkuyorlar. Hani kavgada zayıf olan taraf, “Karşılık verirsem daha çok
vurur” diye kendisini yumrukların gelişine terk eder ya, aynen o
pozisyonda Aydın Bey..
Aydın Doğan’ı en son iki sene kadar önce
Flash Tv’de Erhan Göksel’i ağlatırken gördük. Gücü sadece Flash
tv’ye ve Erhan Göksel’e yetiyormuş demek ki. Aslan gibi kükreyen o
Aydın Doğan gitmiş. Güya o kadar “demokrat”, o kadar elindeki
medyayı kişisel çıkarları için kullanmayan bir patron ki derdini
gidip yirmi bin tirajlı Taraf gazetesine anlatıyor; Amberin Zaman’a
dert anlatıyor.. Bu arada, kendi gazete ve televizyonları “kavgadan
uzak” bir görüntü veriyorlar. Aydın Bey’in ağlamaklı açıklamaları, “herhangi bir işadamının
açıklaması ne kadar yer alırsa” o kadar yer alıyor Doğan
grubunun gazetelerinde . Gazetelerin internet baskılarında bu tür
haberlerin altına yorum bile alınmıyor. Belli ki bu konuda enine
boyuna düşünüp bir tavır belirlemişler kendilerince. Böylece Tayyip
Bey’e, “Bak biz ne kadar etik
insanlarız, kamusal bir
meslek olan gazeteciliği kendi meselelerimize alet etmiyoruz”
mesajı veriyorlar. “Mesajı verene” ve “mesaj verilene” bak
Allaşkına? İkisinin de sicili birbirinden “iyi”
durumda(!)
Gören de Aydın Bey’i hayatında hiç siyasi
iktidarlarla kavgaya girişmemiş, hiçbir takım kumpasların içinde
olmamış, medyasını hiç kendi menfaatleri için kullanmamış
zanneder…
Tayyip Erdoğan açıktan yüklendikçe, bunlar “biz medeni insanlarız, kavga
etmeyeceğiz” ayaklarına yatıp bir yandan da sayfa eteklerinde
sinsi sinsi çakıyorlar.AKP hükümetine…Aydın Bey böyle manşetlerden
gazete eteklerine, satır aralarına düşecek adam mıydı? Düşmez kalkmaz
bir Allah işte..
Papuç pahalı…Papuç pahalı, risk büyük..Aydın
Bey’in başı sıkışınca el altından randevu alıp gizlice Ankara’ya
gideceği, gittiğinde
kendisine kapıları açacak bir “ordusu”, bir yargısı,
bir bürokrasisi yok artık..Aydın Bey’in yıllardan besleyip
büyüttüğü, sırlarına ortak ettiği, telaffuz edilmesi güç rakamlarla
maaşa bağladığı köşe yazarları, genel yayın yönetmenleri var mı
peki? O da şüpheli… Bizleri aptal zannediyorlar ama “Plaza’da”
herkesin gizliden gizliye kendi ikbalini aramaya giriştiği, “yandaş
medya” diye aşağıladıkları yeni baronlara inceden yağ çekme
eğilimine girdikleri çıplak gözle ta buradan bakınca bile görünüyor.
Tabii ki Ergenekon
üzerinden!
Ne yapacak Aydın Doğan, kime sığınacak?
Yolun sonuna gelmiş gibi bir kere.. Haydan gelen huya gider
Aydın Bey, niye telaş yapıyorsunuz ki? Gelmişsiniz 80 yaşına,
hayatınızın bundan sonraki kısmını F Tipi’nde geçirseniz n’olur,
Londra’daki malikanenizde geçirseniz n’olur? Medya patronluğunun
Erol Simavi’den size geçmesi de böyle olmadı mı? “Bunlar ne anlar
gazetecilikten?” diye Başbakan’ın damatlarını aşağılayanlar,
sizin kendi halinde bir
“yedek parçacıyken” birden bire medya baronu oluverişinizi nasıl da
unutmuş görünüyorlar…
Damat
mamat…
Bütün kurumların olduğu gibi medyanın da el
değiştirme anı gelmiş demek ki. Milletinizin çıkarlarını koruyan,
değerlerini gözeten bir yayıncılık yapmış olsaydınız, şimdi
arkanızda bir “millet” olurdu hiç değilse. Ama siz toplumu
kimliksizleştiren, kişiliksizleştiren yayın politikalarını tercih
ettiniz. Futbolcudan köşe yazarı, tele kızdan müteffekir icat
ettiniz.
Şimdi sığınacak liman
arıyorsunuz…
Çok akıllısınız
ya…
Bulup
bulabildiğiniz liman da Fethullah Hocaefendi’nin şefkatli kolları
oluyor…
Ne kadar hazin, ne kadar düşündürücü ve ne
kadar güldürücü biliyor
musunuz sırf “Acaba
Hocaefendi ile temas etmemi sağlayabilir mi?” umuduyla Akif
Beki gibi duvara toslamış bir devlet memurundan medet umuşunuz
…
Oysa “Bayram değil, seyran değil,
Akif Beki’nin Radikal’de ne işi var?” sorusunun peşine düşenler
ne kadar da çabuk buldular bu sorunun cevabını..
Tabii ya,
Başbakan’ın kovduğu bir memuru işe alarak ne yapmaya çalışıyor
olabilirdi ki bir medya patronu? Oysa Akif Beki’nin yıllar önce
Washington’daki resmi görevinin “Kanal 7 Temsilciliği” olduğunu
bilenler, gayrı resmi görevinin de “Hocaefendi’nin
mihmandarlığı” olduğunu biliyorlardı. Akif Beki’nin Tayyip
Erdoğan’ın yamacına Hocaefendi tarafından sokulduğu da Ankara’da
kimse için sır değildi.
“Koskoca Aydın
Doğan’a bak..Başbakan’ın kovduğu adam üzerinden Hocaefendi’ye
sığınmaya çalışıyor” derler diye hicap
bile duymadınız. Durumunuz o kadar vahim
yani…
E
faydası oldu mu bari Akif Beki’nin? İstediğiniz istikamette
çaba sarfederek hak ediyor mu verdiğiniz maaşı? Aman dikkat edin,
Tayyip Bey’i daha fazla sinirlendirmesin bu
iş.
“Kovulmuş memur
Akif” imajı yeterli
olmamış ki bir diğer
“Prensle”, Elif Şafak’ın kocası ile tamamlamaya
çalışıyorsunuz şimdi de “Hocaefendi’ye ulaşma timini”..Eyüp Can’ı
da Referans’tan Hürriyet’e taşıyarak taltif ettiniz. Yakında
“ekonomi” yazıları yazacakmış arkadaş. Birinci sayfadan şık bir
anons da yaptınız. Yakışır,
O da Hocaefendi’nin prenslerindendir. Hem de “kovulmuş memur
Akif’ten” daha muteber bir yeri var bildiğimiz kadarıyla. Haydi
hayırlısı, bakalım ikisi bir olup Hocaefendi’den bir randevu
koparabilecekler mi sizin
için…
Bu arada…Çankaya’dakini de boş
bırakmıyormuşsunuz… “Tayyip
Bey’in şerrinden bir sana bir hocaefendiye sığınırım” diye
mesajlar gönderip duruyormuşsunuz… “Çankaya’daki “de kendine has
kayıtsız gülümseyişi ve “derin şeyler düşünüyormuş” gibi
yaparak“hele seçimleri bir atlatalım” haberleri gönderiyormuş size
ha?
Kurt kocayınca gerçekten maskara
oluyormuş..Valla..Bunu bir kez daha
gördük..
Bilmiyor musunuz ki
o “malum üçlü” kendi aralarında ne kadar sorun yaşıyor
olurlarsa olsunlar, sizin harcanmanız söz konusu olunca mutabakata
halel getirmezler.
Siz de böyle kovulmuş adamlarla, ikinci el
adamlarla, Best seller yazarı kadınların kocalarıyla vakit
harcıyorsunuz işte…
|